Modern Dünyanın ‘Yeni Normali’: Fiziksel ve Zihinsel Yorgunluk

Modern Dünyanın ‘Yeni Normali’: Fiziksel ve Zihinsel Yorgunluk

23
0
PAYLAŞ

Bu sıralar enerjinizin çok düşük olduğunu, eskiden size mutluluk ve neşe veren şeylerden yeterince haz alamadığınızı, sevdiklerinizle görüşmek için bile motivasyon bulamadığınızı, gece uyumakta sabahlarıysa uyanmakta zorluk çektiğinizi hissediyor musunuz? Hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorgun ve tükenmiş hissettiğiniz anlar oluyor mu?

Zorlukların ardı arkasının kesilmediği 2020 yılı, zaten hali hazırda yorucu olan yaşamlarımızı daha da zorlaştırdı. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalıştığımız, bir şeyleri tamamlayıp rahat bir nefes alacağımız anın hayaliyle yaşadığımız, üst üste biriken sorumluluklarımızı yerine getirmek için ekstra çaba sarf ettiğimiz yaşamlarımıza eklenen ‘yeni normal’in yeni kuralları, finansal zorluklar, deprem gibi olumsuz yaşam olayları omuzlarımızdaki yükü bir anda iki katına çıkardı.

Evden çalışma düzenine geçmenin beraberinde getirdiği ekstra iş yükü, sosyal medya aracılığıyla maruz kaldığımız bilgi kirliliği, ekonomik belirsizliğin yaşam kalitemizde ve alım gücümüzde yarattığı zorluklara rağmen katlanarak çoğalan tüketim çılgınlığı, seçeneklerin sınırsızlığı, telefonlarımıza durmadan yağan bildirimler, gelişmeleri kaçırma korkusuyla diğer insanlarla sürekli iletişimde kalma ihtiyacı gibi pek çok neden kronik bir yorgunluk, tükenmişlik, enerjisizlik haliyle kendini gösterebiliyor. 

Hafta boyunca yorgunluk hissine sebep olan fiziksel ve zihinsel pek çok faktörün yanı sıra yaşam tarzınızda ve alışkanlıklarınızda yapabileceğiniz değişiklikler sayesinde kronik yorgunluk hissiyle nasıl başa çıkabileceğinize dair önerilerimizi sizlerle paylaşacağız. 

1. Hem fiziksel hem zihinsel bir yük: Teknolojinin ve sosyal medyanın bilinçsiz kullanımı


Yapılan araştırmalar, günümüzde yorgunluğun, tükenmişliğin ve enerji eksikliğinin en önemli sebeplerinden biri olarak bilinçsiz teknoloji kullanımını işaret ediyor. Telefonumuza her dakika yağan bildirimler, gelen kutumuza ardı ardına düşen e-mailler, sosyal medyaya endekslenen yaşamlarımız, işlerimizin neredeyse tamamını bilgisayar başında yapmak zorunda oluşumuz teknolojisiz bir yaşamı neredeyse imkansız kılıyor.

Yeni dünyanın teknoloji ekseninde dönen yaşam alışkanlıklarını araştıran bir bilimsel çalışma, günümüzde 10 kişiden 8’inin yatağa akıllı telefonuyla girdiğini ve uyumadan önce uzun bir süre sosyal medyada zaman geçirdiğini, fotoğraf paylaştığını, mesajlaştığını, telefon görüşmesi yaptığını, e-maillerini temizlediğini ya da haber okuduğunu gösteriyor. Yani, aslında uyumak için yatağa girmiş olsak da zihnimiz uykuda değil, telefonda.

Uyumadan önce ekranın yaydığı yapay ışığa maruz kalmak, bedende uyanık olmaya dair fizyolojik tepkiler yaratarak uyku moduna geçilmesini zorlaştırıyor. Doğal ya da yapay tüm ışık kaynakları beyne uyanık ve tetikte olma sinyalleri gönderiyor. Tablet, akıllı telefon, bilgisayar ekranı, televizyon gibi yapay ışık kaynakları da tıpkı gün ışığı gibi bedene uyanık kalması gerektiği mesajı vererek uykuya geçişi zorlaştırabiliyor. Bedenimiz uyumakta zorlandığında dinlenmek ve yenilenmek için ihtiyaç duyduğu dinlenme süresini uyanık geçiriyor. Bu durum, hem bedensel hem de zihinsel olarak yorgun hissetmenize sebep olabiliyor. Bu nedenle de kaliteli ve düzenli bir uyku döngüsü için uyumadan en az 2-3 saat önce yapay ışık kaynağı olan tüm cihazlarınızdan uzaklaşmanız gerekiyor. 

