Kaygılarınızla ilgili yapmanız gerekenler

Kaygılarınızla ilgili yapmanız gerekenler

142
0
PAYLAŞ

Kendinizi durmadan bir şeyler için ya da birileri için kaygı duyarken veya kişisel endişelerinize kafa yorarken buluyorsanız ve bu durumdan yorulduysanız, öncelikle olumsuz bakış açınızı bir kenara bırakmalısınız. Kendinizle durmak bilmeyen savaşlar yaşamak, endişelerinizi azaltmanın aksine daha da artırabilir. 

Kaygılarınızla ilgili yapmanız gereken temel birkaç şey var:

• Hepimizin endişeleri ve olumsuz düşünceleri olduğunun farkına varın.
• İlk adım, bu düşüncelerin oluşabildiğini kabullenmekten ibaret. Bırakın ortaya çıksınlar. Daha sonraysa onlar hakkında kendinize sorular sormaya başlayın:

“Bunu kontrol edebilir miyim?” Cevap hayırsa, kafanıza takmadan geçin. “Böyle bir sonuca varması muhtemel mi?” Cevap hayırsa, yine kafanıza takmayın.

• Bunun bir süreç olduğunu unutmayın. Kendinize bu soruları ne kadar sık sorarsanız, bu soru sorma ve olumsuz düşünceleri yok etme işlemi o kadar kolaylaşır.
• Aynı zamanda yeni olumsuz düşüncelerin ya da endişelerin zaman içinde tekrar ortaya çıkacaklarını da aklınızda bulundurun.
• Eğer bu düşünceleri tetikleyen bir ortam içerisindeyseniz (ilişkiniz, işiniz, eviniz) o zaman belki de durumunuzu tekrar değerlendirmenin ve bu ortamları değiştirmeye çalışmanın vakti gelmiştir. Biliyoruz söylemesi kolay, ancak yapılmaya değer şeyler için bu hep böyledir.

Neden endişe duyduğumuzun daha derin nedenleri

Endişe ve kaygıların nereden geldiğini bulabilmek için derinlere inmek gerekir. Bunun için biraz geçmişe dönelim.

1960’lı yıllarda, nöropsikolog Paul MacLean, ayrı ayrı evrimleşen 3 tip beynimiz olduğunu ileri süren Üçlü Beyin Teorisi’ni geliştirdi. Teoriye göre bu beyinlerin her birinde, psikolojimiz ve kişiliğimizden sorumlu olan bölgeler var:

Sürüngen beyin: Saldırganlık, baskın olma, bölgecilik, temel hayatta kalma mekanizmaları.

Paleo-memeli beyin: Duygular, tepkiler, hafıza ve korku.

Neo-memeli beyin: Dil, soyut düşünme, planlama.

Şöyle bir eşitlikten bahsedebiliriz:
Duygular + Korku + Tepki + Hafıza + Dil + Soyut düşünme = Olumsuz iç konuşma ve endişe

Yani olumsuz iç konuşmaların muhtemel nedeni, bu 3 beyniniz arasındaki tepkiye dayanıyor. Bir de tabii, olumsuzluk ön yargısı adı verilen ve insanların daha çok olumsuz olana ilgi gösterip, ağırlığı pozitiften ziyade negatife verdiği psikolojik olgunun da bunda payı var.

9000 yıl önce, tarih öncesi çöllerde uyandığınızda, aklınızdaki ilk şey neydi? Hayatta kalmak. Bu içgüdü hepimizin işine yaradı. Nöro-psikolog Dr. Rick Hanson, olumsuzluk önyargısını çok iyi bir şekilde özetliyor:

“Atalarımızı hayatta tutabilmek için, Doğa Ana, onları sürekli olarak kandırıp şu üç hatayı yapmalarına neden olan bir beynin evrilmesini sağladı: Tehditleri gözde büyütmek, fırsatları ve kaynakları hafife almak (amaç tehditlerle baş edebilmek ve fırsatları değerlendirebilmekti). Bu, genleri aktarmak için harika bir yöntem olabilir, ancak hayat kalitesini artırmak için oldukça başarısız.”

Olumsuzluk ön yargısını, vadesi dolmuş bir bilgisayar programı gibi düşünün.

Hatırlanması gereken önemli noktalar:

• Endişelenmek, hepimizin zaman zaman yapmaya programlandığı bir durum. Dert etmeyin.
• Aslında olaylar üzerinde düşündüğümüzden daha fazla kontrole sahibiz.
• Kontrol edemeyeceğimiz şeyler hakkında endişelenmek, tamamen vakit kaybı.

Şu anda kaygılarla baş etmek için elinizde daha fazla araç var, bu durumda bir dahaki sefer endişelenmeye başladığınızda, kendinize hangi soruları soracaksınız?

Kaynak:PickTheBrain

BİR CEVAP BIRAK