Kelebek Misalidir Aşk

Kelebek Misalidir Aşk

630
0
PAYLAŞ

Tuhaf gelecek belki size… Uzun yıllar aynı yastığa baş koyduğu eşini sonsuzluğa uğurlayan erkeklerin, kah sessiz, kah güçlü durmaya çalışıp; cenazedeki o son veda anında, dudakları titreye titreye, gözlerinden akan yaşlarla, derin bir acıyla “hakkım helal olsun” deyişlerinden hep çok etkilenmişimdir.

O anlarda hep; eşleriyle tüm yaşadıklarının bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçtiğini düşünürüm. Birbirlerine gülümseyişleri, hayatı birlikte sırtlayışları, hastalıkta sağlıkta elele vermeleri, yıllarla birlikte daha çok “biz” oluşları, sadece sözle değil gözle de konuşabilmeleri…

O son veda anında beni etkileyen; erkeklerin, genellikle içlerinde saklı tutmaya çalıştıkları duygularının, en hüzünlü şekilde ortaya çıkışını görmektir belki …

Belki de, birinin diğer yarısı olabilmenin, hastalıkta sağlıkta birarada kalabilmenin, “bir yastıkta kocayabilme”nin neredeyse unutulduğu; bağlılık, saygı ve sabrı korumanın zorlaştığı bir dönemin içinde yaşıyor olmaktır…

Bir neslin yaşam gayelerinden biri, sonraki nesiller için masal olmaya başladı artık…İnsanların birbirine eskisi kadar, bir yastıkta kocayacak, yani bir ömrü paylaşacak kadar saygısı ve sabrı pek kalmadı…

Malum, pek çok dizide, filmde ya da klipte de, eşine kızan taraf da yastığını kapıp odadan çıkıyor, olmadı evi terkediyor, hatta “kızgınlık derecesine göre” geceyi, dışarda “bir yerlerde” geçiriyor. 

Şimdiki evliliklere “kağıttan ev” benzetmesi yapılıyor… Bir evliliğin sonsuza dek süreceğine inanmak, fazla iyimser olmak demek oldu kimilerinin gözünde…

Öyle ki, “iki mavi tık” işareti üzerinden bile ilişkilerle ilgili yorumlar yapılıyor. “Eyvah” diyorlar, “evlilikler bitecek!”. Yöntemler aranıyor, kurtarıcı öneriler paylaşılıyor. Yani, whatsapp’taki o iki mavi tık’ın evliliği, aşkı bitirebileceğinden söz ediliyor ve daha da kötüsü buna inanılıyor!

Sorarsanız herkes doğru insanı, saygıyı, güveni, huzuru arıyor ama bırakıp gidenler kimler belli değil… Ömürlük olmasını herkesin dilediği birlikteliklerde, “aşk” olarak tanımlanan şey bittiğinde, seçenekler de çoğaldığından mıdır bilemiyorum, eşlerden birisi arka kapıdan kaçmak için fırsat kolluyor. Vefa çöpe atılıyor, saygısızlık çemberi büyüyor, kusurlar aralanıyor. Önceleri çiçek böcekle tamamlanan sevgili isimleri, sonradan hayvan isimleriyle tamamlanır oluyor.

Oysa ne güzel söylemiş Nazım Hikmet; Kelebek misalidir aşk; anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük…”

Hayat, her karesinde güldüğümüz bir film şeridi değil, evlilikler ve ilişkiler de öyle… Hayatımızın olduğu gibi, ilişkilerin de iniş ve çıkışlarla dolu olduğu, aslında hiç kimse için bir yeni bir bilgi değil… Öyle değil mi?

Aşk da, evlilik de çok emek isteyen şeyler. Ne kadar emek verilirse, o kadar uzatılabilir, bir ömre taşınabilirler…

Ömürlük aşksa, bir hayat arkadaşlığı aslında… Hayat arkadaşlığı ise, aşk, sevgi, saygı, sabır, bağlılık, sadakat, anlayış ve vefaya dayanıyor…

Internette görüp okuduğum ve çok sevdiğim bir yazı, o kadar güzel anlatıyor ki bunu, gerçek aşkın, evliliğin ne olduğunu… Bir parçasını burada paylaşmak istedim:

“Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları taralı adamı / kadını sevmek kolaydır. Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile şefkatle okşayabilmektir. Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.

Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir Amerikan filmini yaşamaktır.

Evlilik; sadece aşk değildir. Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir. Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz.

Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur. O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. Zafer, direnenlerin olur.”

“Zafer direnenlerin olur”… Çok güzel değil mi? 

Elbette, zorla ve mutsuzlukla bir şeyleri sürdürmenin ve sürdürmek için direnmenin bir manası yok. Gerektiğinde nokta koymayı bilmek en doğrusu…

Peki ya gereksiz her alevlenmede nokta koymaya çalışmak, kolayı, kaçmayı seçmek? Karşılaşılan her sorunu evliliğin sonu gibi algılamak, eşinin kusursuz olmadığı gördüğün her anı sevginin sonu olarak düşünmek ne kadar doğru?

O yüzden, “Kelebek misalidir aşk; anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük…”

Ebru Ürer Şengül