Mitoloji ve İnkâr

Mitoloji ve İnkâr

161
0
PAYLAŞ

İngiliz mitolojisi, diğer bir ifadeyle Arthur efsanesi iki dünyayı ayıran bir perdeyle başlar. İnsanlar ve öteki dünyaya ait olanlar aynı topraklar üzerinde yaşayıp aynı havayı solumalarına rağmen birbirlerini görmeleri imkansızdır. Sadece şanslı azınlığın iki dünya arasındaki perdeyi aralayabildiğini biliyoruz.

Mitoloji dediğimiz şeyin, çoğunlukla atalarımızın tecrübeleri ve bilinçdışının bir yansıması olarak kabul edildiği günümüzde, bu perdeye yükleyeceğimiz anlam ne olurdu?

Diyebiliriz ki bu perdenin arkasına koyduklarımız, yatağın altına sakladıklarımızdan, halının altına süpürdüğümüz tozlardan daha farklı değil. Bazen korkularımızla, bazen hayallerimizle, bazen unutmak istediklerimiz bazen de affedemediklerimiz ile aramıza bir perde çekiyoruz. Bazen bu perdenin öyle kalın öyle ağır olduğuna şahit oluyoruz ki, ona dokunmak bir seçenek bile olmaktan çıkıyor. Peki perdenin arkasındakilere aslında bizi çok daha zorlayan bir savaş açarken, burada bir galip olup olmayacağını düşünüyor muyuz?

Eğer bir uzlaşma yolu olsa ne olurdu diye kendime sorduğumda aldığım cevap her seferinde “kabul etmek” oluyor.

Peki Kabul etmek gerçekten nedir?

Benim cevabım gerçeği kucaklamak olacaktır. Çünkü biliyorum ki bir gerçeğin varlığını kabul etmek, bu gerçekle yaşamaya devam edeceğimiz anlamına gelmiyor. Kabul görmeyen her türlü negatif duyguyu bastırabilmek adına öyle büyük bir enerji harcıyoruz ki çoğu zaman beklenmedik zamanlarda beklenmedik tepkilerimizin yaratmış olduğu sonuçlara boyun eğmek durumunda kalıyoruz. Çünkü inkâr ederek ilerlemeye çalışmak, bir hayaleti avlamaya çalışmaktan farksız bir hale geliyor.

Bunu canlandırmak gerekirse, mitolojiyle başlamışken, gözleri kapalı şövalye Arthur’un rakibine salladığı kılıcı hayal edelim. İhtimaldir ki nereye gittiğini bilemeyecek, yalpalayacak, karşısında tam olarak ne olduğunu bilemediği için korkacak ve büyük bir olasılıkla yanlış bir hedefe ilerleyecektir. Eğer ki bir de karşısındakinin varlığını yadsırsa, beklemediği anlarda alacağı darbeler onu yoracak, zor duruma sokacaktır. Gözlerini açmasına izin verdiğimizde ise, rakibinin büyüklüğü ne olursa olsun, kendisine şu soruyu sorma fırsatını elde etmiş olacak; “Şu an burada neler oluyor, gördüklerim neler ve ben bu gerçekle ne yapabilirim?”

Bu noktada şövalye için görmek, fark etmek ile eşdeğer. Bizim için ise fark etmek çözüme koşar adım ilerlemenin en büyük yardımcısı anlamına geliyor.

Görüldüğü üzere gözlerini açmak ya da kapamak durumun gerçekliğine değil ancak şövalyenin tutumuna etki ediyor. Ve görüyoruz ki şövalyenin tutumu ise onu yüzyıllar sonra hala nesilden nesile aktarılacak bir mitolojik kahraman yapıyor. Ünlü İngiliz şair William Blake “Karşıtlıklar olmadan ilerleme mümkün değildir” der.

Ben de diyorum ki perdenin arkasındaki her şeyin size aslında büyük bir ışığın varlığını hatırlatması ve onu kucaklamanız dileğimle.

Ezgi UREL

BİR CEVAP BIRAK