Karar Anı

Karar Anı

92
0
PAYLAŞ

O piti piti karamela sepeti, terazi lastik jimlastik….
Günaydın, temmuz, ağustos işte güneş yaza yakışır bir şekilde kemiklerimizi ısıtmaya başladı sabahları pencerelerimizden sorgusuz sualsiz odamızdan içine girerek tv ekranımızı parlatıp bizleri bir parçada olsa mutsuz edecek derken sonra hava birden kapanıp yağmur boşanıp geliveriyor. Bize de bu saatten sonra ailece hep birlikte neşeli, kahkahalı,üzüntülü,hüzünlü, kalabalık,yalnız veya kalabalıkta yalnız bir sabah kahvaltısı ile güne başlamak düşüyor. Aynı hayatta olduğu gibi. Öncelikle karanlıkta kalkıp güne merhaba dediğimiz günler bitti, gitti. Şimdi çoğunlukla bol güneşli günler bizi bekliyor okulları kapatıp bir çoğumuz rotamızı yazlıklara çevirdik şehirde kalıp hala iş yetiştirme derdinde olan bir kaç kişiyi saymazsak değmeyin keyfimize.
Hafta başı için iyi bir giriş oldu sanırım. Yüzünüzdeki yeni hareketlenmeye başlayan kasların çalışmasını kesmeden devam ettirebilmek için keyifli bir konudan bahsetmek istesem de bugün bir parça bizi düşünmeye zorlayacak, yazıdan arada sırada gözlerimiz kaldırıp yukarılara baktıracak bir konu bu hafta ki konumuz anlayacağınız bir parça sıkıcı.
Sıkıcı duyar duymaz bırakıp gitmek yok ama her ne kadar biyoloji, istatistik ve algoritmalar da gezinecek olsakta keyif alacağınız bir sohbet olacak.
Konumuz tercihlerimiz ve tercihlerimize etki eden faktörler.
Sanırım hiç birimiz yakınlarda saymaca yaparak bir konu hakkında karar vermemişizdir yada yazı tura ile.
Her gün yüzlerce konu hakkında karar verip, seçenekleri eleyip içlerinden bir tanesi ile yaşamımıza devam ediyoruz. Örneğin sabah yataktan kalkıp işimize gidene kadar olan süreci isterseniz adım adım gözden geçirelim. Yataktan kalktıktan sonra neler yapıyoruz. Her geçen zamanla çok fazla ve bir o kadarda hızlı kararlar vermek zorundayız. Parmağımızı hafifçe ıslatıp havaya kaldırıp ardından saymacaya başladığımız yılların üzerinden çok zaman geçmiş olsa da hala tekerlemeleri ezbere biliyoruz. Sadece tekerlemeleri mi, saymacalar, adımlamalar, taş makas kağıtlarla takımlarımızı belirlediğimiz, oyun ebelerini seçtiğimiz günlerden göz açıp kapayana kadar karar verip uygulamaya koyulduğumuz zamanlara ne kadarda hızlı geliverdik. O günler çok kolaydı. Küsmeler,darılmaca en fazla oyun süresince devam eder yeni oyuna hiç bir şey kalmazdı. İnce hesapların yapılmadığı, duygusal zekamızın en yükseklerde gezdiği günlerdi. Ne oldu ise işi bir parca IQ katmaya karar verip, yönetimi EQ den alıp IQ devrettiğimiz günlerde oldu.(Aslında pek de öyle değil ama bu kısıma daha sonra gelelim). Skor tablosunda IQ arttıkça bizler azalarak yalnızlaştık. Kişisel çıkarların ön planla geçtiği günlerde gözettiğimiz yegane unsurun ben merkezci bakış açımız olduğunu bir türlü fark edemedik. Benzerlerimizin arasında mutlu oldukça daha fazla kendimize benzeyen unsurları beslemeyi tercih ettik. Aldığımız kararların bir çoğunda aklımızla hareket ettiğimizi düşünürken bilim bu düşüncemizin sadece bir iyi niyet temennisinden öteye gitmediğini havaya kaldırdığımız parmağımızı gözümüze sokarcasına ispat etti. Kararları alan biziz ama aldığımız kararların küçük bir kısmında aklımızı kullanmayı tercih ediyoruz, gündelik hayatta aldığımız kararların bir çoğunu otomatik pilotta karar veriyoruz. Ortalama 1,200 kg ağırlığında ki beynimiz vucudumuzdaki oranı %1,7 fakat enerjimizin %25 kısmı beynimiz tarafından tüketilmekte ve bu tüketim kararlarımızın %90 tecrübelerimizle güçlenen algoritmamız sayesinde bilinçsiz olarak verirken.Kafamız karıştı değil mi? Nasıl yani verdiğimiz kararları bizler vermiyormuyuz dediğinizi duyuyorum. Tamda bundan bahsediyorum gün içerisinde almış olduğumuz kararların büyük bir kısmında geçmişten gelen deneyimlerimiz, çevresel koşullar, toplumsal kabuller, izlediğimiz