Maskelenmiş Hayatlar

Maskelenmiş Hayatlar

203
0
PAYLAŞ

Eğer bugün 25 yaş ve üzerinde iseniz yeşil kafalı, etrafında dönüp dans eden, kötülüklerle mücadele eden aynı zamanda insanlarla da eğlenen, kıyafetlerini başlarına geçiren çizgi filmi hatırlıyor olmalısınız.

Karakterimiz Ipkiss, bastırılmış bir kişilik olarak yaşamını sürdürürken çevresinde devamlı alay edilen, bizim deyimimizde hor görülen birisi.

Ama her şey eline geçen tahta maske ile beraber dönüşmeye başlıyor. Gün içinde Ipkiss yaşadıklarını prefrontal kortekse atıp, akşam maske ile dönüşerek dışa vurum sergiliyor. Kendine güvenen, güçlü, dinamik ve çekiciliği ile girdiği ortamlarda göz bebeği bir karakter artık.

Her şey onun istediği gibi görülüyor ve böyle böyle günler geceleri kovalıyor. Ama akşamın sabahına yine yorgun ve uykusuz kalan bizim Ipkiss oluyor. Çünkü değişen aslında sadece yeşil yüzü, beden ve ruh ise aynı. Zaman zaman maskeyi saklıyor, uzaklaşıyor ve kendi olmak için kararlar alıyor. Öyle bir zamana geliyor ki kendini kontrol edemiyor ve maskenin çekim etkisine kapılıyor ve …

Sizce ihtiyacımız olan gerçekten bu maskemi?

Dostlar meclisinde bir akşam, apansız çevre masalara takılı kaldım. İnsanlara baktığımda içlerinde bastırmaya çalıştığı üzüntüsü, öfkesi, hayal kırıklığı veya benzeri duyguları görmek o kadar da zor değildi. Herkes masaya otururken maskelerini takmıştı. İhtiyaçları olan aslında biraz sakinlik, belki biraz uzaklaşmak ya da bir miktar dertleşmek. İçinde bulundukları ortam ise ne sessizliğe, ne dinlenmeye ne de iki lafın belini bükmeye olanak sağlıyordu.

O an zihnimde ki karıncalaşma internette okuduğum haberi hatırlattı.

“Dünyanın en mutlu ülkesine vizesiz giriş.” Vanuatu

Sosyologların araştırmalarını incelediğimiz de insanların mutlu olması için ekonomik, siyasi ve kültürel sebeplerin parametrik ölçü olduğunu görebiliyoruz. Ama tam açıklık getiremediğim dünyanın en mutlu ülkesi unvanına sahip olması idi. O ülkede neandertaller yaşamadığına göre, farklı olan şey ne idi?

“İnsanlar durumları için içinde bulundukları koşulları suçluyorlar. Ben koşullara inanmam. Bu dünyada başarılı olan insanlar, ayağa kalkıp istedikleri koşulları arayan ve bulamadıklarında da onları yaratan insanlardır.”
G.Bernard Shaw

Farklı olan yine aslında insandı. Yaşama bakış açıları, ihtiyaçların realitesi, sorun yerine çözüme odaklanmak ve fırsat yaratmak. En önemlisi de yaşam felsefesi.

Kendimizi şartlandırıldığımız/şartlandırdığımız yaşam standartlarına ulaşmak için işimiz, evimiz, arabamız ve eşimiz için kriterler koyuyoruz. Tabi ki bazı standartlar olabilir ancak olmazsa olmaz diye bir koşul olmamalı. İnsan olarak hepimiz uniq bir yapıda olmamız sebebi ile fikirsel üretimlerde farklılık gösterebiliyoruz. Ancak günümüzde yaşanan mutsuzluklar ortak paydada toplanmış durumda. Dertlerden dert beğenip, kederle boyuyoruz. Ne büyük sıkıntılarımız var değil mi? Gezegende her olumsuzluk, aksilikler bizler için, hep peşimizde.

Toplumsal olarak yaşanan üzüntüler, facialar, sevimsiz ve sonuçları kabul edilemeyecek haberler de bizi ilgilendirmiyor. Biz mi kurtaracağız bu dünyayı değil mi canım?

Belirli sivil toplum örgütleri ve bunlara gönül verenlerin dışında doğada ve diğer canlılarda olup bitenlere üzülemediğimiz gibi çoğu defada haberdar olamıyoruz.

Sizce onlarda durum nasıl? Bence her şeye rağmen her gün yapması gerekeni yapıyorlar. Biz insanlar gibi bilince sahip olmasalar da, kendisine yapılanlara dönem dönem cevap verebilecek enerjiye sahipler.

İnsan olarak diğer canlılardan farkımızın kullanılmasını engelleyen şey nedir?

Attığımız mesaja geri dönmeyen sevgiliye, istemediği bir şeyi yapan eşe, para vermeyen patrona, trafiğe, yağan yağmura, düşen kara, sen yaptın, sen böylesinlere, ekonomik mücadelelere, hayat şartlarına kafayı takıp kimi zaman kurban psikolojisine girip kimi zamanda narsiste bağlıyoruz.

“Yine mi koçluk?” sesleri ile düşsel yolculuğumdan dönmüştüm.

2017 yılının başlarında Koçluk ile tanıştığımda ilk duyduğumuz bir daha geri dönüş olamayacağı idi. Uzun yıllar içsel ve düşsel yolculuklarımda yerine oturtamadıklarım ile mesaim oldu. Ama koçluk sonrası kozadan çıkıp tırtıl hareketlerini tamamladıktan sonra sıra kanatlarda idi.

Bu yüzden kendi markamda “Sen değişirsen dünya değişir” sloganını pelesenk ettik.

Ve diyoruz ki, yaşamda karşılaştığınız her ne ise rastlantının ötesindedir ve bir ihtiyaca karşılık olabileceğidir.

Yarınınızı merak ediyorsanız, bugün ne yaptığınızı gözden geçirin.
Sağlığınız için yiyeceklerinize, alışkanlıklarınıza dikkat edip, spor ile uğraşın.
Sevgi ve merhameti sadece almak şartı ile saklamayın.
Size karşılıksız bağlanıp, sahiplenecek bir dost bir sevimli hayvan da olabilir.
Kitap okuyun, kafelere değil etkinliklere gidin.
Şikayet etmekten vazgeçin.

Ömür dediğin üç gündür,
Dün geldi geçti yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.
Can Yücel

Sevgilerimle,
Ender ERMİŞ
Takım Koçu/Team Coach