Ne Ekersen Onu Biçersin

Ne Ekersen Onu Biçersin

185
0
PAYLAŞ

Takvim yaprakları 1929 yılını gösterdiğinde ‘Büyük Buhran’ adını alacak bir kriz dünyanın üzerine düşmüştü. Her ne kadar siyasi ve ekonomik yanlış hamlelerin bir sonucu olsa da tahmin edilemeyecek kapsamda yayılmıştı. Dünyadaki üretimin %50 azalmasına sebep olurken 50 milyona yakın işsizlik sonuçları ile tarihe adını geçirmişti. Bir gün önce varlıkları ile bilinen kişiler ve şirketler bir gün sonra açlığa sürüklenmişti. Para o kadar yok durumuna gelmiş ki takas usulü alışveriş yöntemi ile ihtiyaçlar karşılanır olmuştu. Ekonomik etkisi kadar toplumda 10 yıl süren psikolojik etkiler doğurmuştur.

Türkiye’de ise ithalat-ihracat kollarını arttırmak üzere ayrı bir takas modeline geçiş görülmekte ve yine tarihe geçen 1933-1938 birinci kalkınma planı faaliyetine başarılı şekilde devam ediyordu. Aslında bu büyüme liberal ekonomi seçimi ile başlayan ama gelişmelerin işe yaramaması ile devlet kontrolüne geçmesini sağlayan kararların 1923 İzmir İktisat Kongresiyle başladığını söyleyebiliriz. Yani büyük buhrandan önce hazırlanan ekonomik plan ve hamleler.

Yaklaşık bir aydır ülkemizde hepimizin ortak gündemi korona virüs oldu. Sağlık tehditleri ile başlayan salgın kısa zamanda ekonomik gücünü de göstermeye başladı. Öyle ki ileri zamanda şirketlerin vizyon açılımları yeniden yazılacak.

Birçok sektör ve işletme elinde olmayan sebeplerle hazırlıksız yakalanmış gibi olsa da aslında kriz yönetimi konusuna gelmek istiyorum.

Bu virüs bize ne öğretti?

Belki de en önemli soru bugünlerin sonrasında bu olacaktır. Düşünceyi felsefi açıdan çok entelektüel açıdan ele almanızı isterim. Çünkü bu zorlu süreçlerin sonunda ekonomik olarak başka bir kriz yaşanacaktır. İstihdamın ve üretimin azaldığı, durduğu bu dönemlerin faturası likitide akışını ve alım gücünü etkileyecektir.

“Krizlerin, organizasyonun karakterini geliştirmeye gerçekten yardımcı olduğuna inanıyorum.” – John Sculley

Salgın tehlikesi ile beraber alınan devletin aldığı yeni kararnamelerde geçici değişimler söz konusu olmuştur. Bankacılık sektörü ve buna bağlı iş ortaklarını kapsayan kararların etkisi ölçülmese de büyük bir üretimi etkisi altına almaktadır. Bu kararlar arasında gecikmiş alacakların 180 güne çıkarılması toplumda ekonomik refah sağlasa da sektörde çalışan hukuk bürosu ve collection sektörünü etkileyecektir. Teknolojik alt yapı ve sistemi uygun olan hukuk bürolarının birçoğu evde çalışma modeli ile rutin işlerine devam ederken, birçoğu küçülmeye gitmiştir. Bankacılık sektörü Kastel’li krizi ve birçoğumuzu etkileyen 2001 ekonomik krizini yaşamış ve deneyimleri ile yolculuğuna devam etmiş olsa da şu an istihdam sağladığı yapı gereği farklı tedbirler almak durumunda kalacaktır. Ki bildiğim birkaç büyük banka bu konuda iş ortaklarına bazı özel çalışma destekleri sağladı. Gündemi yakın takip ederek gerek çalışma standartları gerekse tedbirler konusunda hızlı aksiyon aldı.

Krizin en önemli özelliği beklenmeyen bir anda gelmesidir. Yaşadığımız dönemin koşullarını ele alacak olursak da her türlü kriz ile karşılaşabileceğimizi ön görebilmeliyiz. Değişen ekonomik ve teknolojik gelişmeler bugün yaptığınız işleri ve kazançları boşa çıkarabilir. Nereden ve nasıl bir kriz yaşayacağımızı bilmediğimiz için bu terimi kullanmamız oldukça aşikardır; aynı anlamda birçok kelime varken. LC Waikiki ve Benetton markalarının yaşadığı krizleri araştırırsanız kriz çeşitliliklerini daha iyi anlaşılmasına örnek olabilir.

“Riskler, insanların ölçüsüdür. Risk almayan insanlar, sahip oldukları şeyleri korumaya çalışırlar. Risk alanlar ise, sonunda daha fazlasına sahip olurlar.” – Paul Arden

Şirketinizi büyük bir yolcu gemisi gibi düşünün. Siz de bu geminin kaptanısınız. Güzel bir havada yolculuk elbet güzel ve keyiflidir kıtadan kıtaya. Ama iklim her zaman istenilen gibi olmaz açık denizlerde. Ve büyük bir geminin kontrolünü kaptan olarak sadece sizin sağlamanız zordur. Güverteciden, çarkçıya, yağcıdan miçoya ihtiyaç vardır. Eğer bir fırtınaya denk gelirseniz bu ekibe görevleri açısından ihtiyacınız olacaktır.

Victor Hugo’nun sözünde olduğu gibi; ‘’Kimse senin dalgalarla nasıl boğuştuğuna bakmaz. Gemiyi limana getirip getirmediğine bakar.’’

O zaman limana ulaşmak için geminize dolayısı ile ekibinize iyi bakın.

Ender ERMİŞ

Yönetici Koçu