Kutsalları Politikaya Malzeme Yapmayın – Bir 23 Nisan Değerlendirmesi

Kutsalları Politikaya Malzeme Yapmayın – Bir 23 Nisan Değerlendirmesi

484
0
PAYLAŞ

Gün 23 Nisan olduğunda çocuklar hakkında yazmak isterdim. 7 yaşındaki oğluma bakıp bugün senin günün deyip sabah kalktığında yeni kıyafetlerini giydiğinde gözlerindeki parıldamayı görmek isterdim. Ancak açık söyleyeyim küçükken yeni alınan kıyafetler dışında törenlerde ayakta beklemeyi, sıra halinde saatlerce durmayı ve günlerce askeri düzen çalışmayı sevmezdim. Zor gelirdi “hazır ol”da beklemek. İtaat kültürünü hiçbir zaman sevemedim. Ben hep isyancıydım. İsyancı yanım çocukken çok kolay ortaya çıkardı, şimdilerde evrildi, eskisi kadar kolay isyan etmiyorum.

Çocukken Ben! Zorunlu Papyon

Ritüellere ve militarist düzene hiç ısınamadım. Hep orta çağdan kalma adetlermiş gibi geldi. Onlarca yıl “Her devletin bir ordusu vardır ama Türkiye’de ordunun devleti vardır” anlayışına sıcak olamadım. Ona isyandaydım. Törenlerin militarist kültür yerine partilerle, eğlencelerle kutlanmasını arzuladım.

Tam bunları düşünürken yine içimdeki isyancı yeterince ehilleşmemiş olacak ki bir yazıya isyan etti. Türkiye’nin En Önemli Gazeteleri’den birinde “Mustafa Kemal Atatürk ve Seyit Rıza görüşmesi belgelendi”  adıyla bir haber gördüm. Bu gazete bildiğiniz Türkiye’nin kallavi haber kaynaklarından. Tam 23 Nisan öncesinde ısıtılmış bir haber. Haberi okursanız kendinizi bir an için Brave Heart (Cesur Yürek) filmindeki bir sahneyi izliyormuş gibi hissedebilirsiniz. Bir tek farkla… Bu yazıda Seyit Rıza, William Wallace’ı temsil ediyor, Atatürk ise İngiltere Kralı’nı… Öyle ki sonunda Seyit Rıza, Atatürk’ün karşısında “Özgürlük” diye bağıran “Cesur Yürek”in tam olarak kendisi…

Pazarlamayı bilen biri olarak söyleyebilirim ki, yazının zamanlaması ve içeriği kesinlikle zekâ dolu. Bu yazıyı okuyup da durup düşünmeden ilerlemeniz mümkün değil. İçeriği gerçek mi, tarihçi olmadığım için bilmiyorum. Aslında bilmek de istemiyorum.

Tarih sadece dönemin koşulları içerisinde yargılanabilir. Nasıl ki Kanuni’nin kendi oğlunu öldürmesi onu “Katil” yapmazsa bir başka liderin sadece tek bir olaya bakarak değerlendirilmesi ve hakkında karar verilmesi imkansızdır. Ancak bildiğim bir şey var ki; o da “yönetici olduğun zaman masum olma şansının olmadığı… En azından herkese göre… Şahsıma gelince tecrübelerime göre “Kimse istemediği için idealist bir şekilde yönetmek istediğim bir apartmanın” liderliğini yaptığımda nasıl sorunların çıkabileceğine dair bir fikrim olduğundan konu ülkenin liderliğine gelince düşünmek bile beni nefessiz bırakıyor.

Uzatmak değil niyetim ama isyanım anlayışlara… Dokunmayın kutsallara… Bırakın tarih tarihte kalsın. Kimse geriye bakarak ileriye doğru gidemez. Bırakın Atatürk kendi döneminde kalsın, minnettar olalım yaptıklarına…. Bırakın Kanuni, Yavuz Sultan Selim’i… Yaptıkları hatalar varsa politika malzemesi olmasın. Bırakalım; türbelere, anıtlara küfretmeyi… Herkesin kutsalı farklı, bırakın kutsallar kalsın olduğu yerde… Bu tartışma uygun ellerde yapılmadığında kavgadan başka hiçbir işe yaramaz. Elbette amacınız kavga çıkarmak değilse…

Bırakın hepsi faydalarıyla anılsın. İnanıyorsak Allah’a kim neyi hak ettiyse ödülünü de cezasını da verecektir. İnanmıyorsak da iş kolay, geçmişe küfretmek hiç kimseye fayda sağlamayacaktır.

Ülkelerin tarihi bölmek için değil birleştirmek için var olmalıdır. Objektif olanını tarihçiler çalışsınlar, baksınlar, tezini yazsınlar, öğretsinler, küfretmek için değil ama belki ders almak için. Tüm tarihimizle, iyiliklerle, kötülüklerle biz buradayız.

Her neyse tadım bu olsa da hepinizin 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlu olsun.

UMUT KISA

Sola Unitas Academy, Paul Ekman International, Sola Yayınları ve İzotomi Projesi’nin lideri olan Umut Kısa “Us’ta Yol”, “Ahuna” ve “Kendini İşten Fethet” adlı kitapların yazarıdır. İletişim alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir.