Kırmızı Başlıklı Kız Hikayesindeki Kurt Kötü Mü?

Kırmızı Başlıklı Kız Hikayesindeki Kurt Kötü Mü?

43
0
PAYLAŞ

Genel olarak çocukları davranışlarına göre iyi ya da kötü olarak etiketleriz. Ancak bir insanın eylemleri gerçekten tüm yaradılışlarını temsil ediyor mu? Kırmızı Başlıklı Kız hikayesindeki kurt örneği bu soruya cevap verebilir.

Dünyamız son dönemlerde çok fazla hız kazandı. Bu, çocuklarınıza yaptığınız ve söylediğiniz şeyler hakkında düşünmenizi zorlaştırabilir. Kaç defa “Evladım, kız kardeşine vurma, bu kötü.” dediniz veya diyen birini duydunuz?

Açıkçası, bir çocuğun kız kardeşine vurması doğru değil, ama ona “kötü” olduğunu söylemek çok ileri gitmek olabilir. Daha fazla farkında olmaya çalışabileceğimiz en önemli şeylerden birinin, eylem, yani çocuğun davranışı ile çocuğun kişiliğini ayırmak. Hareket ile kişi arasında ayrım yapabilmeniz ve etiketler konusunda dikkatli olmanız gerekir.

Ebeveynin çocuğa böyle söylemesinin sebebi, çocuğun iyi olmayan bir şey yapması ve böyle davranmaması gerekmesidir.

Ama durum şöyledir: Bunun uygunsuz kısmı, çocuğun değil, eylemin kendisidir. Çocuğunuzun davranışlarını ve kişiliğini devamlı bir şekilde birleştirirseniz, zamanla büyük ihtimalle farkına bile varmadan özgüvenlerini düşürürsünüz. “Sen düşüncesizsin” (kişilik) ve “Bu düşüncesizce” (davranış) demek birbirinden farklıdır.

Çocukların Kırmızı Başlıklı Kız hikayesindeki kurt karakterinin kötü olduğunu söylemelerini bu kadar ilginç bulmamızın sebebi de budur. Kurt’a sadece kişilik özelliğini (“kötü”) veriyoruz çünkü Kırmızı Başlıklı Kızı yemek istiyor.

Sonuç basit: eğer onu yemek istiyorsa, bunu kötü olduğu için istiyordur. Sadece kötü insanlar böyle bir şey yapar.

Kırmızı Başlıklı Kız, Üç Küçük Domuzcuk, Kurt ve Yedi Küçük Keçi ve Peter ve Kurt gibi pek çok kurt hikayesini okuduktan ve duyduktan sonra, kötü olduklarına karar verdik çünkü ana karakterlere zarar vermek istiyorlar. Bu nedenle, durum tam olarak böyle olmasa da, onları “kötü” olarak etiketliyoruz.

Davranış tanımlama sanatı

Luis Cencillo, çok pratik olduğunu düşündüğüm bir kavram olan “anlam değiştirme“yi kullanmayı seven bir filozof ve psikologdu. Bu kelimenin kökeni, dilbilimsel anlam araştırması olan “anlambilimden” gelir. Öyleyse, bunun anlamı daha esnek hale getirmek için bir şeyi tanımlayış şeklinizi değiştirmek olduğunu söyleyebiliriz.

Örneğin, bir çocuğun garip ve kaçamak olduğunu söylemek yerine, onun utangaç olarak anlamını değiştirebiliriz (yeniden etiketleyebiliriz). Bir etiketi yerleştirdikten sonra ondan kurtulmanın ne kadar zor olduğunu düşünün! Psikolog Alberto Soler’in dediği gibi. “Bir şeyi veya birisini etiketlemek kolaydır, ancak bu etiketi çıkarması çok daha zordur.”

Bunu daha iyi açıklamak için, Soler kavanoz etiketi metaforunu kullanmayı tercih eder. Bir çocuğu etiketledikten sonra (gergin, kötü, akıllı, yardımsever, huzursuz, vb.), bu etikete zıt bir şeyler görseniz bile, bu etiketi çıkarmak zor olacaktır. Buradaki önemli nokta: İnsanlara, özellikle de çocuklara verdiğiniz etiketlere dikkat etmektir.

Dışarıya yansıttığımız etiketlere veya yargılara uygun olacak şekilde hareket etme eğilimindeyiz. Ayrıca etiketleri kabul etme eğilimindeyiz. Henry Ford’un benzer bir sözü vardı: “Yapabileceğini veya yapamayacağını düşünüyorsan, muhtemelen haklısın.”