Nazar Değmesin…

Nazar Değmesin…

600
0
PAYLAŞ

Hayatımızda çoğu kez türlü aksilikler yaşarız. Başımıza kötü bir olay geldiğinde, ayağımız taşa takılsa tökezlenip düşsek nazar değdi, göze geldik deriz. Hoş bazen de dikkatsizliğimizden sakarlığımızdan da olur ama çoğunlukla nazara bağlarız olayı…

Peki, Nazar değmesi inancı nasıl ortaya çıkmış?
Nazar inancının ardındaki güç, bakışın ruhla bütünleşmesidir. Nazar değmesi ile ilgili olarak en çok kabul gören görüş, gözdeki yansımadır. Eski insanlar sudan, aynadan yansıyan görüntülerinin kendi ruhları olduğuna inanıyorlardı. Karşılarındaki insanın gözleri içinde kendi küçük görüntülerini görünce tehlikede olduklarını, ruhlarının karşısındakinin gözleri içinde hapsolduğunu sanıyorlardı. Bu korkunun dünya çapında genel bir inanca dönüşmesinin, şimdi Irak’ın bulunduğu topraklarda yaşamış eski Sümerlerden kaynaklandığı sanılıyor. Sümerlerin inançlarına göre bazı insanlar bakarak suları kurutabilir ve bu nedenle ölüme sebep olabilirlerdi. Sonradan bu inanç, bir bakışla yaşayan şeyleri de kurutabilme yönünde gelişti. Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu inanca, sayılarının daha az olması sebebiyle, mavi gözlü insanların daha fazla nazarlarının değdiği inancı da ilave edilmiştir. Bu nedenle buralarda nazarı geri itmek veya ayna gibi yansıtmak için mavi göz şeklinde camdan yapılan nazarlıklar, nazarın değebileceği düşünülen her yere takılmaktadır.

Aslında her hangi bir şeye negatif duygularla bakmamıza da gerek yok, zira çok sevdiğimiz, çok beğendiğimiz her şeye nazar değdirebiliriz.

Bazen elimizde olmadan neye baksak ona zarar veririz. Çok beğendiğimiz bir şeyler düşer, kırılır nazar çıktı deriz, çiçekler kurur, evde beslediğimiz evcil hayvanlar ölür, türlü kazalar yaparız. Hatta özellikle ev ya da araba aldığımızda kurban keseriz kan akıtmanın nazara, kazaya, belaya karşı iyi geleceği koruyacağı düşünülür.

Hiç unutmuyorum yıllar önce bir masanın etrafında üç arkadaş oturmuş sohbet ediyorduk masanın ortasında çok kalın, yere atsan kırılmayacak kadar sağlam bir kül tablası duruyordu. Bir anda gözümüzün önünde tabla üç parçaya bölündü hepimiz birden bire donup kaldık. Aslında o an biraz da korkmadık desek yalan olur, sonrasında bizde bu olayı nazara bağlamıştık. Sanırım hepimizin enerjisi oldukça yüksekti, hatta içimizden birinin gözleri de maviydi. İmkânsızı başarıp yerinde duran cam tablayı üçe bölmüştük…

Nazar, taşı bile çatlatır derler. Peki, ama nasıl korunacağız bu nazar denen ışından? Tıpkı lazer ışını gibi delip geçiyor, yakıp yıkıyor. Yüz yıllardır nazardan korunmak adına, mavi nazar boncukları takılır, dualar yazdırılır, hamsalar yapılır, Horusun gözü, Fatıma Ananın Eli gibi birçok objeler kullanılmaktadır. Hatta nazardan bahsederken Allah korusun deyip kulak memesini tutup bir tahtaya vuranlar bile var.

Biz de hepimizi Nazardan, Kazadan, Beladan ALLAH korusun diyerek tahtaya vurup lafı bitiriyoruz…

Sevim Aktaş

BİR CEVAP BIRAK