KARA’NTİNANIN ARDINDA AYDINLIK VAR…

KARA’NTİNANIN ARDINDA AYDINLIK VAR…

277
0
PAYLAŞ

Sabah kahvaltısında kızım (12 yaş), dün gece gördüğü rüyayı anlatıyordu. Bütün sınıf arkadaşları ile okuldalarmış. Arkadaşları, online ders yaptıkları ekrandaki gibi kare şeklindelermiş. Kızım bunu anlatırken oğlum (4 yaş) araya girdi ve sordu: “E nasıldı peki, şarjı biten arkadaşın kapanıyor muydu?”

Covid-19 ile değişen yaşamlarımızda, artık ilişkilerin, iletişimlerin, sohbetlerin büyük bir kısmı online platformlarda yaşanıyor. Yine bir kahve sohbetinde (tabii ki online) çocukların karantinadan nasıl etkilendiğini konuşuyorduk. Bir arkadaşım bana “Zühal bununla ilgili bir yazı yazmalısın.” deyince görev bildim ve şimdi yazıyorum.

Başımıza gelen bu felaketi hepimiz kendi bünyemizde sindirme gayretindeyiz. Arada dua zincirleri geliyor whatsapp’tan, bazen de meditasyon grupları ulaşıyor. Kimi saatler balkona çıkıp alkış yapıyoruz, kimi zaman son derece umutsuzuz. Yaşlılarımız için endişeliyiz, kayıplara üzülüyoruz, endişe her geçen gün büyüyor. Çamaşır suyundan, kolonyadan hepimizin kafası dumanlı.

Arada “evde sıkılıyorum” paylaşımları geliyor, kızıyorum içten içe. Tüm ömrümüz boyunca evde otursak da bitiremeyeceğimiz kadar kitap, film, dizi, video var oysaki elimizin altında, yetmiyor. Sonra, “keşke evde olsam da çok sıkılsam” diye düşünen insanlar geliyor aklıma. Kargocular, marketlerdeki kasiyerler, polisler, sağlıkçılar… Hatta Gülse Birsel’in güzel bir önerisi var canı sıkılanlara; “bir hastaneye gidip sağlık çalışanlarının koşturmasına baksınlar sonra evlerine dönsünler” diyor ve artık hiiiç sıkılmayacaklarını iddia ediyor ki çok yerinde bir öneri bence de. Bu arada sıkılıyorum diyenlere neden sinir olduğumu da itiraf edeyim, kıskanıyorum aslında. Evli ve iki çocuklu bir anne olarak günlerdir sürekli yemek yapıyorum, sofra hazırlıyorum, temizlik yapıyorum. Online görüşmelerin sonunda kapıyı açıyorum ki en küçük olan kapıda oturmuş beni bekliyor. Gremlinler gibi… Herkes kendi yaşadığını biliyor sonuçta, bu yüzden kızmayalım birbirimize.

Yaşadığımız bu günlerin, henüz öngöremediğimiz sonuçları olacak elbette. Bireysel sonuçları olacağı gibi toplumsal sonuçları da olacak. Hatta global bazlı sonuçları da olacak şüphesiz. Bunu biliyoruz çünkü bugünler de dünlerin sonuçlarıydı.

Şimdilerde çok sevilen o şarkıyı dinlemişsinizdir. Türk işi korona şarkısı. “Yarasa yenir mi? Makarna yiyeydin, fasulye yiyeydin, yarasa yenir mi?” diyor hani. Fasulye deyince aklıma geldi, fasulye deneyi ile oyalandık bir gün, etkinlik olarak yapılabilir, okul öncesi yavrulara. Doğru yaş grubu varsa evde alternatif olabilir. Ben de etkinlik önerilerine açığım bu arada. Peki neden çok sevdik bu şarkıyı? Çünkü içten içe hepimiz biliyoruz bugün insanoğlunun yaşadığı felaketin yaratıcısı yine kendisi. Her birimizin parmağı var bu işte. İster bilerek ister cahillikle.

