Niçin Pireyi Deve Yaparız?

Niçin Pireyi Deve Yaparız?

135
0
PAYLAŞ

Çünkü ego pirelerle iyi hissetmez, rahat edemez; o develeri ister. Sefillik bile olsa bir köstebek yuvası olmamalıdır, bir Everest olmalıdır. Mutsuzluk bile olsa ego sıradan bir mutsuzluk istemez; o olağanüstü bir mutsuzluk ister!

Şöyle ya da böyle kişi birinci gelmek ister. O yüzden de kişi pireyi deve yapmaya devam eder durur. İnsanlar hiçbir şey yokken problem yaratıp durur. Binlerce insanla problemleri hakkında konuşmuşumdur ve henüz gerçek bir sorunla karşılaşmadım! Tüm sorunlar uyduruk; onları sen yaratıyorsun çünkü sorunlar olmadan kendini boş hissediyorsun. Sorunlar olmadan yapılacak hiçbir şey yok, kavga edilecek bir şey yok, gidecek bir yer yok. İnsanlar bir gurudan diğerine, bir ustadan diğerine, bir psikanalizciden diğerine, bir yüzleşme grubundan diğerine gidip duruyor, çünkü eğer gitmezlerse boşluk hissedecekler ve hayatın anlamsızlığını hissedecekler birden. Sorun yaratırsın ve bu sayede de hayatın çok büyük bir iş, bir gelişim olduğunu hissedersin çok çetin mücadele etmek zorundasındır.
Ego sadece mücadele ettiğinde, savaştığında var olabilir, unutma. Ve sorun ne kadar büyükse, meydan okuma ne kadar büyükse, egon da o kadar yükselir, yükseğe havalanır.

Sorunlar yaratırsın. Sorunlar var olmaz. Şimdi eğer izin verirsen, pireler dahi yoktur. Bu da senin hilendir. Diyorsun ki, “Tamam, develer olmayabilir ama pireler vardır.” Hayır pireler dahi yok; bunlar senin yaratımların. Önce hiçbir şey yokken pireleri yaratıyorsun, sonra da pirelerden develeri yaratıyorsun.

Ve rahipler ve psikanalizciler ve gurular mutludur çünkü onların tüm ticareti senin sayende var olur. Şayet hiçbir şeyden pireler yaratmazsan ve pirelerden de develer yaratmazsan, guruların sana yardım etmelerinin ne yararı olur? Önce yardım edilecek bir durumda olman gerekir.

Lütfen yaptığın şeye bir bak, ne saçmalıklar yapıyorsun. Önce bir sorun yaratıyorsun, sonra da çözüm arayışına giriyorsun. Sadece niçin sorunu yarattığını izle. Sorunu yaratıyorken, çözüm ta en başındadır; yaratma onu! Fakat bu seni cezp etmez çünkü o zaman birden kendi üstüne dümdüz fırlatılırsın. Yapılacak hiçbir şey yok? Aydınlanma yok, satori yok, samadhi yok? Ve sen derinden huzursuzsun, boşsun, kendini her ne ile olursa olsun doldurmaya çalışıyorsun.

Tam şu anda tüm sorunları bırakabilirsin çünkü onlar senin yaratımların.

O halde sorunlarına bir kez daha bir bak. Derinlemesine baktıkça, daha küçük görüneceklerdir. Onlara bakmayı sürdür ve yavaş yavaş kaybolmaya başlayacaklar. Bakmaya devam et ve boşluk olduğunu; güzel bir boşluğun seni sarmaladığını bulacaksın. Yapılacak hiçbir şey yok, hiçbir şey olmaya gerek yok çünkü zaten osun.

Aydınlanma edinilecek bir şey değildir, sadece yaşanılır. Ben aydınlanmaya eriştim dediğimde basitçe onu yaşamaya karar verdim demektir. Bu kadarı yeter! Ve o zamandan beridir onu yaşamaktayım. Artık sorun yaratmakla ilgilenmemen bir karardır; hepsi bu. Artık şu sorun yaratma ve çözüm arama saçmalığıyla bir işinin kalmaması bir karardır.

Tüm bu saçmalık kendi kendinle oynadığın bir oyundur. Kendi kendine saklanıyorsun ve kendi kendini yakalamaya çalışıyorsun; her iki taraf da sensin. Ve bunu biliyorsun! Bu yüzden ben bunu derken gülüyor, kahkaha atıyorsun. Komik bir şeyden bahsetmiyorum; bunu anlıyorsun. Sen kendi kendine gülüyorsun. Sadece gülmene bir bak, sadece kendi gülümsemene bir bak; bunu anlıyorsun. Böyle olmak zorunda çünkü bu senin kendi oyunun. Sen saklanıyorsun ve kendini yakalamak ve bulabilmek için bekliyorsun.

Kendini tam şimdi bulabilirsin çünkü saklanan sensin. Bu nedenle Zen insanları insanların kafalarına vurup duruyor. Ne zaman biri gelip “Bir Buda olmak istiyorum,” diye sorsa usta çok kızar. Bu kişi saçmalıyor, o bir Budadır. Şayet Buda bana gelip nasıl bir Buda olunacağını sorarsa ne yapmam beklenebilir? Kafasına vuracağım! “Sen kimi aptal yerine koyduğunu sanıyorsun? Sen bir Budasın.”

Kendin için gereksiz yere bela çıkarma. Eğer bir sorunu nasıl daha büyük ve daha büyük ve daha büyük hale getirdiğini, onu nasıl fır fır döndürdüğünü ve tekerleği nasıl daha hızlı ve daha hızlı ve daha hızlı hareket ettirdiğini izleyebilirsen, bir kavrayış üzerine güneş gibi doğacaktır. O zaman ansızın sefaletinin üzerinde bulursun kendini ve tüm dünyanın sempatisine ihtiyaç duyarsın.

Sen çok büyük bir sorun yaratıcısın…sadece bunu anla ve birden problemlerin yok olacak. Sen mükemmel bir şekle sahipsin; sen mükemmel doğdun, tüm mesaj budur. Sen mükemmel doğdun; mükemmellik senin en derindeki doğandır. Sadece onu yaşamak durumundasın. Karar ver ve onu yaşa. Şayet bu oyundan bıkmadıysan devam edebilirsin ama neden olduğunu sorma. Biliyorsun. Neden basit. Ego boşlukta var olamaz, o bir şeyle savaşmaya ihtiyaç duyar. Hayalindeki bir hayalet bile işe yarayacaktır ama savaşacak birisine ihtiyaç duyarsın. Ego sadece çatışmada var olur; egonun bir varlığı yoktur, o bir gerginliktir. Ne zaman bir çatışma varsa gerginlik yükselir ve ego var olur; çatışma yoksa gerginlik kalkar ve ego yok olur. Ego bir nesne değildir, bir gerginliktir.

Ve elbette hiç kimse küçük gerginlikler istemez, herkes büyük gerginlikler ister. Şayet senin kendi problemlerin yetmezse, insanlık hakkında ve dünya hakkında ve gelecek hakkında ….sosyalizm, komünizm ve tüm bu çöplükler hakkında düşünmeye başlarsın. Sanki bütün dünya senin tavsiyelerine mahkûmmuş gibi onun üzerinde düşünmeye başlarsın. O zaman, “İsrail’de ne olacak? Afrika’da ne olacak?” diye düşünmeye başlarsın.

Ve tavsiyelerde bulunmaya devam edersin ve sorun yaratırsın.

İnsanlar çok heyecanlanır ve uyuyamazlar çünkü bir takım savaşlar sürüyor. Çok heyecanlanırlar. Kendi hayatları o kadar sıradan ki başka bazı kaynaklardan sıra dışılıklar edinmek zorunda kalacaklar. Ulus zor bir dönemde ve onlar ulus ile özdeşleşir. Kültür zor bir dönem geçiriyor, toplum zor bir dönem geçiriyor; şimdi daha büyük sorunlar var ve sen onlarla özdeşleşirsin. Sen bir Hindusun ve Hindu kültürü zor durumda; Sen bir Hıristiyansın ve kilise zor durumda. Tüm dünya tehlikede. Artık sen sorunun aracılığıyla büyük hale gelirsin.

