O An

O An

125
0
PAYLAŞ

“Hepimizin  hayatında “O An” lar vardır.Bu hikayeninde bir “O An’ı” var . Bütünü görebilmek için bazen oraya bakmak gerekebilir…”

Hava soğuktu , yinede biraz nefes almak için dışarı çıktım.Hafiften bir yağmur belli belirsiz yüzümü aşındırıyordu.Ama iyi gelmişti dışarı çıkmak, soğuk hava kendime getirmişti beni .Ne de olsa  üç gün önce bankta otururken yaşadığım O An ın etkilerini hala üzerimden atamamıştım.Bana söyledikleri aklımdan çıkmıyordu bir türlü. Neden bukadar öfkelenmiştim ki ona! Eğer söyledikleri beni hiçbir şekilde yaralamasaydı, bu kadar öfkeyle haykırır mıydım yüzüne  “Yeter! Sus artık!” diye. Doğruları söylediği içinmiydi bu öfke ? Ya da madem ki bana bilmediğim bir nedenden ötürü nefretini kusuyordu neden ben alev alev yanıp  söylediği herşeyi reddettiğimde yüzü aydınlanmış ve tam da bu halimi görmek, işitmek  istiyormuş gibi şefkatle bakmıştı gözlerime?

Neyse ne !

Ağzının payını almıştı işte benden …

Eve döndüm,üşümüştüm, bir çay suyu koydum. Sonra köşeme çekilip geçen kış annemin ördüğü yün battaniyeyi omuzlarıma aldım.Bu battaniyeye her sarılışımda annemin sıcaklığı sarıyordu bedenimi.En son dün öğle saatlerinde konuştuk,yine ordan burdan. İyi geliyordu sesi, sıcacık güven veren bir anne sesiydi. En çok o teşvik etmişti beni, o yüreklendirmişti , sen yaparsın derdi hep kitabımdan bahsederken. Beş  yıldır yazmayı planladığım kitabımdan. Ne kadar da hevesliydim bunu ilk düşündüğümde . Ne kadar heyecanlıydım kitabımı  raflarda hayal ederken, ama şimdi heyecanımdan eser yoktu. Ne olmuştu da ben bu heyecanımı yitirmiştim ? Yıllar içinde yazdığım hiçbirşeyi  beğenmedim. Kalemime çektirdiğim eziyeti bir ben bilirim.Onlarca müsvette birikmişti içimde, hiçbirini temize çekemedim.

Zaten artık kimsenin bu konuda bana inancı da kalmadı . Hala ara ara lafı geldiğinde”Ne  oldu senin şu kitap?” diye yüzlerinde beliren hafif alaycı bir ifade ile dalga geçiyorlar benimle.Haksız da değiller hani. Ne yaptım ki onca yıl ? Neyi başardım ki ? Hayalden öteye gitmeyen düşüncelerim, gece uykuya dalarken refakat etmişti bana yıllarca, hepsi bu ! Yazdıklarım ise kapalı çekmecemde, güvende (!) Beceriksizin tekiyim işte ! Sürekli bir yarım kalma halindeyim. Yaptığım işlerin başı var sonu yok. Belkide zannettiğim kadar iyi bir yazar değilim .Belkide gerçekten bende olmayan, sadece olmasını arzuladığım bir ben yaratmak istedim hayallerimde! Bu soruların cevabı kimde peki ? Tam olarak ne istiyorum , niye istiyorum , nasıl istiyorum hiçbirini bilmiyorum..Bildiğim tek şey kuru kuru hayal etmek…

Aslında yazdıklarımı korkudan kimseye okutmadım. Ya beğenmezlerse diye. Ben beğenmediğime göre onlarda beğenmez heralde ! O zaman kimsenin beğenmediği bir şeyi benim de beğenmemem gerekiyor bu durumda. Böyle bakınca kulağa çok saçma geldi aslında.Bir yazar yazdıklarını önce kendi mi beğenmeli ? Yani kendi beğendiyse herkes beğenecek mi ? Sonuçta bu beğenilmeme endişesi  bulaşıcı bir hastalık gibi sarmıştı bedenimi. Ne zaman bir şeyler yapmaya kalksam bu hastalık nüksediyor, cesaretim kırılıyor ve başarısızlık korkusuyla birlikte  diğer bütün yapacaklarıma da bulaşıyordu.  En iyisi olduğumdan fazlasını istememek! Olmuş halim ne ? tabi buda ayrı bir soru. Amaaaan mutlu bir hayatım var dışarıdan bakıldığında , daha ne istiyorum ki ?

 

Peki ya içeriden bakıldığında ? İçeriden bakınca da bukadar mutlu görüyormuydum kendimi? Mutluysam madem , neden sürekli gezgin bir hüzün dolaşıyordu damarlarımda ? Herkes benden çok memnundu. Annemin güzel evladı , arkadaşlarımın can dostu , eşimin şevkatli eşi, işimin başarılı bir çalışanıydım .Peki kendimin neyiydim ben ? Kendimin korkağı, kendimin güvensizi kendimin değersizi ve beceriksizimiydim ? Bunları mı laik görmüştüm kendime ?

Doğru söylüyordu ! O gün o bankta bana doğruları söylüyordu! Boşuna öfkelendim, boşuna bağırdım ona okadar! Bana şimdiye kadar doğruları söyleyen belki de tek gerçek dostumun kalbini kırmıştım.

Birden koltuğumda doğruldum, onu bulmalıydım! bulup konuşmalıydım !

