Kardeşçe Yaşayabilme Sanatı

Kardeşçe Yaşayabilme Sanatı

57
0
PAYLAŞ

Öğlen O’na  yemek hazırlarken oğlum bana Amerika’da neler olduğunu sordu. Bende bildiğim kadarıyla durumu anlatmaya başladım. Zaten kendisinin de bir fikri varmış. Kaygılanmış ,paylaşmak istemiş belli. Biraz konuştuk. Bana şöyle bir soru yöneltti;

Neden ?

Polis memurunun neden böyle bir şey yaptığını sordu.

Bir insanın sebepsiz yere nasıl başka bir insan hayatını hiçe saydığını sordu.

Irkçılığın anlamını sordu.

Neden herkesin ayaklandığını sordu.

O sordukça her şeyden ve tüm ‘başarı’ diye ‘statü’ diye empoze edilen kavramların ötesinde konudan bağımsız bir yere gittim.. Şükürler olsun ki sorgulama yeteneği vardı.

‘Evrende en büyük ziyan ,sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir.’ demişti Einstein.

Çağlar boyu aslında  yek olan insan ırkı; birçok farklı psikolojik sebepten dolayı ırkçılık, kıyım, ötekileştirme ve soykırımı kendinden olmaya yaşadı ve yaşattı.

Oysa Steve Taylor diyor ki;

‘’Aramızdaki fark bulanık ve yüzeysel. Temelde ırklar yoktur, bir insan ırkı vardır. Irkçılığın temelinde daha çok statüyü önemseyen, materyalist, hırslı ve önyargılı bireylerin derin özgüvensizlikleri sonucunda doğan Dehşet Yönetimi Kuramı vardır.”

Dolayısıyla ırkçılık daha geniş bir bakış açısıyla değersizlik, huzursuzluk ya da yetersizliğe karşı geliştirilen bir yanıttır. Kişi kimliğinde bir yetersizlik görüyorsa; eksiklik ya da güvensizlik hissediyorsa, kimliğini pekiştirmek ve aidiyet hissi kazanmak için bir gruba dahil olma isteği duyar. Böylece artık tam ve bütün önemlidir.

Güçlü benlik algısına ve iç huzura sahip, psikolojik açıdan sağlıklı bireyler ırkçı eğilimler göstermezler. Bunun nedeni ise benlik algılarını bir grup kimliğiyle güçlendirmeye ihtiyaç duymamalarıdır. Bu bireyler, kendilerini ötekinin varlığına dayandırarak tanımlama ihtiyacı duymazlar. 

Dolayısıyla insan olarak geldiğimiz şu evrene insan kalarak veda edebilmektir tüm hikâye.

Martin Luther King diyor ki;

“Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ancak kardeşçe yaşamayı unuttuk.”

Sinem Kut Balaban