Korku da benim, koku da! İster korkarım, ister koklarım…

Korku da benim, koku da! İster korkarım, ister koklarım…

71
0
PAYLAŞ

Akla gelip de dile düşmeyen ne garip bir histir korku. Yüzleşmenin zaman aldığı, üzerinden atmanın bazen mümkün olmadığı…

Babamın bildiği, annemin anlattığı, benimse pek hatırlamadığım yaşlarımın en büyük korkusuymuş gök gürültüsü. Hâlbuki ne kadar da güzel bir şeyin habercisi, değil mi? Gökyüzü yıkanacak, hava mis gibi kokacak. Çorak topraklar sulanacak. Hatta evinin camına vuran damlalarla ruhun okşanacak…

Şimdi bu elçi neden korkutsun ki beni? Eksiltsek kelimeyi, mesela ortadaki “r” sesini çıkarıp atsak. Aklımıza “korku” yerine “koku” gelse. Gök gürültüsü yerine yağmur, karanlık yerine mum kokusu gibi…

Neden olmasın?
Korku da benim, koku da!
İster korkarım, ister koklarım…
İstersem korkularımı koyarım bir valize uçurumdan atarım.

Kayalara çarpa çarpa düşerken belki akılları başlarına gelir. Yıllar sonra bir anne öğüdünde, bir kardeş sevgisinde ya da okul sıralarında bir yerde çıkarlar karşıma, beni terk etmek için…

Kim bilir?
Kimse bilmez!

 İşte tam da bu sebeple dön içine, yüzleş onlarla. “Sebepsiz geldiniz, nedensiz gidin.” de onlara. Ama unutma, hepsinin geçmişinle bir hesabı var aslında. Bu geçmişe kulak ver ki geleceğinde gürültü olmasınlar sana.

“Koku”lu “korku”larımız olsun…

ŞENGÜL AYKIN