Egonun bazı problemlere ihtiyacı vardır. Bunu anlarsan, bu kavrayışın kendisinin içinde tekrardan develer pireye dönüşür ve sonra da pireler yok olur. Ansızın bir boşluk, her tarafta saf bir boşluk vardır. Aydınlanma denen şey tamamen buna ilişkin bir şeydir; hiçbir sorun olmadığının derinden anlaşılmasıdır.

O zaman, çözülmesi gereken sorun yokken ne yapacaksın? Birden yaşamaya başlayacaksın. Yiyeceksin, uyuyacaksın, seveceksin, sohbet edeceksin, şarkı söyleyeceksin, dans edeceksin; yapılacak başka ne var ki? Bir tanrı haline geldin, yaşamaya başladın.

Şayet bir Tanrı varsa kesin olan bir şey var: Hiçbir sorunu olmayacaktır. Bu kadarı kesindir. O zaman tüm vaktinde ne yapacak? Sorun yok, danışılacak psikiyatr yok, gidip teslim olunacak bir guru yok…Tanrı ne yapıyor? Ne yapacak? Çıldırıyor, deliriyor olmalı! Hayır, o yaşıyor; onun hayatı tamamıyla yaşamla dolu. Yiyor, uyuyor, dans ediyor, âşık oluyor ama hiçbir sorun olmadan.

Tam şu anı yaşamaya başla ve daha çok yaşadıkça daha az sorun olduğunu göreceksin. Çünkü artık senin boşluğun çiçek açıyor ve yaşıyor, buna gerek yok. Yaşamadığında aynı enerji acılaşır. Bir çiçek haline gelecek olan enerji tıkanır. Ve tomurcuklanmasına izin verilmediğinde kalpteki bir diken halini alır. O aynı enerjidir.

Küçük bir çocuğu, bir köşeye zorla oturup tamamıyla hareketsiz, kıpırdamaz hale gelmesini söyle. Ne olduğunu gözlemle…sadece birkaç dakika önce mükemmelen rahattı, akıyordu; şimdi yüzü kıpkırmızı olacaktır çünkü kendisini zorlamak, tutmak zorunda kalacaktır. Tüm bedeni kaskatı hale gelecektir ve yerinde duramayacaktır ve kendisinin dışına zıplamak isteyecektir. Enerjiyi kıpırdamadan oturmaya zorladın; artık onun bir amacı yok, anlamı yok, hareket edecek alanı yok, tomurcuklanacak ve çiçek açacak bir yer yok; tıkanmış, donmuş, katılaşmıştır. Çocuk cehennem azabı çekiyor, geçici bir ölüm bu. Şimdi eğer çocuğa yeniden bahçede koşuşturmasına ve oynamasına izin vermezsen sorun yaratmaya başlayacaktır. Fantezi kuracak; zihninde sorunlar yaratacak ve bu sorunlarla boğuşmaya başlayacak. Büyük bir köpek görecek ve korkacak ya da bir hayalet görecek ve onunla savaşmak zorunda kalıp ondan kaçacak. Şimdi o problemler yaratıyor; bir önceki an her yöne doğru, etrafta akan aynı enerji tıkanmıştır ve tatsızlaşmıştır.

Şayet insanlar biraz daha çok dans edebilir, biraz daha çok çılgınlaşabilirse enerji daha iyi akacaktır ve onların sorunları yavaş, yavaş kaybolacaktır.

Bu nedenle dans üzerinde fazlasıyla ısrar ediyorum. Orgazm olana kadar dans et; bırak tüm enerji bir dansa dönüşsün ve birden göreceksin ki bir kafan yok; kafanda tıkalı kalmış enerji her yerde hareket ediyor, güzel desenler, hareketler, resimler yaratıyor. Ve dans ettiğinde bedeninin artık katı bir şey olmadığı, esneyen, akan bir şey olduğu bir an gelir. Dans ettiğinde artık sınırlarının o kadar belirgin olmadığı bir an gelir; erir ve kozmosla karışırsın, sınırlar karışıyor.

Bir dansçıyı izle; onun bir enerji olgusu haline geldiğini, artık sabit bir form olmadığını, bir çerçevede olmadığını göreceksin. Çerçevesinin, şeklinin dışına akıyor ve daha canlı hale, daha canlı ve daha canlı hale geliyor. Fakat sadece sen kendin dans edersen gerçekten ne olduğunu bileceksin. İçerdeki kafa kaybolur; yeniden bir çocuksun. O zaman sorun yaratmazsın.

