KİMLERDENSİN ?

KİMLERDENSİN ?

142
0
PAYLAŞ

Bugün televizyonda saçma ama çok izlenen bir yarışma programında sunucu yarışmacıya dedi ki ;
“ Ne iyi ettin hoş geldin de, nereden geldin, kimlerdensin ?”

Bu program ülkenin gündüz kuşağında milyonlarca kişi tarafından izlenen içeriksiz, bol kavgalı, ergen dalaşlı vs saçma ötesi bir şey. Şey diyeceğim başka bir anlamlı kelime karşılığı yok çünkü. Her neyse soruya takıldım, çünkü pek çok anı hatırlattı bana.

“ Kimlerdensin ?”
Bundan on yedi yıl önce öğretmen olarak atandım. Bilirsiniz öğretmenlerin ilk bir yılı stajyer olarak geçer ve o bir yılın sonunda bir müfettiş gelip sizi şahsi olarak inceler, test eder. Sonra toplu sınava girer ve asil memurluğa geçiş yaparsınız. 
Bir gün sınıfımda ders yaparken, müdüre hanım beni odasına çağırdı. Yanında kılığı kıyafetinden ve tarzından müfettiş olduğunu anladığım bir bayan vardı. Buyur ettiler oturdum. Beni tanımak için sorular sormaya başladı bayan müfetttiş;
“ Nerelisin ?”
“ Kayseriliyim.”
“Neresinden ?”
“Pınarbaşı hocam.”
“ Öyle mi, Pınarbaşının neresinden ?”
“ Şu köyünden hocam, çerkezim.” Dedim, demez olaydım.
Birden rengi attı;
“ Ne demek çerkezim. Sen etnik ayrım mı yapıyorsun. Sen nasıl devleti temsil edeceksin.” Vs gibi şu an çok hatırlamadığım bir şeyler söyledi. Ben de cevaben ;
“ Ama hocam, o kadar ayrıntılı sordunuz ki. Söylemek zorunda kaldım.” Gibi şeyler geveledim. Cidden de onun neresinden bunun neresinden diye detaya indirince konuşmanın gereği onu getiriyormuş gibi belirttim sadece.
“ Yok olmaz, şuna bak sen. Karşıma geçmiş etnik ayrım yapıyor, senden memur falan olmaz. Çık odadan.” Diyerek kovdu odadan.
Müdürüm de beni yakından tanıdığını, öyle bir insan olmadığımı anlatmaya çalıştı ama nafile. Müfettiş sakinleşmiyor, yanacak bizim stajyerlik. Neyse sonuçta müdürümün ve diğer öğretmen arkadaşlarımın uzun çabaları sayesinde müfettiş biraz sakinleştikten sonra bende özür dileyerek ve asla niyetimin bu olmadığını uzun uzun anlatarak kurtarabildik memuriyetimi. Yoksa sırf çerkezim dedim diye yanıverecekti meslek hayatım.
O günden sonra bir daha asla kimseye kimlerdensin ya da nerelisin diye sormadım ve bana sorulunca da sadece şehir belirterek bıraktım. Büyük ders oldu benim için. 
Mesleğim sebebiyle onca yıldır pek çok insanla tanıştım, çalıştım. Kimisini sevdim, kimisini sevmedim. Kimisi ile çok güzel çalıştım kimisi ile hiç çalışmak istemedim. Ama bu duygularımın hiç biri o kişinin etnik kökeni ile ilgili olmadı. 
Çalıştığım değişik bölgelerde her tür giysi tarzı ve inanış şekli ile karşılaştım. Yaklaşık altı yıl önce çalıştığım bir bölgede çarşaf giyen çok yakın bir arkadaş edindim. Görünüşü sadece siyah bir çarşaftan ibaret olan arkadaşımla çocuğu vesilesi ile yakından tanıştım ve nasıl inanılmaz bir deli ve coşkun gönül ile karşılaştım. Ne giydiğinin onun gönlü ve güzelim kalbi üstünde hiçbir etkisi olmadığını hayata karşı çok samimi ve sevecen baktığını yakından tanıdıkça gördüm. Hala sıklıkla ararım, arar ve öyle güzel gönül sohbetleri yaparız ki anlatamam. 
Başka bir bölgede anaokulu kurmaya çalışırken yaşadıklarım ise yine benim unutulmaz anılarım arasında. Mahallenin camisinin İmamı, o dönemler için bana en yakın yardım eli oldu. Çok güvenilir ve sıcak bir dost eli, her ihtiyacım olduğunda yanımdaydı ve birlikte çok şey yaptık o okul için.
Sonra okul inşaatında birlikte çalıştığımız bir elektrik teknisyeni, onu da hiç unutmam. Hala arar zaman zaman. Şiveli konuşur;
“ Hocam ben Kürdüm. Biz de kötülük olmaz. Sen iste ben yapayım.” Gibi şeyleri sıklıkla söylerdi. Cidden o kadar kendini vererek ve canını dişine takarak çalışırdı ki, hayran kalmamak elde değil. Üstelik sadece işini değil benim ihtiyacım olan her şeyi yaptı. Benim işim bu, başka şey yapmam demedi ve sadece bedeni ile değil gönlüyle çalıştı hep. 
Okul henüz inşaat halinde olduğu için, bizde molozların arasında çalışıyor ve bir sıcak çay bile bulamıyorduk. Böyle günlerden birinde bahçede bir briketin üzerine oturmuş bir şeyler yazıyordum, bir elinde çaydanlık diğer elinde çay bardakları dolu tepsiyle bir teyze belirdi yanımda. Kalktım buyur ettim, ona da bir briket verdim oturması için. 
“ Kızım, hep görüyorum sizi. Çok çalışıyorsunuz, bir bardak çay için de soluklanın biraz.” Hayatım boyunca içtiğim en güzel çaydı. Sonra ki günler ara ara geliyordu Hatice teyzem çayımızı getirerek. Sohbeti seviyordu, çok şey anlatırdı bana. Alevi olduğunu, Aleviliğin sevgi demek olduğunu, her canlının çok kıymetli ve çalışmanın çok değerli olduğunu, çalışana yapılan yardımların ya da iyiliklerin sevap olduğunu, hele okul ve öğretmene büyük saygı duyduklarını anlatır dururdu. Öyle doğal, içten ve samimiydi ki Hatice Annem oldu sonraları. O zor ve güç gerektiren çalışma koşullarında gönlümü sevgisiyle besledi Hatice Annem. 
Ve ben bu insanların hiçbirine “ KİMLERDENSİNİZ ?” diye sormadım… Birbirimizi gönüllerimizle tanıdık ve bağlandık !
 

 

 

BİR CEVAP BIRAK