KİMSİN LAN SEN

KİMSİN LAN SEN

134
0
PAYLAŞ

Kavga etmeden erkek olunmaz. Bize böyle öğretildi ve bu öğreti yetiştiğimiz kültürün önemli bir motifidir.

Evrim, Klan Liderliği, Mağara Günlerimiz gibi konulara özel bir sempatim olduğu biliniyor. Bu bakış açısı gereği iki veya daha çok erkeğin sorun çözme yöntemi olarak yumruk kullanmaları ve bilhassa ileri sorunlar için dirsek, diz ve hatta odun gibi gelişmiş uzlaşma tekniklerine yönelmeleri benim açımdan olumsuz bir durum değildir. Bu olgunun bir varolma biçimi olduğunu, hatta bir adım daha ileri giderek en masum kendini ifade etme tekniği olduğunu düşünüyorum. İnsanların konuşa konuşa uzlaştığı yalanına hayatımın hiç bir devresinde inanmadım. Konuşmaya karşı değilim ama öte yandan aşk gibi bir şeydir kavga, kelimelerin kifayetsiz olduğu anda başlar. Bazen konuşacak kelime kalmaz ve yalansız, riyasız, evrensel ve son derece doğal olan ikinci bir dile gereksinim duyarız. Vücut dili… Tıpkı sevişmek gibi, ne kadar makul değil mi?

Sosyalleşme sürecinde küçük çaplı kırılmalar yaşadığımın farkındayım. Muhtemelen Medine kökünden geldiği için medenileşmeye karşı da mesafeli olmam anlaşılır bir durum, zira Medine`den gelen hurmayı bile yemem. İşin içine varoş kültürünü ve 11 farklı okulda geçen eğlenceli ve sancılı eğitim hayatını da ekleyince gergin bir gelişim süreci yaşadığımdan eminim. Şiddeti içselleştirmemiş olmasam sıra dışı bir durumdan söz edebilirdik. Benim durumum normal yani.

Ancak işin tuhaf yanı, en naif cinsdaşlarımız bile günün birinde mutlaka bir kavgaya katılmışlardır. Kavganın olmazsa olmaz ritüellerinden olan küfür bölümünde çok başarılı olduklarını söyleyemem tabii. “O halde, ben de senin annenle sevişmek isterim” diyen ana kuzusunun, uzlaşma amaçlı yapılan eylemin sonunda ayakta kalması beklenemez. Yine de, er ya da geç bir kavgaya karışılır ve bu etkinliğin çok da kötü bir şey olmadığını fısıldayan ilkel genlerimize samimi bir minnet duyulur.

Benim bu konuda bir tek kuralım vardır.

“Boksörlerden uzak dur”.

Annenle sevişmek istediğini söylese bile, uygun bir dille bunun mümkün olamayacağını, -ne bileyim- annenin artık aktif bir cinsel yaşamı olmadığını, hem koşullar çok uygun olsa dahi böyle bir cinsel eylemi tercih etmesinin mümkün olmadığını falan anlatmaya çalış. Hayır, sorun dayak yemek değil. Dayak, zaman zaman Hatay künefesinden bile tatlı gelebilir. Ancak etkinliğin bir tarafı boksörse, yüzündeki simetrinin bozulma olasılığı çok yüksektir. Üstelik, adamın kafasına odun vursan bile sadece gardını değiştirmesine yol açıyorsun ve elindeki oduna yazık oluyor. Hatta bunun 50 kilo olanı ile ağır sıklet olanı arasında hiç bir fark yok. Kafaya yumruk yiye yiye sıra dışı bir acı eşiğine ulaşmışlar. Senin cin biberi yerken duyduğun rahatsızlığı, adam oduna kafa atarken duymuyor.

Bir de bu işlerde gerçekçi olmak gerekir, neticede adamın mesleğini bir rekabet sahası olarak tanımlıyorsun. Gidip bir terziye ben senden daha iyi pijama dikerim demiyorsan, bir zahmet boksöre de yumruk atma. Bunları neden anlatıyorum? Ben attım da ondan…

Madem ki bu muhabbete daldık, racon gereğidir, bir anı anlatmadan olmaz.

Bilenler bilir, hepimizin görkemli kavga hikayeleri vardır ve bilinçaltımızın kuytularında saklanan kahramanlığın dışa vurumu için biraz da sallama eğilimi ile süsleriz. Ben de anlatayım, hem de boksör maceramı.

Mehmet adında bir adamcağızdı, milli sporcuydu. Ben de milli sporcuydum. Mehmet 71 kiloydu, ben de 71 kiloydum. Aslında teori düzleminden bakarsak son derece adil bir eşleşme sayılabilirdi. Ancak küçük bir detay sonuç üzerinde muazzam etkiler oluşturabiliyormuş. O milli boksördü, ben de milli atlet…

Tabii, sonucu etkileyen diğer bazı değişkenlerden de bahsetmek gerekecektir. Ben o ilk temas anına kadar Mehmet`in annesinin ve bacısının cinsel yaşamı ve bu alandaki partner seçicilikleri konusunda bu kadar hassas olduğunu bilmiyordum. Öğrenmeye başladığım andan itibaren de sağlıklı düşünecek ve alternatif bir öneri geliştirecek kadar zamanım olmadı. Gerçi bir ara kafamda şimşekler çakıyormuş gibi bir hisse kapıldım ama sonradan anladığım kadarıyla onlar şimşek değilmiş.