tv programları, okuduğumuz kitaplar sayesinde farkındasız olarak veriyoruz. İşte anahtar kelimelerden biri bu farkındasız, bir açıdan manipule edilme, tercihsel yönlendirilmeye çıkan bir patika. İnsan soyunun devamı için beynimizin gelişim evresinde verdiği kararlardan biri olan sürekli kullanılan bilgilerin kalıcı belleğe aktarılması tercihi belirli bir zaman sonra gündelik yaşamda almış olduğumuz kararların büyük bir bölümün kalıcı bellek tarafından oto pilot kararlara uzanan yolunu yaptı. Bu bölge yüksek kortikal işlevlerden sorumlu beyin bölgesidir. insanı insan yapan, kişilikle ilgili özellikleri kapsar. Frontal loblar filogenetik evrim boyunca çarpıcı biçimde genişler. Problem çözme, spontanite, bellek, lisan, motivasyon, yargılama, dürtü denetleme, sosyal davranıştan sorumludur.Finansal kararlar, yatırım kararları, gelecek projeksiyonları, iş tercihleri ya da genelleyelim her nevi karar verme süreci… Hayatımızda her gün her an yaşadığımız bir süreçtir karar vermek. Peki düşündünüz mü kararlarımız esnasında hazlarımızın, acılarımızın, zamanın kendisinin cazibesinin etkisi nedir?
Aklıma bir anekdot geldi sorarak başlıyorum:
Ve Şeytan dedi ki;
“Arzularını şimdi yerine getireyim, uzak gelecekte ruhun benim olsun.”
Şeytanın teklifi, hazzı ertelemek konusunda çok da iyi olmayan insanın en büyük çeldiricisi, Şeytan’ın da en büyük oyunudur.
Şeytan bu oyunu size de oynamıyor mu? Kararlarınız nasıl ve ne koşullarda gerçekleşiyor? Bu kararları alırken ekili olan faktörler ne? Acı? Haz? Tam olarak karar anında ne oluyor?
Karar anları, bu anların “anlık” olma durumları, bu durumda alınan riskler, yine bu anlarda beynin kendisine hâkim olup olamaması hep karar verme süreci açısından irdelenmesi gereken konulardır. “Proust Bir Nörobilimciydi” kitabıyla kendisini tanıdığımız, Nobel ödüllü nörobilimci Eric Kandel’in laboratuvarında, Le Cirque 2000 ve Le Bernardin restoranlarında çalışan, Boston Globe ve Washington Post gazetelerinde, Nature, the New Yorker ve Seed dergilerinde yazılarını takip edebileceğimiz Jonah Lehrer’in “Karar Anı” kitabı, beynimizin “o” anlarda, nasıl karar aldığını inceliyor. Bu incelemeyi yaparken, karar anının müsebbipleri oyun kurucular, pilot, şarkıcı, yönetmen veya poker oyuncularıyla birebir görüşmelerindeki aldığı izlenimleri, nörobilim bakış açısıyla bizlere aktarıyor. “O” anlar meselesi ilginçtir. Mesela, Henri Cartier-Bresson’un da ifade ettiği gibi bir fotoğrafçı için beyin, göz ve parmakların birleşimi, çekim anını belirler. Çekim anı “o” andır. Fotoğrafçı tarafından “o” anın içine tecrübe, his, öngörü, planlama ve kurgulama vb. beceriler dâhil edilir. Ve her fotoğraf için karar anı çekim anına dönüşür; adı da “o an”dır.
İşte tam o “an”larda beynin tutumları son derece ilginç olabiliyor. Karar mekanizmaları açsısından günün cazibesi denilen bir durum var. Bu nedenle verilen kararın “zaman” değişkeni önemlidir. Bunu bir kenara yazalım ve soralım:
Varsayın ki size birisi bir bağışta bulunmak istiyor ve tercihinizi soruyor.
Soru: Bugün 100TL mi istersiniz yoksa bir hafta sonra 110TL mi?
Siz neyi tercih ettiniz bilmiyorum ama insanların tercihlerinde genel olarak içinde bulunduğumuz zamanın etkisi baskındır. Buna “geleceği indirime tabi tutmak” da diyebiliriz. Yani gelecekteki 110TL’yi öyle bir indirime tabi tutuyorsunuz ki bu size bugünkü 100TL’den daha düşük geliyor. Yukarıdaki soruda bir hafta beklemek karşılığında %10 daha fazla ödeme önerilmiş olsa dahi, insanların çoğu bugün 100TL almayı tercih eder. Aslında haftalık %10 getiriyi size hiçbir finansal yatırım aracı vaat edemez. Ancak insanlar yine de bugünkü 100TL’yi tercih eder. Buna günün cazibesi diyelim. Günün cazibesi, bekleyememek, sabredip biraz daha iyisini alamamak demektir. Bugünün tahrik ediciliği birçok başka alanda da karşımıza çıkar.