Yaşa, dans et, uyu her şeyi mümkün olduğunca tam olarak yap. Ve tekrar ve tekrar hatırla: “Ne zaman kendini herhangi bir sorun yaratırken yakalarsan kendini hemen onun içinden sıyır. Bir kez sorunun içine girdiğinde bir çözüme ihtiyaç olacak. Ve bir çözüm bulsan dahi, bu çözümün içinden bin bir tane başka sorun çıkacaktır yeniden. Bir kez ilk adımı kaçırdığında yeniden tuzağa düştün.

Ne zaman kendini bir sorunun içine doğru girerken görürsen, kendini yakala; koş, zıpla, dans et ama sorunun içine girme. Hemen bir şeyler yap ki sorunu yaratan enerji sıvılaşsın, buzları çözülmüş hale gelebilsin; eriyip kozmosa geri dönsün.

İlkel insanların pek çok sorunu yoktur. Hindistan’da hiç rüya dahi görmediğini söyleyen ilkel gruplarla karşılaştım. Freud bunun mümkün olabileceğine inanamazdı. Onlar rüya görmez ancak, şayet arada bir birisi rüya görecek olursa – ki bu çok ender bir olaydır – tüm köy oruç tutar, Tanrıya dua eder. Bir şey yanlış gitmiştir, yanlış bir şey olmuştur…bir kişi rüya görmüştür. Bu onların kabilelerinde asla olmaz çünkü onlar o kadar tam bir şekilde yaşarlar ki uykuda tamamlanmak üzere kafada hiçbir şey kalmaz.

Tamamlamadan bıraktığın ne varsa rüyalarında tamamlanmak zorundadır; yaşamadığın her ne varsa bitmemiş bir iş olarak kalır ve kendisini zihinde tamamlar; rüya denilen şey budur. Tüm gün düşünmeye devam edersin. Düşünmek sadece yaşamak için kullandığından daha fazla enerjin olduğunu gösterir; senin sözde hayatının ihtiyaç duyduğundan daha fazla enerjin var.

Gerçek hayatı ıskalıyorsun. Daha çok enerji kullan, o zaman taze enerjiler akıyor olacak. Sen sadece bir cimri olma. Onları bugün kullan; bırak bugün tam olsun; yarın kendi başının çaresine bakar, yarın hakkında endişeye kapılma. Kaygı, problem, endişe, bunların hepsi sadece bir tek şeyi; doğru bir biçimde yaşamadığını, hayatının henüz bir kutlama, bir dans, bir şenlik olmadığını gösteriyor. O yüzden de tüm bu sorunlar…

Yaşarsan ego yok olur. Hayat ego nedir bilmez, o sadece yaşamayı, yaşamayı, yaşamayı bilir. Hayat benlik, merkez nedir bilmez; hayat ayrım nedir bilmez. Nefes alırsın; hayat içine girer. Nefes verirsin; sen hayatın içine girersin. Ayrım yoktur. Yersin ve ağaç meyve aracılığıyla içine girer. Sonra bir gün ölürsün, toprağa gömülürsün ve ağaçlar seni emer ve sen bir meyveye dönüşürsün. Çocukların da seni tekrardan yiyecek. Sen atalarını yemektesin; ağaçlar onları meyvelere dönüştürmüştür. Sen bir vejetaryen olduğunu mu sanıyorsun? Görünüme aldanma. Hepimiz yamyamız.

Hayat tektir, o hareket etmeye devam eder. O senin içine gelir; senin içinden geçer. Aslında, senin içine geldiğini söylemek doğru değildir çünkü sanki hayat senin içine gelir ve senin dışına çıkarmış gibi anlaşılır. Sen var olmuyorsun; yalnızca hayatın gelmesi ve gitmesi var olur. Sen var olmuyorsun; sadece sonsuz sayıda biçimiyle, enerjisiyle, milyonlarca … hayat var oluyor. Bunu bir kez anlayabilirsen, bırak bu anlayış senin yegâne kanunun olsun.

OSHO