KIRKİKİNDİ..

KIRKİKİNDİ..

139
0
PAYLAŞ

Halbuki dışarıdan bakıldığında ne kadar da neşeli gözükürsün.. Nasıl da MARTIdır gözlerin; nasıl da kokusu gelir teninden, masmavi DENİZ..

Bilmezler ki içini.. Nasıl nefes aldığını, nasıl yorulduğunu, nasıl vazgeçtiğini, nasıl sustuğunu.. nasıl…

Kırkikindi yağmurlarını bilir misin?

Hava günlük güneşlikken, ikindi vakti bir yağmur bastırır. Kararır gökyüzü, kasvet çöker. Adı gibi; bu grilik 40 GÜN sürer.

Her şey güllük gülistanlıkken, ansızın yaşarır gözlerin, bir bulut çöker. Nedenini bilmezsin, bilsen de çözemezsin. Ara ara olur; kendine gelmesi 40 GÜN sürer.

Ve.. hayat..

Bir şekilde çıkarsın yola; zar zor geçersin engelleri, bir yerlere gelirsin nefes nefese, sonra bir de bakarsın her şey ONUN İÇİNmiş.. ONA ULAŞMAKmış mesele.

Ve sen alâkasız bir yerde onu beklemişsin; sonra vazgeçip yollara düşmüşsün, uzuuun zaman sürmüş anlaması ama neredeyse varmışsın işte!

Bazen böyledir; hayat üzerinden SİLİNDİR gibi geçer. Dokunamasan da, yaklaştığını hissetmen ve nasıl bir acıya mâl olursa olsun cesaretle üzerine gitmeye karar vermen, 40 YIL SÜRER.

Kırkikindi yağmurlarım bitiyor benim; 40’a giriyorum birkaç ay sonra. 40’lı yaşlar heyecanlandırıyor, hem de çok. Tenime bakıyorum; nasırlarım, çizgilerim, lekelerim, selülitlerim, kılcal damar çatlamalarım var. Ellerime bakıyorum; kırmızı oje daha bir yakışıyor, yüzük takmak inceltmiş parmaklarımı. Yüzüme bakıyorum; o da endişeyle bana bakıyor. Göz altlarım çökmüş mü ne; ne olmuş, kim üzmüş beni bu kadar?

Yanaklarım çocukken hep kırmızıydı; şimdi allık sürerek NEYİ parlatıyorum ben?

Saçlarım.. ne çektiler benden.. kısa, uzun, sarı, siyah, kıvırcık, Brezilya fönü..

Dudaklarım pespembeydi; çekirdek çitlemekten, ıslık çalmaktan kırışırdı sadece.

Şimdi izleri var ama artık çekirdek yok.. ıslık da. Eskiden dünyayı yıkarım gibi gelirdi; ya şimdi “dünya beni yıkacak” diyen kim?

Omuzlarım düşük; halbuki askı gibiydi eskiden. Daha dik dururdum ben; şimdi ne oldu da eğildim?

Sırtım ağrıyor; kimler vurdu arkamdan? Bu yaralar bereler ne böyle; ne ara oldular? Hem.. dışım böyleyse.. KALBİME neler yapmış olabilirim?

Mama sandalyesinden uçarak kelebeği yakalayabileceğimi sanırken, şimdi merdivende basamak atlayacağım diye korkuyorum.. ya bir yerimi kırarsam?

Eskiden arka koltukta manzarayı seyrede seyrede giderken, şimdi kendi kullanmadığım arabaya binememek de neyin nesi?

Ne yordu beni, ne vazgeçirdi, ne eksiltti, ne püskürttü beni böyle.. ve neden?

Geldiğim yere ulaşmak için miydi hepsi?

……. diye diye geçti benim KIRKİKİNDİ yağmurlarım.

Sonra BİR ŞEY OLDU; gerçek anlamını buldu her şey.

Giderek kaybolan bulutların arasından kocccaman bi’ güneş çıktı ve bana dedi ki: “Hatırlıyor musun; sana ne demişlerdi: ‘Ne güzel YAZIYORSUN..’ Teşekkür edip susmuştun sonra. Halbuki.. devamı vardı cümlenin: “Ne güzel YAŞIYORSUN..”

Hatta.. fazlası vardı:

“Evet, o çizgiler, izler, sorgulayan mahzun gözler; hepppsi senin YAŞANMIŞLIKLARIN! Anıların var senin; dolu dolu geçen bir hayatın var, hepsinin içinde olmasan/hepsini resmine katamasan bile sana SOLUK ALDIRAN hayallerin var! Baksana.. Çocukların, aşkın (dişinden tırnağından artırdığın), iyileştirdiğin insanlar, hayatta tuttuğun kedilerin-köpeklerin, dokunduğun yaşamlar.. hepsini bir kenara bırak; peki ya SENİ GÖRÜNCE UMUTLANAN İNSANLAR? Evet.. Kırkikindi yağmurların bitti senin.. Anlamaya hazır mısın?”

……………..

Keşke kırmasak-yavaşlatmasak kalbimizi onunla-bununla, geçmişle, dertlerle.

Baksak aynaya, göreceğiz.. evet.. ahh bi’ bakabilsek izlerimize:

Hem de DİBİNE KADAR; YAŞAMIŞIZ be!

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK