Nereden Çıktı Bu Aptal ve Hasta Çocuklar?

Nereden Çıktı Bu Aptal ve Hasta Çocuklar?

1593
0
PAYLAŞ

Geçtiğimiz günlerde canımı sıkan bir ağrı yüzünden doktora gittim. Dikkatsizliğim sonucu kendi kendime yaptığım bir sakatlık olduğunu sanırken, doktor ne dese beğenirsiniz? Kronik romatizmal bir hastalığım olabilirmiş ve bir an önce ilaca başlamazsam hastalık ilerleyerek çok daha kötü şeylere yol açabilirmiş.

Peki, benim gibi sağlıklı (sağlıklı beslenen, spor yapan, iyimser, enerjik, çalışkan) bir insan ne ara kronik hasta olmuştu?

Hemen araştırmaya başladım ve meğer tıpta artık “ilaç ilaç ilaç” diyen bakış açısına yeni yeni alternatifler çıkmaya başladığını gördüm. “Bütünsel tıp” veya “işlevsel tıp” diye tabir edilen bu yeni ekol şöyle diyordu: Bir belirtiyi ortaya çıkarabilecek onlarca, yüzlerce faktör olabilir. Belirtiyi ve varsaydığımız “hastalığı” ilaçla baskılamak yerine bu sebeplere odaklanırsak, kalıcı ve sürdürülebilir bir sağlıklı yaşama erişebiliriz. Bu faktörler de tahmin edebileceğiniz gibi, öncelikle genetik yapımız, sonra yediklerimiz, içtiklerimiz, uyku düzenimiz, hareket sıklığımız ve şeklimiz, yaşamımızdaki stres faktörleri (artık onu siz sayın), vs. imiş. Artık bunları da dikkate alan doktorlar ve tıp fakülteleri olduğunu duymak beni rahatlattı.

“Hasta” diye etiketlenip tedavi edilmek yerine sağlıklı bir yaşamı oluşturmak benim elimdeydi. Genetik yapıma uygun beslenirsem ve yaşarsam, sağlıklı olabilirdim. Başka beslenme ve yaşama şekillerini vücuduma dayatırsam, vücudum hasta olmakta haklıydı.

Peki ya hasta ve aptal çocuklar?

Bu, ister istemez aklıma hayatımız boyunca bize dayatılan bin türlü şeyi getirdi: Okula gitmek, okulda aldığımız dersler, yaptığımız meslek seçimleri…  Genetik yapımıza, yaradılışımıza uygun olmayan, ama zorla bize yaptırılan şeyler.

Örneğin, bazı çocuklar matematikte çalışkan arılar gibi vızır vızır soruları çözerek parlıyor, bazıları ise o kadar da vızıldamıyordu. Bazı çocuklar çok güzel yazı yazıyor, hatta çok erken konuşmaya başlayıp düzgün cümleler kuruyor, bazıları ise kendini konuşarak o kadar da iyi ifade edemiyordu. Nedense ilk gruptaki çocuklar hep “akıllı,” “aferin,” “maşallah,” diğerleri de hep “yaramaz,” “tembel,” tükakaydı.

Yazık değil miydi ikinci gruptakilere?

Gelin kabul edelim. Hepimiz matematiğe yatkın doğmuyoruz. Hepimiz doğuştan sözel ifadeye de yetenekli değil. Bazılarımızda süt şişkinlik yapıyor, bazılarımız erken yaşta gözlük takmak zorunda kalıyor.

Peki hal böyleyken, her birimizden o lanet olası karnede aynı notu beklemek biraz fazla haksızlık olmuyor mu?

Gelin yine kabul edelim. Günümüz sanayileşmiş toplumlarında matematik ve sözlü ifade yeteneği herkesten beklenen özellikler; adeta “varsayılan ayarlar” olarak çocuklara yerleştirilmesi gereken beceriler. Peki, herhangi bir işin gerektireceği temel matematik ve dil bilgisinin ötesinde, ileri seviyede başarılar elde etmelerini neden her çocuktan bekliyoruz?

Cevap sanırım çok basit: Hiç kimse kendi çocuğunun “aptal” olduğunu kabullenmek istemiyor. Peki, matematik ve dile yatkınlığı olmayan çocuklar gerçekten “aptal” mı?