Çabucak üstümü giyindim ve onunla ilk rastlaştığımız yere gitmek üzere yola çıktım …                 

                                                                          

Bank yine boştu, zaman içinde kimbilir kimler oturmuştu ! Gittim oturdum ve beklemeye başladım.Bir on dakika kadar geçti .Ellerim üşümeye başlamıştı. Niye gelmedi ki?  Madem benimle ilgili bukadar şey biliyordu buraya geleceğimi de bilseydi ya ! Şu an  onunla konuşmaya çok  ihtiyacım vardı. Biraz daha bekledim , tam kalkacaktım ki , gölge gibi yine  bitiverdi yanıbaşımda. Oturduğum bankta biraz öteye kaydım , ona da bir yer açtım oturması için. Yanıma oturdu ve  yine o kendinden emin tavırla “Buraya niye tekrar geldiğini biliyorum”dedi.

Şu bilmiş hali beni deli ediyor gerçekten .Neyse şimdi hiç sırası değil.

“Bildiklerini bana da söylermisin?” diye sordum biraz küçümser bir tavırla.

Üç gün önce  burada yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışıyorsun.Bana kızdın öfkelendin, söylediklerimi sözde  reddettin ama kalbine yerleştiremedin, bak dayanamadın geldin. Korkakmısın Cesurmusun? Değersizmisin Değerlimisin ? Beceriksiz mi, yoksa Kabiliyetlimisin?  Bunları gerçekten içtenlikle cevaplamadan yola devam edemiyeceğini sende biliyorsun.”

 

 

Uzunca bir nefesi içime çektim ve bırakırken “Evet!  biliyorum! diye resmen tıslayarak cevap verdim.

“Biliyorum bilmesinede,  ne yapacağımı bilmiyorum”dedim arkasından.Bunu söylerken sanki son gücümü de harcamış omuzlarım önüme düşmüştü.

Önce benimle  barışacaksın”dedi.

Yüzüne baktım “Ben zaten seninle tekrar konuşabilmek için geldim buraya, ama kabul et sende çok ağır konuştun benimle…”

“Evet, ağır konuştum ama  o gün sana söylediklerim senin yıllardır için için kendine söylediklerindi. Ben senin sessiz cümlelerini  sana sesli olarak  tekrar ettim sadece. Dışarıdan duy kendini diye. Duy ki kendine neler ettiğini  farket diye. Benim görevim buydu ; seni sana duyurmak”.

Yüzüne bakmaya devam ediyordum.”Tamam barışalım o halde” dedim.

“Tamam barış o halde !” dedi.

İşte barışalım dedim ya!”

“Evet  dedin ! dudaklarının arasından çıkan birkaç kelimeyle ! Az  önce hepsi atmosfere karıştı gitti.”

“Ne yapayım ki başka ?” diye huysuzlandım.

“Bilmem ! Senin için bukadarı yeterliyse benim içinde yeterli”dedi ve kalktı gitti …

Bu sahneyi biryerden  hatırlıyorum sanki…

                                                                        

    Apartmana girdiğimde tuhaf bir yanık kokusu vardı. Yüreğimin kokusumuydu bu yoksa heryeri saran? Basamakları çıkarken koku daha da artmıştı .Son basamakları üçer adım hızlıca çıkıp evin kapısını açtım ve doğruca mutfağa koştum .Çaydanlık simsiyah olmuş kızgın bir alev topu gibi ocağın üstünde duruyordu. Hemen ocağın altını kapattım mutfak havlusuyla çaydanlığı beriye koydum ve  pencereyi açtım. Keskin bir Aralık soğuğu usulca süzüldü evimin içine. Salona geçtim, orta yerinde durdum , bomboştum  !Etim, kanım ,iliklerim, ruhum çekilmiş gibiydi , kuru bir iskelet yığınıydım sanki.

Çalışma odama gittim , çekmeceyi açtım orada öylece duran küskün kalemimi gördüm. Biraz mahcup, çekmeceden çıkarıp elime aldım kalemimi.Uzun zamandır hasrettik birbirimize .Avuçlarımda bir müddet tuttum.Yüreğim şu kalemin ucunun ucundaydı.Kalemime uzun zamandır can vermeyişimin sebeplerini düşündüm. Ne kadar da vefasız olduğumu farkettim.Bir kağıt çıkardım çekmecemden, üç gün önceye gittim ve o günden bugüne yaşadıklarımı , yüreğimden  kalemime, oradan da kağıda bırakıverdim . Yazdıkça içimdeki bozkırlar yeşerdi , kurumuş nehrime cansuyu geldi.Saatler geçti…

Başımı kaldırdığımda akşam olmuş hava kararmıştı.Yerimden kalkıp pencereyi kapattım. Ev biraz soğumuş ama yanık kokusu da  epeyce hafiflemişti.Tekrar masama döndüm yazdıklarıma uzun uzun  baktım…Kitabımın ilk sayfaları  önümde duruyordu…

Hemen yazdığım kadarını bilgisayarda  temize çektim. Korkumu, güvensizliğimi ,cesaretsizliğimi tek bir tuşa basarak geride bıraktım ve yazdıklarımı herkesle paylaştım. 2016’nın son çeyreğine kadar kitabımı tamamlayacağımı da altına not olarak ekledim!

Üzerimde tuhaf bir huzur, yarım olmayan ama garip bir hal vardı.Saat epey geç olmuştu.Güzel bir uyku çekmek üzere yatak odasına yürürken aklımda  “Yazdıklarım beğenilmezse ne olur?” sorusu vardı, cevabım ise yüzümdeki gülümsemede saklıydıŞimdi gerçekten barışma zamanı

Özlem Bayram

15 Aralık , 2015

 

BİR CEVAP BIRAK