Global Sağlık Uzmanı Alanne Shaikh, enfes TED konuşmasında özetle diyor ki; bu son olmayacak. Çünkü vahşi alanlara girdik, yaşam alanı bırakmadık hayvanlara. Doğanın dengesini bozduk ve şimdi sonuçlarına hep birlikte katlanıyoruz. Yeni felaketlerin olacağından eminiz çünkü bugünkü davranışlarımız dünün aynısı.

Uzmanlığı bu olduğu için anlatıyor, salgın dediğin şeyden kaçınabilmek için zengin bir ülke olmak yeterli değil. Avantajlı olduğu kesin ancak yeterli değil. Çünkü adı üstünde salgın. Dönüp dolaşacak gelecek senin ülkene de. Hareketi azaltmak, evlere kapanmak da çözüm değil aslında. İnsan sosyal bir hayvandır. İnsanları bir yerde kalmaya zorlarsanız ya da birbirlerinden ayrı tutarsanız buna direnirler. Yapılması gereken global bir sağlık sistemi kurmaktır. Tüm dünya ülkelerini salgınla mücadele noktasında eşit seviyede tutmak, insan kaynağı, para, teknik bilgi, ne gerekli ise. Hem de bu hazırlığı salgın başlamadan önce yapmak. Salgının saptandığı ilk anda tüm dünya devletlerinde bir tuşa basılmışçasına alarma geçmek ve salgın henüz salgın olmadan sonlandırabilmek. Uygun vaktiniz olursa bu konuşmayı dinleyin lütfen, bu aralar bazılarımızın bol bol vakti var ne de olsa.

Sanırım yine geldik Dalai Lama’nın ünlü sözüne: “Bu dünyanın daha fazla başarılı insana ihtiyacı yok. Aksine bu dünyanın acilen ve her türden barışçı, iyileştirici, onarıcı, öykücü ve sevgi dolu insanlara ihtiyacı var.”

Vahşi hayvanların yaşam alanlarına girmekle de kalmadık bence. Kendi yaşam alanlarımızı da talan ettik. Bireysel alanlarımızı, zihinlerimizi, ruhumuzu da koruyamadık ne dersiniz? Örneğin, dünyanın dört bir yanından bu kadar hızlı haber alabilmek hep çok zorladı beni. Hep hazırlıksız yakalanıyoruz dehşet haberlere, yalan mı? Aslında birine ölüm haberi verilirken oturması istenir önce. Telefon ile ölüm haberi verilmez mesela. Hastanızın durumu kritik, gelin denir, öyle değil mi? Peki şimdilerde, ekrana gözünü çeviriyorsun, hiç tanımadığın yüzlerce kişinin ölüm haberini alıyorsun bir çırpıda. Ya da tanıdığın birilerinin acı haberlerini. Hiç hazırlanmadan, hep hazırlıksız.

Bunları da gördük, bunlar da bize düşenler demek yetmez ama. İnsanlık tarihini hatırlayalım lütfen. Her bir yüz yılda unutmak istediğimiz türlü türlü acılar var ancak bir yanda da hep yaşama sevgisi, yaşama sıkı sıkıya tutunmak. Aşk olmayan bir yüz yıl biliyor musunuz örneğin? Sanki hep savaşlar, depremler içinde yaşanıyor aşkların en güzeli (Burada Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini isimli filme gönderme yapılıyor 😊) İllaki neşe, kahkaha, dostluk var yaşamlarımızda. Yoktan var etmek var. Birilerinin kendini feda etmesi var insanlık adına. İnsanın olduğu yerde hep umut var. Yok mu elbette var. Bizden daha hızlı adapte olabilen bir canlı var mı? “Eee var işte, virüsler” demeyin, etki altındasınız muhtemelen, çamaşır suyu ve kolonya etkisi o, geçici! Doğru yanıt; “Yok!” olacak.

İnsanlık tarihi bize neyi öğretti, hatırlayalım lütfen:

‘k’afto ta perasi’

‘in niz beguzered’

‘bu da geçer!’

Hiçbirimiz bu dönemden girdiğimiz gibi çıkmayacağız, bu kesin. İnanıyorum ki güzellikle çıkacağız. Bol farkındalıkla, az egoyla çıkacağız. Daha çok şefkatle daha az kibirle çıkacağız. İnanıyorum ki daha çok özümüz ile çıkacağız…

Zühal Yiğit, ACC