Hepimiz biraz kilo vermek veya düzenli spor yapmak için defalarca karar almışızdır. Spor salonları bu sayede para kazanır. Bir spor salonuna gayet uygun bir fiyata bir yıllık abone oluruz ama o salona düzenli gitmeyi başaramayız. Çünkü bugün dışarıda gezmek gibi bir cazip seçenek varken, ileride elde edeceğiniz sağlıklı yaşam için, eşyalarımızı hazırlayıp salona gitmek, orada spor yapmak hiç çekici gelmez. Öğrenciler hep bir sonraki sınav için günü gününe çalışma sözü verirler, ama bu hiçbir zaman gerçekleşmez. Bugün eğlenmek varken, daha iyi bir gelecek için çalışmak zor gelir. Beynimiz, daha iyi bir geleceği öyle bir indirime tabi tutar, öyle bir küçültür ki bugün eğlenmekten bize daha az fayda verir gibi gelir. Sigara tiryakilerine sorsak birçok defa sigarayı bırakmaya karar verdiklerini duyarız. Hepimiz defalarca bu ve benzeri kararlarımızı uygulamaya koymak için acı çekmişizdir. Görünen o ki aldığımız kararlara bağlı kalmak o kadar da kolay bir iş değildir. Şimdinin veya hazır olanın cazibesi geleceğe hep baskın gelir. Bugünün cazibesi insanı para harcamaya da sevk eder. Gördüğümüz güzel bir kıyafet, nefis kokan bir kebap veya yeni çıkan bir iPhone’u görmek insanın harcama yapma duygusunu o anda tetikler. Eğer paramız varsa bu içgüdüye direnmek çok zordur. Buna sabredememek de diyebiliriz. Özet olarak karar vermek çok kolaydır ama esas olan bugünkü cazip bir seçenek karşısında kararına sadık kalmaktır.
Bununla ilgili seri halinde birçok deney 1970’li yıllarda Walter Mischel tarafından 3-5 yaş arası çocuklar üzerinde yapıldı: Tek başlarına deney odasına alınan 92 çocuğa hemen yiyebilecekleri bir çikolata ile 15 dakika beklerlerse yiyebilecekleri iki çikolata önerildi. Mischel’in anlattığına göre, çocukların %70’i bekleyip iki çikolata almak yerine, dayanamayıp ellerindeki tek çikolatayı yemişler. Bunların ortalama bekleme süreleri de 3 dk. olarak ölçülmüş. Geri kalan %30’u ise 15 dk sabrederek ikinci çikolatayı almayı başarmışlar. Bu deneyde hazır çikolataya dayanabilenlerin ortak özeliği şu olmuş: Bu çocuklar dikkatlerini çikolatadan uzak tutmaya çalışmışlar. Ya gözlerini kapamışlar, ya dikkatlerini başka bir tarafa yönlendirmişler, ya da kendi kendilerine konuşarak başka bir konuya odaklanmışlar vs. Ama her halükarda çikolataya direnmenin yolunun ona bakmamak olduğunu keşfetmişler.
Bugünün cazibesi üzerine çalışmalar yapan dünyanın en çok bilinen hocalarından olan McClure, Laibson, Loewenstein ve Cohen insanların bu tarz kararları verirken beyinlerindeki hareketleri incelediler. İnsana hemen verilen bir paraya karşılık sonra önerilen bir para karşısında beynin nasıl davrandığını incelediler. Hemen verilen para beyindeki şu üç bölgede anormal bir hareketlenme gözlemlenmesine neden oldu: Ventralstriatum (VStr), medyalorbitofrontal korteks (MOFC) ve medyalprefrontal korteks (MPFC). Bu bölgelerin özelliği midbrain (ortabeyin) dopamin sistemiyle bağlantılı oluşları. Dopamin vücudun ödül hormonu. Yani beyin hemen verilen parayı bir ödül olarak algılıyor. Sonra verilen paraya ise aynı şekilde davranmıyor.
İnsan beyninde bugün harcanan bir paranın etkisi, ödül almak gibi addedilir. O sebeple beynimiz için, harcamak tasarruf etmekten daha ödüllendirici bir davranıştır. Biriktirmek, kilo vermek için spor yapmak, vs. beynin istemediği davranışlar arasındadır…
devam edecek……

BİR CEVAP BIRAK