Kendi Buzdağımızın Derinliklerine Bakmak

Kendi Buzdağımızın Derinliklerine Bakmak

55
0
PAYLAŞ

İlişkide karşı tarafın davranışlarını değiştirmeye odaklanmak yerine algımızı değiştirerek ilişkiye farklı bir şekilde tutunmak bizi kendi buzdağımızın derinliklerine bakmaya davet etmektedir.

Modelin 3 temel sac ayağına baktığımızda, EQ pervanesi olarak da adlandırılan bir süreç yaklaşımı çıkıyor karşımıza.

Kendini Tanı: Özfarkındalık- Kişiyi neyin harkete geçirdiğine ışık tutar ve gelişimin ilk adımıdır. NE’yin değişmesi gerektiğini görmemize yardımcı olur. (Bu yazımızda tamamen bu kısma odaklanıyoruz.)

Kendini Seç: Bilinçsizce verilen tepkinin aksine seçim yaparak eylemlerimizi öz yönetim altına alma. Bunun bana ve çevreme faydası ne?Değişimi harekete geçirebilmek için NASIL’ın yanıtını verir.

Kendini Ver: Günlük eylemleri hayat amacıyla birbirine bağlamaya yarayan NEDEN sorusunun yanıtnı verir. Davranışım, hayattaki imzamla uyumlu mu? Kişiyi harekete geçiren ve potansiyelini açığa çıkaran motivasyon noktası burasıdır.

Kendini Tanı  – Buzdağında Bireysel Sondaj

Bir durum ya da kişi hakkında beynimizde yarattığımız içsel görüntüler, durumu / kişiyi algılayış biçimimizi doğrudan etkilemektedir. Bu imgeler ve de görüntülerin tetikleyicisi buzdağının derinliklerinde yatan duygularımızdan başkası değildir.

Duygularımızı tanımlamak ve de yorumlamak, hayata ve ilişkilere karşı öncelikle doğru algılar oluşturmamıza yardımcı olacaktır.

Buzdağının görünen kısmında yatan öfkeli bir davranışı ele alalım. Burada şu ayrımı yapmakta fayda var; Öfke, kin, nefret vb duygular bize öğretilenin aksine bastırılması ve kontrol altında tutulması gereken canavarlar değildir. Bu duygular da tıpkı diğer duygularımız gibi insana özgü, doğal hissiyatlardır. Bu nedenle bastırmak yerine yüzleşmek, kontrol altında tutmak yerine anlamlandırmak duygusal zeka modelinin ilk ve en kıymetli adımıdır. Burada ise öfkeli davranıştan kastımız, öfke duygusu değil, bu duygu sonucu oluşan, kişinin kendisine ve muhtemelen çevresine zarar verecek olan herhangi bir eylemdir. Dolayısıyla kişinin öfkeli hissetmesi başka, bu hissiyat sonucu örneğin toplantı masasında gerilim yaratması çok başka kavramlardır.

Bu öfkeli davranışın altında yatan tanımlayıcılarımızı bilmek ve de anlamlandırmak ilişkilerimizi tekrar yapılandırmamızda kıymetli bir adım olacaktır. Hayattaki pek çok mesele, bize yapılan değil bizim olanları nasıl algıladığımızdan ibarettir. Maalesef çoğumuz hislerimiz yerine bize yapılanlara ve de yarattığımız algılara o kadar odaklanmışızdır ki Eric Berne’nin bahsettiği psikolojik oyunlarımızdaki kurban rolünün kaynağı işte tam da burasıdır. (Transaksiyonel analiz ile büründüğümüz roller ve de duygusal zeka ilişkisini bir başka yazımda ele alacağım.)

Kurban rolünden çıkmak için mümkünse bir süreliğine dış çevreyi dondurup  kendi sondajımıza dönmemiz gerekmektedir.

Bu sondajın en önemli aracı, içe yönelik doğru bağlantı sorularıdır. Bağlantı soruları, bizi yüzeyde görünen davranışlarımız ile derinde yatan duygularımız arasında bağlantı kurmamıza yardımcı olur.

Bu durumun benim için anlamı ne?

Bu durum hakkında ne hissediyorum? Tam olarak duygum nedir?

Bu duygu benim için ne ifade ediyor?

Ne zamandan beri bunu hissediyorum? Orada tam olarak ne olmuştu?

Bu süreçte başka ne gibi duygular deneyimliyorum?

Neden bu şekilde davranma ihtiyacı hissettim? Bu ihtiyacım ile başka hangi duygum doğrudan ilişkili olabilir?

Bu duygum düşünce ve hareketlerimi nasıl etkiliyor? Bu duyguyu dönüştürebilir miyim?

Duygularımı belli ediyor muyum? Duygularımı hangi yollarla belli ediyorum?

Kalıplarım neler?

Şunu unutmamak gerekir ki güçlü sorularından oluşan duygusal uzlaşmalar tamamen içsel bir harekettir. 

Yüzleşilmeyen duygular derinleşir, bastırıldığı için zamanla yoğunluğu artar. Artan bu duygu yoğunluğu ilişkinin duygusal göstergelerini tırmandırarak, düşünceleri ve farklı davranışları tetikler, çatışmayı hızlandırır.

İlişki kimyasını doğrudan etkileyen içe dönük duygusal uzlaşmalar ile algımızı değiştirmek ve ilişkilerde yeniden yapılanmaya gitmek hayat kalitemizi etkileyen en önemli eylemlerin başında gelecektir

Çünkü duygu, birey için sihirli bir anahtar, organizasyon için ise dönüşümü sağlayan kuvvetli bir kaldıraçtır…

Hiç kuşkusuz kişi ve kurumlar duyguları en önemli rehber olarak kabul ettikleri müddetçe organizasyonun kılcal damarları için gerekli oksijen kendiliğinden pompalanacaktır.

ÇAĞLA BAŞKAYA

Six Seconds Beyin Profili Uzmanı & Duygusal Zeka Değerlendiricisi

Bu yazı ilginizi çektiyse: ORGANİZASYONLARDA İLİŞKİ KİMYASI VE DUYGUSAL ZEKA