MEVLANA, JUNG, HELLİNGER VE KRİSHNAMURTİ ÜZERİNE BİR DENEME

MEVLANA, JUNG, HELLİNGER VE KRİSHNAMURTİ ÜZERİNE BİR DENEME

1746
0
PAYLAŞ

Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce zamanlarının guruları kabul edilen bazı adamlardan alıntılar yaparak onları sanal olarak cehaletimle birlikte tartıştırmak istedim. Haddimi de ciddi aştım yani…

Ancak aynı salonda dördü bi araya gelseler nasıl bir konuşma çıkardı. Aslında benim tahminim, hiçbirinin konuşmak istemeyecekleri yönünde. Muhtemelen kendilerine soru sorulana kadar hatta sorulsa bile konuşmama hakkını kullanırlardı diye düşünüyorum. Bir de konu belirlemek istedim, konumuz da son on yılda oldukça trend haline gelmiş ama en az 4000 yıllık tarihi olan bir uygulama. Yani meditasyon.

Konuya din adamı kimliğiyle Bert Hellinger başlar;

Moderatör: Sizce meditasyon nedir?

Bert Hellinger : Meditasyon içsel bir yoğunlaşma olabilir. Bu derinleşmiş bir iç görü, her şeyden önce de iyi bir davranış sağlayan bir anlayışa bağlı. Ancak başkalarını da sorgulamak istemiyorum. Çok abartılmış bir kavram. Tek başına da yapılabilir ancak insanlar meditasyon için para bile harcıyorlar. Bu beni hiç ilgilendirmiyor. Meditasyon yapanlara baktığınızda çoğunun bir eylem kazandığını görüyorsunuz. Meditasyonun özel bir etkisi yok. Yapanlar sevgi yetilerini daha da geliştirmiyor. Benim için her zaman şu soru söz konusu; meditasyonla elde edilen ne?

Moderatör: Meditasyon her derde deva değil, bir şeyin yerine geçmiyor, kişinin sorunlarından kaçış yolu sunmuyor. Söylemek istediğiniz bu mu?

Bert Hellinger: Doğru. Budist gelenekte pek çok insan meditasyon yapmak için belirli bir zaman manastıra gider. Öğrenilebilir ve gerektiğinde kullanılabilir. Ama bunu gündelik bir uygulama haline getirirsem kayba da uğrayabilirim. (Kabul Etmenin Özgürlüğü)

Moderatör: Meditasyon konusunu biraz hafife aldığınızı görüyorum.

Bert Hellinger: Öyle! Fazlaca yüceltilmiş olduğunu düşünüyorum.

Moderatör: Sayın Krishanmurti siz bu konuda ne düşünüyorsunuz. (There is no such thing as enlightment-Youtube Interview)

Krishnamurti: Bu saçma bir soru, neyi -merak ediyorsunuz. Bilmediğiniz konularda soru sorup öğreneceğinizi mi sanıyorsunuz. Siz aptallar ne biliyorsunuz ki zaten?

Moderatör: Sorumuza cevap vermek istemiyor musunuz?

Krishnamurti: Aynı soruyu 2000 yıldır soruyorsunuz. Aydınlanmadan bahsedip, insanlara vaatler veriyorsunuz. İnanmayın diyorsunuz, sonra kendinize inandırıyorsunuz. Örneğin Buda’nın aydınlandığını nereden biliyorsunuz? Biri size söyledi ve siz de inandınız. Asıl soru aydınlanmayı neden istediğiniz? Ne kazanacaksınız, para mı, huzur mu, mutluluk mu, acılardan kurtulmak mı, saygı mı, sevgi mi? Ne O, istediğiniz şey ne? Hem isteklerden arınmak istiyorum diyorlar, hem de aydınlanmak istiyorum diyorlar. Karar verin aydınlanmak istiyormusunuz? Meditasyon konusunda Bert’e katılıyorum. Nedir amacınız. Niye yapıyorsunuz bunu?

Moderatör: Teşekkürler. Sayın Jung sizin düşünceniz nedir? (İnsan Ruhuna Yöneliş)

C.G.Jung: Ben tabi bu soruya cevap veremeyecek kadar yorgun olsam da kısaca şunları söyleyebilirm. Biliyorsunuz, ben diğer batılı bilim adamlarına göre bu tür ruhsal konulara çok daha açığım ve faydaları konusunda da tartışmak isterim. Bana göre, meditasyon öncesinde önce bilinç seviyemizin artması gerekiyor. Yoksa Yoga ve Meditasyon gibi araçlar anlaşılamaz ve faydalarını hissedemeyiz. Zaten bilinç altını hiç bir disipline uymaya zorlayamazsınız. Bana göre asıl önemli olan aktif algılamadır. Frost’un dediği gibi siz zaten ne düşündüğünüzsünüz. Meditasyonda en azından ne düşündüğünüzü bilip bunun ne olduğunu anlama şansınız var. Ancak önce doğru bilinç seviyesinde olmak gerekiyor. Ben Bert Hellinger ve Krishnamurti’ye bu anlamda katılmıyorum. Bunlar sadece istekler, zaten bu istek olmazsa ilerleme yada gidiş de olmuyor. Öyle ki insanın amacı aydınlanma değil ama bilincin artışı güç ve kontrol artışını sağlıyor, dolayısıyla meditasyon yapanların içlerine baktığınızda şu istekleri genellikle görürsünüz. Güç kazanma, dinlenme, dünyayı kontrol etme. Mesela bakın ezoterik düşünceye sahip olanlar genellikle kendilerinin diğerlerinden üstün olduğuna inanır. Bunu Bert Helinger’de yazdı biliyorum. Eğer meditasyon yaparken bunu hissederseniz bu meditasyon olmaz. Bu açıdan spirutalizm ile ezoretizm arasında ciddi farklar var. Ama meditasyon bu amaçların bir kısmını karşılar. Siz daha güçlü yapabilir, bilinç artışını sağlayabilir. Ancak aydınlanmayı sağladığını sanmıyorum. Çünkü meditasyon, samsara’da (günlük yaşamda) bir işe yaramıyor olsaydı kimse yapmazdı. Soru doğru bir soru ama Bert ve Krishnamurti cevabı beğenmiyorlar. Ya da meditasyon yapanların bir kısmı, günlük çıkarları için bunu yaptıklarını fark etmiyorlar.

Moderatör: Sayın Mevlana, sizin ekleyeceğiniz bir şey var mı? (Mesnevi: Abı Hayat Ağacı)

Mevlana Celaleddin Rumi: Şimdi ben size bir hikaye anlatayım.

Bir bilgin masal olarak dedi ki: “Hindistan’da bir ağaç vardır. Kim o ağacın meyvesinden yerse, ne ihtiyarlar, ne de ölür. Bir padişah bu sözü sadık bir dostundan işitti. O ağaca, meyvesine aşık oldu. Divan adamlarından bilgili birisini, o ağacı bulmak, meyvesinden getirmek için Hindistan’a gönderdi. Adam o ağacı bulmak için Hindistan’da ve çevresinde yıllarca dolaştı durdu. Bu istenen şeyi elde etmek için şehir şehir gezdi; ne ada, ne dağ, ne de ova bıraktı. O ağacı kime sordu ise, sorulan kimse onun sakalına güldü. “Böyle bir ağacı arayan delidir.” dedi. Çok kimse de şaka ederek onun ensesine vurdular da; “Sen şu dünya dertlerinden kurtulmuş, muradına ermiş, saf bir kişisin.” dediler. “Senin gibi gönlü temiz, saf bir kişinin bu araştırması boş olur mu? Laf olsun diye hiç arar mısın?” Bu şekilde onunla alay etmeleri, eğlenmeleri de ona başka bir tokat oluyordu. Bu manevi tokat, onu maddi tokattan daha çok sarsıyordu. Alay ederek onu övüyorlar; “Ey aziz varlık!” diyorlardı “Filan yerde çok ulu bir ağaç vardır. O ormanda yemyeşil, pek yüce, yaygın, her dalı kalın bir ağaç vardır.”

Padişahın adamı herkesten bir çeşit haber duyuyor ve o ağacı bulmak için çok gayret sarfediyordu. Adam Hindistan’da yıllarca dolaştı. Padişah da ona mallar, paralar gönderiyordu. O gurbet diyarında birçok yorgunluklara katlandı. Nihayet bıktı, usandı ve ağacı aramaktan aciz kaldı. Çünkü ona aradığından hiç bir iz görünmedi; boş bir haber peşinde koştu durdu.

Böylece onun ümit ipliği koptu ve aradığını artık aramaz oldu. Geriye dönmeye, padişahın yanına varmaya karar verdi.Hem ağlıyor, gözyaşı döküyor, hem de durmadan yol alıyordu. Bir şeyhe rastladı ve ona derdini dökmek istedi. “Padişahlar padişahı, bir ağaç bulmak için beni seçti.” dedi. “Dünyada eşi pek zor bulunur bir ağaç varmış. Onun meyvesinde ab-ı hayat gizli imiş.” O ağacı yıllarca aradım. Sarhoşların alayından, beni maskara yerine koymaktan başka hiç bir belirtisini bulamadım.”

Şeyh güldü. Ve ona dedi ki: “Ey gönlü temiz, saf kişi! Bu ağaç, bilgili kişilerdeki bilgi ağacıdır. Yani bilgi sahibindeki bilgidir.

İşte mesnevide de yazdığım bu hikayedeki bilgi ağacı insanın kendini tanımasıyladır. İnsan kendini tanıdıkça bilgili biri haline gelir. Bilirsiniz bunu Yunus’da söylemiştir. İşte biz de bu yüzden döneriz ne ney üfleriz. Düşüncelerden arınıp altta ne var görmek için. Bert Hellinger, Krishnamurti ve Jung hep haklıdırlar. Fakat meditasyon bir amaç için yapılırsa o zaten meditasyon olmaz. Umarım sorunuza cevap verebilmişimdir.

Kaynak: Umut Kısa

BİR CEVAP BIRAK