KİM SINIF BAŞKANI OLMAK İSTER?

KİM SINIF BAŞKANI OLMAK İSTER?

665
0
PAYLAŞ

Hatırlasanıza…

Bazıları için müthiş bir rekabet ortamı olmuştur sınıf başkanlığı seçimleri. Bu yazıyı okuyan bir yetişkinin özellikle ilkokulda okuduğu yılları düşündüğümüz zamanlarda sınıf başkanlığı ilkokul döneminde girdiğimiz en ciddi yarışlardan birisi olmuştur… İstemeyenler, arkadaşlarından alacağı oy oranından dolayı belki de çekinip ikilemde kalanlar veya bir şekilde yarışa dahil olanlar.

Öyle veya böyle bir seçim yapılır ve unvan gelir: Sınıf Başkanı…

Kısa bir süre, bir dönem, belki bir sene boyunca konuşanları yazacak, sınıfta öğretmen gelmeden olan biten konusunda söyledikleri oldukça önemli olacak kişi… Hele ki, sınıfta rekabet ortamı, o minik dünyalarda da gruplaşmalar veya kutuplaşmalar da varsa başkanın işi daha farklı bir pozisyona gelmiştir. Ne önemli bir görevdir o…

Bu yazıyı yazmadan önce çevremdeki birçok kişiye muhabbet esnasında sordum: “Zamanında sizin sınıfta sınıf başkanlarının görevi ne idi?” Akıllarda ortak tek cevap; “konuşanları yazmak”

Sınıf başkanı, sınıfta bir nevi öğretmenin gölgesi rolünde bulunurken aslında sınıfın önderliği, sınıfı örgütlemek, ortak çalışmalar için liderlik rolüne girmesini sağlamak pek de beklenilen -belki de istenilen- bir durum değildir. Bu yüzden de hep sınıf lideri değil sınıf başkanı olmuştur. Sınıfta bir başkan olmasına rağmen sınıfı peşinden sürükleyen ise genelde sınıftaki bir başka çocuk olmuştur. Hal böyle olunca, henüz o yıllarda aday olmuş ve seçilmiş olmasına ve “başkan” olmuş birey ne olmuştu da, talep ettiği gerçek rol dışında ona yönetim tarafından verilen ve beklenilen rolün içeriğine bürünmüştü? Sosyolojik konulara girecek değilim ancak okul da bir organizasyon olduğuna göre, konuyu belki de organizasyon yapılarına ilişkin bir gözle incelemek de farklı bir bakış açısı sağlayabilir düşüncesindeyim. Belki de sınıf başkanına verilen görev, bir kontrolcü olmaktan ziyade organize edecek birisi, sınıfı takım çalışmasına sürükleyebilecek, farklı sesleri dinleyebilecek bir birey bakışı hakim olsa idi, acaba bugün sınıf anlayışımız farklı bir şekilde olur muydu? Bence evet. Haydi, gelin geçmişin ve çoğu ortamda halen bugünün sınıf başkanı ile organizasyonlardaki yine dünün ve bugünün “ekip sorumlusu” na şöyle bir göz atalım:

Sınıf Başkanı Ekip Sorumlusu
(Genellikle)
Aday olmuş ve seçilmiştir.
Bir üst yönetim tarafından atanmıştır.
Sınıfı öğretmen gelmeden fiziksel olarak hazırlar Çalışma ortamının uygun olmasına dikkat eder.
Konuşanları uyarır ve ardından tahtaya yazar. Ekip kurallarına uymayan kişileri önce kendisi uyarır çözemiyorsa üst yönetime bildirir.
Öğretmenin sınıfla ilgili evrak işlerini yapar Üst yönetimin ekibe ilişkin işlerini halleder
Açıklamalarına tüm sınıf uyar. Açıklamalarına tüm sınıf uyar.

 

Yukarıdaki tabloya bakarak sormak istediğim tek soru var: Hangisi başarılı olmuştur? Bence cevap: Hiçbirisi… “Hangisi başarılı görünmüştür?” diyerek soruyu değiştirirsek o zaman “hepsi” tarzında bir cevap verebiliriz. Zira başarı anlayışımız “yönetimin beklentisine” göre değişir.

Çocukluk evresinde beklenileni vermek için elindeki tüm “kozları” kullanan kişi ile çalıştığı iş yerinde benzer davranışlar sergileyen veya sergilemesi beklenilen arasında bir fark neredeyse yok gibi. Organizasyonel yapıların ellerinden en büyük güç değerleridir. O değerler zaman içerisinde yine çalışanlar tarafından oluşturulmuş yaşayan varlıklardır. Değerleri taşıyan ve organizasyonun günümüz iş dünyasında vizyon ve misyon gibi altın kelimelerle tanımladığı cümlelere yönelik taşıyan da bu değerlerdir. Tıpkı Maslow’un hiyerarşisindeki gibi temel ihtiyaçlar uğruna çalışan organizasyonlarda değerleri tepedeki yönetimin özellikleri oluştururken, hiyerarşinin üst basamaklarındaki organizasyonlar için yönetim de organizasyonun değerlere uymak zorundadır. Aksi durumda sizi ayakta tutan organizasyonunuzun üyeleri olan bireyler takım olmayı bırakın, grup belki de sadece yalnız birer birey olmaktan öteye geçemezler. Dilediğiniz motivasyon toplantılarına gönderin, dilediğiniz takım eğitimlerine dahil edin aspirin etkisi gibi kısa süre sonra ağrı tekrar hissedilmeye başlayacaktır. Gününün ortalama 8 saatini bu değerler altında geçiren birey, “üzerine sinen bu koku”yu ister istemez ev, aile gibi özel yaşantısına da taşımak durumunda kalabilir. Bu “koku”yu taşımak istemediği durumlarda ise sürekli elbise değiştirmek zorunda kalması ise bir süre sonra bireyi yormaya başlayacaktır.

Birçok başka etkiler de söz konusu ama sınıfımızdan bir arkadaşımızın aldığı bir unvana canlı şahit olduğumuz ve ilk karşılaştığımız süreç olan “sınıf başkanlığı”na farklı bir rol biçildiğini düşünsenize… Biraz daha liderlik beklentisi olan, sınıfı örgütleyebilen, herkesin fikirlerine koordine edebilmesi için kendisine yardım edilen, empatinin ilk versiyonlarını sınıfta uygulayabilen ve sınıfı ortak bir amaç doğrultusunda birleştirebilen bir kişi olsaydı “sınıf başkanı”, bugünkü sosyal normlarımızda da bazı şeyler en azından farklı olma ihtimali olurdu.

Ne de olsa bugünün çocukları yarının büyükleri olacaktır.

Serkut KIZANLIKLI