Kifâyetli Duyarlılık

Kifâyetli Duyarlılık

179
0
PAYLAŞ

İletişimin, günümüzde yaşanılan hem çatışmaların hem çözümlerin temel ögesi olduğu yadsınamaz. Bir şekilde, herkesle, her şeyle sürekli bir iletişim ve bunun sonucu etkileşim içinde olmamız varoluşumuzun gereğidir. Söylediklerimizle, söylemediklerimizle, mimiklerimizle, bakışlarımızla ne kadar iletişim içindeysek, varlığımız hem kendimiz hem çevremiz tarafından o derece güçlü algılanmaktadır. Acaba, Descartes günümüzde yaşasaydı, o meşhur sözünü, “İletişim içindeyim, o halde varım.” şeklinde mi ifade ederdi?

İletişim kendi varlığımızı ortaya koymanın bir ögesi iken, kimi zaman da yok olmanın ya da yok etmenin de bir ifadesi haline gelebilmektedir. En azından böyle bir algı sağlama fonksiyonu mevcuttur. Muhatabımızı, dikkate almayarak, onunla iletişim kurmayarak onu yok ettiğimizi varsayabiliyoruz. Böylesi bir yok saymanın, aile ve arkadaşlık ilişkileri bir yana, özellikle iletişiminizin duygusal besleyenlerinin bulunmadığı, iş ortamı gibi, bir arada bulunmak durumunda olduğunuz insanlarla ciddi iletişim sorunlarına yol açması kaçınılmazdır. Sonuç, motivasyon, verimlilikte düşüş ve ardından gelen başarısızlık. Kim için? Sonuçta, bir kişinin üzerine yüklense de, nihayetinde bu işten birinci derecede olumsuz payını alan işletme olmaktadır. Peki ikinci derecede payını kim almaktadır. İletişim kurulmayan(lar) mı, yoksa iletişim kurmamayı tercih eden(ler) mi?

Yok sayarak, yok etmek…Ama kimi? İletişim bağlamında, kısa vadede bile getirisi olmayan, muhatabı yok sayma pek çok zaman bumerang misali kişi ya da kişilerin bu bağlamda kendilerini imha etmelerine de yol açmaktadır. Neticede, iletişim yollarını kapatan insan gerçekte, kendisiyle iletişimini de kapatmayı seçmiş olmaktadır.

Bunun çok çeşitli örneklerinin hemen her gün, farklı ortamlarda birbirinin benzeri olarak yaşandığı da bir gerçektir. Örneğin, göz göze gelindiği halde, bir selamın esirgenmesi, içinde bulunduğunuz ortamda size söz verilmemesi ya da söylediklerinizin dikkate alınmaması, hatta şaka yollu hafife alınması, çalıştığınız kurumda, her hangi bir iş için girdiğiniz bir ofiste doğum günü kutlaması olduğu bir zamanda görmezden gelinmeniz, buyur edilmemeniz gibi durumlar iletişimi kesmenin, muhatabı yok etmenin en basit örnekleri olarak sayılabilir.

Oysa gerek geleneksel kültürümüzde gerek evrensel kültürde yer alan selamlaşmanın önemi, tebessüm, ikram, davet gibi insanı insan yapan en temel davranışlar, maalesef günümüz vahşi iş ortamlarında menfaate endeksli olarak ortaya çıkmakta ya da gerçekçi olsun olmasın, muhataptan olası tehdit algısı ile tamamen kaybolmaya yüz tutmaktadır. Bu türden davranışların hüküm sürdüğü ortamlarda, tüm zorunlu diyalogların içi, samimiyetten uzak olduğu her iki taraf için de aşikar olduğundan, kendiliğinden boşalmış olmaktadır.

Muhatabı ile iletişimi kesmek, onu yok saymak, aslında kişinin kendisi ile bile diyalog kurup dile getiremediği tehdit algısını ya da menfaate endeksliliğini kendisine ifade etmekten kaçınması değil midir? Bu duruma, “kifayetsiz duyarsız” ifadesi ne kadar da yakışıyor değil mi? Seçim yapmak gerekirse, hangi tarafta durmalı dersiniz? Kifayetsiz duyarsızlardan mı, yoksa muhataplarına değer veren, iletişime açık, insanlığıyla barışık kifâyetli duyarlılardan mı? Yorsa da ….???

Ahmet Kablan