Fazla ve bilinçsiz teknoloji kullanımı tüm bu fizyolojik etkilerinin yanı sıra,  psikolojik durumumuzu olumsuz etkileyerek de yorgun hissetmemize sebep olabiliyor. Maruz kalınan olumsuz haberler, ülkede yaşanan problemler, dünyadaki diğer insanların ayrımcılık, ötekileştirme, adaletsizlik gibi olumsuz durumlarla karşı karşıya kaldığını görmek sürekli olarak düşünmemize, düşüncelerimizin yarattığı duyguları kontrol etmeye çalışmamıza, yaşamımızı normal akışında sürdürmek için ekstra çaba sarf etmemize, dolayısıyla kendimizi çok daha yorgun ve tükenmiş hissetmemize sebep olabiliyor.

2. Yetiş(eme)me kaygısı: Aceleci zihniyet ve hızlı olma kültürü


Günümüz iş yaşamının en öne çıkan özelliklerinden biri olan ‘en çok çalışan öne geçer’ zihniyeti nedeniyle yaşamımızın büyük çoğunluğunu iş yerinde geçirdiğimiz ve alışkanlıklarımızı çalışma düzenimize göre düzenlediğimiz kaçınılmaz bir gerçek.

Potansiyelimizi en üst düzeyde kullandığımızda dünyayı değiştirebileceğimize dair beklentimizle bu beklentinin tam tersi olan yaşam gerçekliğinin çatışma içinde olması zihinsel yorgunluğumuzun en önemli sebeplerinden biri. Yapabileceğimize dair yüksek bir inançla ve motivasyonla başladığımız, enerjimizi son damlasına kadar tükettiğimiz ancak sonucunda beklentilerimizin gerçekçi olmadığı gerçeğiyle yüzleştiğimiz durumlar tükenmişlik hissini artıran sebeplerin başında geliyor. Beklentilerimizin gerçekçi olmamasının yanı sıra sabırsız olmamız ve işlerimizi hızlı bitirme isteğimiz de beklediğimiz sonuçları elde edemememize sebep olabiliyor.

İşten eve döndüğümüz an tekrar bilgisayarın başına oturduğumuz, evden çalışırken iş arkadaşlarımızla iletişimde kalabilmek için gece gündüz e-maillerimizle, tamamlamamız gereken işlerle meşgul olduğumuz bir senaryoda gevşeyerek uykuya geçebilmek, sirkadiyen ritme uygun yaşayabilmek, yeterli ve dengeli uyuyabilmek ne yazık ki mümkün olmuyor. İşlerimizin bir kısmını yatarak tamamlamak fikri cazip bir fikirmiş gibi gelse de, iş ve yatak arasında farketmeden kurduğumuz zihinsel bağlantı zamanla uykuya dalmayı çok daha zor hale getirebiliyor. Daha hızlı olmak, işlerimizi daha çabuk bitirmek, en iyi olabilmek için ödün verdiğimiz uykumuz, daha düşük bir enerji ve yorgunluk olarak bize geri dönüyor.

3. Stresle baş etme becerilerinin zayıf olması

Yorgunluğun ve tükenmişliğin en önemli sebeplerinden biri yoğun stres olduğu için, stresle baş etmenin etkili ve sağlıklı yollarını bilmiyor olmak daha fazla yorgunluk ve tükenmişlik hissini beraberinde getiriyor. Kişinin yoğun stresle baş etmek için kısa sürede rahatlamasına yardımcı olan alkol ve sigara gibi maddelere karşı bağımlılık geliştirmesi, kafeinle yorgunluğunu bastırmaya çalışması, sağlıksız ve dengesiz bir beslenme düzeni geliştirmesi, zihnini dağıtmak için çok fazla dizi ve film izlemesi ya da ekran önünde zaman geçirmesi uyku düzeniyle de yakından ilişkili olduğu için enerji düşüklüğüne ve yorgunluğa sebep olabiliyor.

Hızlıca enerjimizi ve modumuzu yükseltmek için alelacele atıştırdığımız fastfoodlar, yüksek karbonhidratlı ve lif içermeyen besinler, besin değeri olmayan abur cuburlar kan şekerimizin dengesizliğe girmesine ve kendimizi daha yorgun hissetmemize neden olabiliyor. Kan şekerimizdeki dalgalanmaların yanı sıra, metabolizma faaliyetleri için son derece önemli olan vitaminlerin ve minerallerin zayıf beslenme alışkanlıkları nedeniyle bedene alınamaması metabolizma faaliyetlerini sekteye uğratarak beraberinde yorgun hissetmemize sebep olabiliyor.

Kaynak: BBC Future