N’aber patron? (Boss Whatsapp?)

N’aber patron? (Boss Whatsapp?)

572
0
PAYLAŞ

2016 Mayıs ayında çeşitli sitelere iş hayatıyla ilgili bir haber düşmüştü. Aslında 2014’ten itibaren konuşulan bir konuydu. Fransa, yöneticilere çalışanlarına mesai saatleri dışında
e-posta gönderilmesini yasaklayan bir karar üzerinde tartışıyordu. Hem de parlamentoda.

Yani belirli bir sivil toplum örgütü, belirli bir sendikanın kararı değil, bizzat Fransız parlamentosunun dikkate aldığı ve tartıştığı bir konuydu. Bu durumu da “Çevrimiçi olmama hakkı” olarak nitelendiriyorlardı – le droit de la dèconnexion.

Peki, ülkemizde durum ne?

Geçelim mesai saatleri dışında e-posta göndermeyi almayı, bizlerde bir de whatsapp uygulaması var. Gün içi iş yerindeki yazışmalar sürekli whatsapp üzerinden yapılmakta, yöneticilerden, amirlerden çalışanlara mesaj yağmakta. Fransa parlamentosu üyelerinden Benoit Hamon, “Mesajlar, e-postalar bireyin yaşamını ele geçiriyor ve bir noktadan sonra çökmesine neden oluyor” şeklinde bir gerekçe sunmuştu tasarıyla ilgili. Evet, whatsapp mesajları işleri hızlandırmaya yarıyor olabilir. Ancak ne derece resmi olduğu da tartışılır. Ya da şu soruyu sormak gerek.

Whatsapp’tan önce iş hayatında organizasyonlar nasıl yapılıyordu?

Üstelik whatsapp mesajlarının mesai saatleri dışında, akşamları ve hafta sonları, hele ki zaman zaman saat gözetilmeksizin gönderildiği de yaşananlar arasında. Bu mesajlar sadece yöneticiler tarafından değil, elemanlar tarafından da gönderiliyor. Bu durumda ne yöneticiler çalışanların özel hayatını dikkate alıyor, ne de çalışanlar birbirlerinin zamanlarına saygı gösteriyorlar.

Bir de işin resmiyet kısmı var ki, en azından iş e-posta hesaplarından gönderilen mesajlar resmi bir hüviyet taşırken, whatsapp mesajları nasıl bir resmiyet taşıyor? Hattâ, resmiyete geçilmesi istenmeyen bazı mesajların gerek yöneticiler gerek çalışanlar tarafından özellikle whatsapp kullanılarak gönderildiği de başka bir gerçek.

Fransız parlamenterin dediği gibi, bu mesajlar çalışanların hayatlarını ele geçiriyor ve bir noktada da çökmesine sebep oluyor. Kısacası, daha verimli çalışmayı umarken, kişinin kendisine ait zamanlarını da iş mesajları ele geçirerek kişi üzerinde büyük bir baskıya sebep oluyor. Çünkü, işten çıkarılma endişesi ile çalışanların diken üstünde oldukları bir zamanda pek çok insan hangi kanal üzerinden gelirse gelsin “emirleri” işi gereği yerine getiriyor.

Ancak, bu şekilde çalışmanın bir limiti olduğu gerek yöneticiler, gerek insan kaynakları birimleri tarafından göz ardı edilmemelidir. Neticede, kısa vadede çalışmayı, organizasyonu hızlandırdığı için daha verimli bir çalışma ortamı sunduğu düşünülen bu mesaj trafiği, kişiyi bir noktada yormakta, motivasyonunu düşürmekte ve kuruma bağlılığı da zayıflatmaktadır.

İnsanların, kendilerine ait zamanları ve özel hayatları olduğunu ve esas verimliliği artıran unsurun çalışanların dinlenmesi olduğu gerçeğinden uzaklaşan kurumlar, ne yazık ki kısa süre içinde beklediği verime ulaşamadığı gibi, daha mutsuz ve yorgun çalışanların etkilerini üzerinde görecektir.

Bir İngiliz atasözüyle bitirelim; “All work and no play makes Jack a dull boy”. Bire bir tercüme edildiğinde, “Sürekli çalışmak ve hiç oyun oynamamak Jack’i aptal eder” anlamındaki atasözüne dilimizden “Soluklanmayan at yol almaz.” şeklinde bir atasözü karşılık gelmektedir.

Ahmet Kablan

BİR CEVAP BIRAK