Mutluluk

Mutluluk

192
0
PAYLAŞ

Bazı arkadaşlarım, sürekli mutluluk arayışlarının ne kadar başarısız olduklarından bahsediyorlar bir süredir. Tipik bir koç olarak öncelikle mutluluk nedir diye soruyorum onlara. Aldığım cevap ise erişilmesi veya ulaşılması zor, Kayıp Şehir Atlantis veya El Dorado gibi daha önce görülmemiş ancak orada olduğundan emin olunan, bir yer gibi anlatılıyor. Sürekli mutlu olma hali ise bir Walhalla veya Cennet gibi hayal edilen ancak bu hayatta ulaşılması pek mümkün olmayan bir nokta olarak herkesin aklındaki fikir gibi görünüyor.

Ancak bana göre mutluluk, süreklilik arz etmekten çok elindeki ile en keyifli sonucu elde etme hali gibi görünüyor. Bir başka fikir ise hayatın mutluluk ile devam edebilmesi için sürekli yeniden düzenleme yapılması gerektiği şeklinde.

Bu iki fikrin birbiriyle çok bağlantılı hatta tamamlayıcı olduğunu düşünüyorum.

Bir model olarak düşünürsek yaşamayı; ancak ve ancak bir döngü olabilir bana göre. Dairenin mükemmelliğini anlatmaya çalışmayacağım bu yazıda, ancak döngü fikri genel olarak hayatın başlayıp ardından bitmesi ve sonra başka bir formatta yeniden başlaması ile son derece uyumlu diyebilirim.

Bu minik modelimde Başlangıç noktası olarak karşımıza çıkan adım; her türlü olayı yaşamak ve bu yaşadıklarımızla ilgili hissettiklerimizi algılamak olmalı. Ne gelirse gelsin hayattan; üzüntü verici, mutluluk verici veya utandırıcı hiç fark etmez. Her birini yaşamak ve onu sonuna kadar kabul etmek gerekli.

Sonrasında bu yaşadığımız ve kabul ettiğimiz duyguları/olguları fark etmek ve içselleştirmek aşaması geliyor. Ben bu aşamayı kalbimizde hissettiğimiz duyguları kafamızda yeniden çevirmek ve orada yeniden hissetmek olarak düşünüyorum. Bir başka deyişle duygusal yönü kaybetmeden mantık ile birleştirmek. Bunu yapabilen kişiler bir sonraki aynı duygu yaşama halinde daha derinlikli hissiyat elde edebiliyorlar.

Fark etme safhasının ardından ise yeniden düzenleme aşamasına geliyoruz. Yaşadığımız ve fark ettiğimiz olguların kalibrasyonunu yeniden yaparak var olan durumumuza adapte etme çalışması diye adlandırıyorum bunu. Bir uçağın otopilotunun her saniye uçağın yerini yeniden belirlemesi ve bunu ekrana yansıtması gibi –o sıklıkla olmasa da- düzenli olarak var olduğumuz noktayı – hem duygusal, hem mantıksal olarak – yeniden kendimize hatırlatma ve kendimizi yeniden konumlandırma ihtiyacı içerisinde olduğumuza inanıyorum.

Her bir konumlandırma sonrasında ise başa dönerek yeniden yaşama ve hissetme aşamasına geleceğiz. Ancak bu noktada artık o ilk yaşama ve hissetme halinden çıkıp yepyeni bir gömlek ile hayatı karşılayarak durumu değerlendireceğiz.

Bu olgunun tek seferlik olmadığını ve her dakika tekrarlanması konusunda inancım tam.

Minik bir model olmasına rağmen deneyerek etkinliğini test etmenizi ve hayat ne verirse versin mutluluk ile taçlandırmanızı dilerim.

Yaşa/Hisset > Fark et/İçselleştir > Yeniden Konumlan > Başa Dön
Ahmet ERKASAP