KENDİNİ HATIRLAMAK

KENDİNİ HATIRLAMAK

63
0
PAYLAŞ

Hepimizin şu an net olarak hatırlamasak da çocukken hayallerimiz vardı. Yürümeyi öğrenirken sadece yürümeyi merak ediyorduk, istiyorduk, etrafa gülücükler dağıtarak, popomuzun üzerine düşsek de yürüme denemelerine devam ediyorduk. Çocukken de istediklerimizi ne olursa olsun ifade edebiliyorduk, küçük bir oyuncak için ısrarcı olabiliyor, o anı nasıl değerlendiririm, ben gerçekten iyi miyim kaygısı yanımıza bile yaklaşmadan bir arkadaşla bulamıyorsak da çamurla bile oynayıp eğlenebiliyorduk. Çocukken, hayattaki müziğimiz neşe idi. Bitmez tükenmez enerjimiz, saf kahkahamızla hayatta var oluyorduk.

Yetişkin olmaya adım atarken ve de yetişkin olduğumuzda ise hayal kurmak çoğumuza gerçekçi gelmemeye başladı, hatta çocukluk olarak bile nitelendirildi. Üniversiteye hazırlanan bir gence, kendisinin yeteneğine ilgili alanına uyan bir meslek yerine, o dönemde popüler olan mesleği ya da daha fazla para kazanacağı bir bölüm bile önerilmekte. Yaş aldıkça neşenin yerini ciddiyet aldı, hayatımızda neşe zaman zaman görünür oldu. Hayatımızda daha çok istediklerimiz değil, zorunluluklarımız, sorumluluklarımız olarak nitelendirdiğimiz şeyler zaman ve enerjimizi alır hale geldi,  hatta daha ileri gidersek zorunluluklarımız olarak nitelendirdiklerimiz bir anlamda hayatımız oluverdi.

Kendimize istediklerimizi gerçekten istiyor muyum sorusu yerine, ya istemekten korkar hale geldik,  ya istediğimiz şeyin gerçekleşmeyeceğini düşünmeye başladık ya da hata yapmaktan korkarak istediğimiz şey için adım atamadık.

Ne oldu da sadece merak ettiğine, istediğine yönelen ve bunun için başarısız olacağını hiç düşünmeden hareket eden bir bebek, bir çocuk iken sadece hayatta sorumluluklarını yerine getirmek zorunda olan bir yetişkin olunuverdi? Ne oldu da kendinden, hayattan, karşısındakinden ne istediğini kendi bile hatırlamayan, hatırlasa bile ifade etmekten çekinen, adım atamayan bir yetişkin hale gelindi?

Her birimizin hayatta iyi, kötü, doğru, yanlış, olabilir, olamaz, yapamam yapabilirim dediği şeyler vardır. En önemli soru kendimiz hakkında neye inandığımız? Kendimiz hakkında neleri yapabileceğimize, neleri başarabileceğimize, güzel çirkin oluşumuza, kazanan kaybeden oluşumuza, neleri isteyip isteyemeyeceğimize, istediklerimizi hak edip hak etmediğimize, ne oldu da karar verdik? Bu inanışlar, başka bir ifadeyle zihin kalıplarımız, bizim gerçeğimiz mi, değiştirilemez mi?

Her birimiz doğduğumuz andan itibaren ebeveynlerimiz, sonra arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, yaşadığımız toplum, iş arkadaşlarımız, iş yerimizle birlikte belli inanışların, düşüncelerin etkisinde kalıyoruz. Sonra bunlar biz fark etmeden doğrumuz, kendimize, hayatımıza yönelik inançlarımız oluyor. Öyle ki arzuladığımız bir şeyi hak etmediğimizi bile düşünüyoruz, hatta arzuladığımız bir iş için, bir sevgili için hareket bile edemiyoruz, kendimizi iyi hissetmediğimiz bir iş yerinde, bir ilişkide takılıp kalabiliyoruz.  Kendimizi yeteri kadar iyi olarak görmediğimizde, kendimizi olduğu gibi ifade etmiyor, bir maskenin altına gizlenebiliyoruz. Kendimizin ne kadar iyi, ne kadar güzel ya da başarılı olduğunu, başkalarından duymak, başkalarının takdirini kazanmak için çırpınır hale gelebiliyoruz. Bir anlamda zihnimizden geçen düşünceleri kendimiz zannediyoruz, kendimizi bu çerçevenin içine sıkıştırabiliyoruz. Kendimizin eşsizliğini unutarak, kendimizi başkaları ile kıyaslıyor, kendimize geçici mutluluk ya da mutsuzluk döngüsünün içine bırakabiliyoruz.

Hiç kimse üstün değildir, hiç kimse aşağı değildir, fakat kimse eşit de değildir. İnsanlar yalnızca eşsizdir, karşılaştırılamaz. Sen sensin, ben benim. Ben potansiyelimi hayata vermek zorundayım; sen potansiyelini hayata vermek zorundasın. Ben kendi varoluşumu keşfetmek zorundayım, sen kendi varoluşunu keşfetmek zorundasın..!” Osho

Her birimiz eşsiziz, her birimiz bu hayata farklı bir renk, farklı bir müzik katıyoruz. Bunu hatırlamalı, kendimize zaman zaman hayatta neleri başardığımızı, ne kadar güçlü olduğumuzu anımsatmalıyız. Başkalarının hikayelerini hayranlıkla izlerken, okurken, kendi hikayemizin muhteşemliğini de anımsamalıyız. Bunun için bugüne kadar neler yaşadığımızı, nelerin üstesinden geldiğimizi, neleri başardığımızı yazarak başlayabiliriz. Bir anlamda yaşam hikayemizin senaristiyiz ve hikayenin nasıl devam edeceği, nasıl devam etmesini istediğimiz de odağımız olmalı. Hikayemizi yazarken en mutlu, en coşkulu, en neşeli, en başarılı hissettiğimiz anlara dönmeli, o anlarda ne vardı, o anlar ne oldu da sihirliydi, hangi eşsiz yeteneklerimiz ortaya çıkmıştı, olmazsa olmazlarımız, onsuz hayat pek anlamlı değil dediğimiz değerlerimiz neler, anımsayalım ki kendimizi gerçekten görelim.

Zihin, müthiş bir şey ve de bir başka muhteşem özelliği de değiştirilebilir olması, yani inandığımız şeyler de değişebilir, zihnimizden geçen düşünceler de.  Bir seçim hakkımız var, hayatta biz bazen göremesek de seçeneğimiz yok hissetsek de her an seçim yapıyoruz. Zihnimizden geçen düşüncelerimiz, inanç kalıplarımız bizi iyi hissettiriyorsa, hayatta tatmin yaratıyorsa ne güzel. Her birine bir bir bakmalı, her birinin bize nasıl hissettirdiği, hayatımızı nasıl etkilediğini sorgulamalı, bize uygun olanı seçmeliyiz. Yeniden inşa etmeliyiz. Öncelikle bizler zihin değiliz,  zihnin bizi değil, bizim zihnimizi yönettiğimiz, kendimize inandığımız, neşenin hayatımızın senfonisi olduğu bir yaşam dilerim.

Sevgiler

Sakine Kaş

Profesyonel Koç