Geçtiğimiz aylarda çıkan iki kitap bu cüretkâr sorulara kapı gibi yanıtlar veriyor. Genlerin G’si: Eğitim ve Başarıda Kalıtımın Etkisi, doğuştan gelen “yatkınlıklarla” ilgili aileler için çok kritik bilgiler sunuyor. Örneğin, bizzat bendenizin kendi hayat hikayesine dokunan çok ilginç bir bulgudan bahsediliyor: Yazarların 30 yılı aşkın süredir ikizlerle yaptıkları çalışmalardan çıkan sonuçlara göre, hem fen-matematiği hem de sözel becerisi yüksek olan insanların fen, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında bir kariyer seçme ihtimali daha düşük. Yani bu demek oluyor ki, çocuğunuzun hem matematiği hem Türkçesi yıldızlı pekiyi olabilir. Ancak istatistiki olarak, onun yapacağı kariyer tercihinin Fen-Matematik değil de, sözel alanda bir meslekten yana olması çok daha olası.

Bazılarınızın pek de hoşuna gitmedi, değil mi?

Diğer kitap da işte bu duyguyla nasıl başa çıkacağınıza dair öneriler sunuyor. Özellikle ergenlik çağında aileyle gençler arasında çatışma olarak kendini gösteren bu meseleyi, Ergenlik Hakkında Her Şey (Richard M. Lerner) adlı kitap herkesi rahatlatacak, “gazını alacak” biçimde ortaya koyuyor.

Madalyonun İki Yüzü

Gerçek şu ki, hepimiz bazı zayıf ve güçlü yönlerle dünyaya geliyoruz. Bizden beklenen başarılar tepemize çökmediği sürece, hiçbirimiz “aptal” veya “hasta” değiliz. Yalnızca belli yatkınlıklarımız var ve bunların gelişip birer beceriye dönüşebilmesi için uygun ortama, havaya, suya ve yemeğe ihtiyacımız var.

Genlerin G’si kitabından size ilginç bir örnek daha: Sigara alışkanlığı gibi bağımlılıkları belirleyen bir gen var. Ve bu geni taşıyan çocukların beyinlerinde bir şekilde sigaranın tatmin ettiği bir hormonal mekanizma çalışıyor. İlginç olan şu ki, beyinlerinin ihtiyaç duyduğu o uyarılmayı pek ala sporla da başarabiliyorlar. Yani çocuk sigaraya başlamadan spora başlarsa, sigara ihtiyacı hissetmediği bir hayat yaşaması gayet de mümkün. Onu sigara tiryakisi veya hareketli ve atletik bir gence dönüştürmek ise sizlerin elinde.

Genetik Yapı Kader mi? Bu Kaderi Kim Değiştirecek?

Anneler, babalar, anlayacağınız bir insanın hayatının sorumluluğunu siz taşıyorsunuz ve yükünüz çok büyük. Ama gelin gerçeklerle yüzleşelim, sizler de insansınız! Bu kadar çok etkenin arasında çocuklara doğru yaklaşımı nasıl sergileyeceksiniz?

İşte, Ergenlik Hakkında Her Şey kitabı da sizlere bir el kitabı, bir ilk yardım çantası mahiyetinde bu önemli soruya cevap veriyor. Bana sorarsanız bahsettiğim bu iki kitap, tatil zamanı anne-babaların (ve hatta merak eden gençlerin) alıp okuyabileceği ve ikinci dönem itibariyle hayatlarına mutlu mesut, rahatlamış devam edebilecekleri iki hazine gibi.

Genlerin G’si kitabını şuradan almak mümkün. Ergenlik Hakkında Her Şey kitabı içinse bu linki (Ergenlik Hakkında Her Şey) kullanabilirsiniz.

 

Ceren Yalın

Sola Unitas Academy’de İzotomi Sayısal Verileri Koordinatörü olarak çalışmakta olan Ceren Yalın Dansola, Öğrenci Koçluğu, Kuşaklar Arası İletişim gibi eğitimleri yürütmektedir.  Harvard Üniversitesi Extension School’da Gelişim Psikolojisi dersleri almış ve bu alana yönelmiştir. Koç Üniversitesi’nde tamamladığı Gelişim Psikolojisi yüksek lisans tezini Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı ile başarı ve değişebilirlik algısı, bunun ergenlik çağında gelişimi ve bu gelişimde ailenin rolü üzerine yazmıştır. Ardından Tufts Üniversitesi’nde (A.B.D.) ergenlikte pozitif gelişim alanının öncü ismi Prof. Richard Lerner ile doktora çalışmalarına başlamıştır. Prof. Dr. Lerner’ın araştırma laboratuarı Institute for Applied Research in Youth Development’ta (Ergenlikte Gelişim – Uygulamalı Araştırma Enstitüsü) yapılan araştırmaların bir parçası olarak ergenlik çağında aile ilişkileri; başarı, değişebilirlik ve gelecek algısı; hareket ve yaratıcılık içeren aktivitelerin pozitif ergen gelişimine katkısı gibi konularda çalışmalar yürütmektedir.

 

BİR CEVAP BIRAK