Öte yandan tüm bunları samimiyetle anlatırken kum torbası formunda bir kifayetsiz olmadığımın bilinmesini isterim. O döneme kadar birkaç uzakdoğu disiplini ve bunların deforme edilmesiyle geliştirilmiş çok etkili batılı disiplinler çalışmıştım. Zaten Mehmet`in Milli Sporcu olduğunu bilmeme rağmen bacısıyla ilgili sarsıcı bir talep dile getirmemin tek gerekçesi de kendime duyduğum o saçma özgüvendir.

Velhasıl ben boş bir adam değildim ama küçük bir teknik sorunla karşı karşıyaydım. Benim bildiğim disiplinlerin uygulanabilmesinin ön koşulu ayakta olmaktı. Oysa benim ayağa kalkabildiğim milisaniye düzeyindeki o nadide zaman dilimlerinde hangi tekniği uygulayacağımı düşünebilmem imkansızdı.

Bir ara, bir yandan skiv yapıp bir yandan da konuştuğunu duyar gibi oldum. “Kimsin lan sen” dedi.

İşte beklenen büyük an gelmişti. Bu bir Türk geleneğidir, insanlar birbirinin burnunu kırmadan önce kim olduğunu bilmek isterler. Ancak, bu talep genellikle makul bir yanıtla karşılanmaz ve çok sıra dışı bir kontra soru sorulur. “Asıl sen kimsin lan”. Ben bu soruyu soramadım zira o esnada, kim olduğumu merak ettiğine göre bacısı ile ilgili cinsel taleplerimi ciddiyetle değerlendiriyor. Adam da haklı bir bakıma, bacısını sevecek adamı tanımak istemesi son derece normal gibi rasyonel düşüncelere dalmıştım.

Öte yandan kafamı karıştıran başka bir konu daha vardı. Nasıl ki ben onun Mehmet olduğunu biliyorsam, o da benim kim olduğumu biliyordu. Yani o impact anında bu kadar meraklı olması ve bildiği şeyleri tekraren sorması çok da anlamlı değildi.

Yaş ilerledikçe öğrendiğim şeyler var. Nasıl ki, camiye girerken ayakkabı çıkarılırsa, bayramlarda büyüklerin eli öpülürse, ya da ne bileyim bir yerlerde iş makineleri temel kazarken bütün mahalleli bir araya gelip izlenirse, bu da onun gibi soylu bir Türk geleneğiymiş. Kavgaya başlamadan önce “Kimsin lan sen” diye sormak ve yanıtı beklemeden dalmak.

Bir ara elime bir odun geçti ve sanırım ilahların da yardımıyla odunu Mehmet`in kafasına zerk etmeyi başardım. Adam sadece gardını değiştirdi ve anladım ki aslında solakmış ve merhamet yüklü bir insan olduğu için sol kroşesini kullanmaktan imtina ediyormuş. İkinci bölümde o kadar merhametli değildi.

Erkek dediğin form bu tarz kahramanlık hikayeleri anlatmaya bayılır. Çünkü o en ilkel içgüdülerinin de katkısıyla bilir ki, teknoloji ve sosyalleşme denilen kirlilik nereye varırsa varsın, kadın tercihlerinin önemli bir bölümü kaba gücün pozitif etkisinde oluşur. Mağaralardaki muntazam düzenimizde kadınını koruyan atalarımızın bize ilettiği namuslu çatışma genlerinin karşılığı olarak, korunaklı erkeklerin yüceliğini savunan aynı oranda namuslu kadın genleri de vardır.

Kahramanlık bu hikayenin neresinde diye merak edenler olabilir. Hayatta kaldım ya… Bu yazıyı yazabiliyorum ya… İster inan ister inanma, 20 yaşındaki bir Asya Fili, Mehmet`in karşısındaki 10. saniyede ruhunu gönüllü olarak teslim ederdi.

Yıllar sonra Mehmet`le bir yerlerde karşılaştık. Adam enkaz gibiydi, göt-göbek yürümüş, hareketleri yavaşlamış ve gözünün feri sönmüştü. Bense hala Bengal Kaplanı gibiyim, spor yapıyorum ve gençlik günlerimi aratmayan bir performansım var. Ancak o karşılaşmada Mehmet`e bütün samimiyetimle “Ağabey” dedim. Biyolojik olarak bu sıfatı fazlasıyla hak eden tek gerçek ağabeyime söylediğim içtenlikle hem de.

Neme lazım…

Tuncer AKTAŞ