Kendi duygularına KÖR olmak – ALEKSİTİMİ

Kendi duygularına KÖR olmak – ALEKSİTİMİ

95
0
PAYLAŞ

Kişinin duygularının ve düşüncelerinin farkında olması ve davranışlarını kontrol edebilmesi ruh sağlığı açısından en önemli kriterlerdendir. Psikanalitik psikoterapinin oldukça revaçta olduğu yıllar da Ruesch analitik terapiye aldığı psikosomatik hastalarda yaptığı gözlemlerde, bu hastaların diğer nevrotik hastalardan farklı olarak duygularını ve rahatsızlıklarını sözel yada sembolik olarak ifade edemediklerini gözlemlemiştir. Bu kişilerin duygularını veya gerilimlerini ifade etmelerinin tek yolu bedensel tepkiler olduğunu düşünmüştür.

1949 yılında Mac Lean bir makalesinde psikosomatik kişilerde duyguların, neokortekse (beynin üst işlev gören bölgeleri) ulaşıp sözel yolla simgesel anlatım bulamadığını, otonom yollarla ifade edildiğini, yani organ diline çevrilerek bedensel belirtiler olarak kendini gösterdiklerini vurgulamıştır.

İlk defa Sifneos 1972 yılında bu türden duygusal sorunları anlatmak için aleksitimi kavramını kullanmıştır.

Kelime anlamı olarak aleksitimi Yunanca’da a= yok, lexis= söz, thymos=duygu anlamına gelen kelimelerin birleşmesinden meydana gelmiş bir kavramdır.

En basit tanımıyla duygularını fark etme, tanıma, ayırdetme ve ifade etme güçlüğü olarak tanımlanan aleksitimi başlangıçta ruh sağlığı alanında psikosomatik bir durumu ve belirtiyi anlatmak amacıyla ortaya atılmışken zaman içinde aleksitiminin sağlıklı bireylerde de sıkça görüldüğü fark edilmiştir.

Aleksitiminin ortaya çıkmasında sosyo-kültürel faktörlerin etkisi de önemli yer tutar. Aleksitimiklerin özellikleri, toplumsal yaşama yabancılık, sanki ayrı bir dünyadan gelmiş izlenimi verme, duygularını fark etme ve ifade etmekte zorluktur. Günlük yaşamda düşünebilen, anlatabilen, ilişkiler kurabilen kimselerdir. Ancak duygu ve düşünceleri arasında bağ kurup ayırt etmekte ve bunları ifade etmekte sorunlar yaşarlar. Aleksitimik kişilik özellikleri belirtilerinin dört temel başlık altında toplanmaktadır:

1-Duyguları fark etme,ayırt etme ve söze dökme güçlüğü
2-Hayal kurma, düşlem yaşantısında kısıtlılık
3-Operasyonel düşünme biçimi
4-Dış merkezli-uyum sağlamaya yönelik bilişsel yapı

Çalışmalarda beynin sağ yarımküre hasarı olan kişilerin aleksitimik belirtiler gösterdiği, yine beynin sağ ve sol yarımküre arasındaki bağın bozulmasının da aleksitimiye neden olduğu gösterilmiştir. Sağ hemisferin duyguları işlemede ve düzenlemede, dilin duygusal öğelerini tanıma ve ifade etmede önemli rol oynadığı ve buna bağlı olarak aleksitimik belirtilerin oluştuğu bulgularına ulaşmışlardır. Aleksitimi oluşumunda duyguların dışavurumunda önemli rolü olan frontal lobda meydana gelen sorunların da önemli yer tuttuğu bildirilmektedir.

Aleksitiminin üç önemli özelliği (duyguları ifade güçlüğü, düşlem eksikliği, içe vuruk düşünme eğilimi) ile sağlıksız ego savunmaları ve baş etme stilleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Ancak bazı araştırmacılara göre aleksitimi bir savunma mekanizması yada baş etme biçimi olmaktan çok, duygusal-bilişsel bir bozukluktur.

Aleksitimi kavramı batı felsefesinden etkilenmiş olan psikodinamik perspektiften köken almıştır. Bu kültür, özelliği gereği duyguların dışa vurulmasının olgun ve sağlıklı olduğunu savunmaktadır. Doğu kültürlerinde psikiyatrik hastalıkları ve duygu dışavurumlarını inceleyen araştırmacılar, doğu kültürlerinde duygunun sözel ifadesinin çok yaygın olmadığını saptamışlardır. Ruhsal sıkıntının somatizasyon şeklinde yada entellektüalize edilmiş sözel anlatımları şeklinde ifade bulduğu görülmüştür. Bazı toplumlarda somatizasyon sosyal desteği sağlaması veya koruması nedeniyle de ayrı bir önem taşır. Ülkemizde yürütülen çok sayıda çalışmada hastaların çok sayıda somatik yakınmasını strese bağladığı ancak çözümünün psikiyatri dışı nedenlerle sağlanabileceğini düşündükleri görülmüştür. Birçok psikosomatik belirti için özel dil kullanan bölgeler bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün araştırmalarında ülkemiz somatik hastalıklar açısından üst sıralarda bulunmaktadır.

Ülkemizde de Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde aleksitimi yüksek oranda görülmektedir.  Avrupa da yapılan çalışmalarda genellikle gelişmiş batı toplumlarında az görülürken doğuya gittikçe (Bulgaristan, Romanya  ve Yunanistan gibi ülkelerde)  artmakta, Türkiye’de oldukça yüksek oranlara ulaşmaktadır.

Son zamanlarda medya ve sosyal medya da ülkelerin gelişmişlik ve müreffehlik düzeyleri ile ilgili sıralamalara oldukça sık rastlamaktayım. Şahsi kanaatim bir ülkede toplum ne kadar az psikosomatik belirti gösteriyor ve Aleksitimik birey oranı ne kadar düşükse o ülke o kadar gelişmiştir.

Özellikle psikosomatik hastalıklar ve aleksitimi arasında ilişkinin araştırıldığı çok sayıda çalışma vardır ve bunlar bir ilişkinin varlığını göstermekte ancak bu ilişkinin nedensel olduğunu göstermekte yetersiz kalmaktadır. Aleksitiminin bir kişilik özelliği olduğuna dair görüşler de bulunmaktadır.

Ülkemizde yapılan bir çalısmada psikosomatik hastalıklarda %22 oranında aleksitimi saptanmıstır. Bedensel belirtilerle çeşitli kliniklere başvuran ancak organik bir patoloji saptanamayan hastalarda aleksitimi %64.2 oranında bulunmuştur.

Dr. Sabri Burhanoğlu
Psikiyatri Uzmanı

BİR CEVAP BIRAK