KAPİTALİZM / Batlamyus Alfabesi

KAPİTALİZM / Batlamyus Alfabesi

130
0
PAYLAŞ

Sonu “izm” ile biten bir kavramı kurcalamaya başlayınca, yolumuz ister istemez Cemil Meriç’ten geçiyor. “Bütün -izmler faşizmdir.” diyen bir adamı görmezden gelerek hangi -izm’i anlatabiliriz ki?

Üstad, 1954 yılında gözlerini kaybetmeseydi bekli de gönül gözü bu kadar açılmayacaktı. Öte yandan, o büyük düşün ve edebiyat adamının gönül gözünün açılmasının faydasını hepimiz gördük de, o açık gözün yaptığı büyük genellemenin mantığını göremedik bir türlü. Önermeyi kendi içerisinde doğru kabul etsek bile, bu şekilde dillendirilmesinden rahatsız olmalıyız. Çünkü eğer bütün -izmler” faşizm ise, en faşist olan kapitalizmi yumuşatmış oluruz. Daha korkuncu ise, faşizmin, hümanizm kadar faşizm olduğunu varsaymamız gerekir.

Kelimelere takılıp, 1987’de ölmüş bir adamın, büyük sözler söyleme tutkusundan kaynaklanan küçük çelişkilerinin, o adamın büyüklüğünü gölgelemesine izin vermeyelim.

Kapitalizmin -sonundaki –izm’ den mi, yoksa önündeki Kapital’den mi kaynaklandığını bilmediğimiz bir gerekçe ile bir çeşit faşizm olduğunu kabul etmeliyiz. Her faşizm türünde olduğu gibi bu türde de; bir hükmeden ve bir düşman vardır. İkisi de herkes tarafından görülebilir nitelikte alenidir. Hükmeden paradır, düşman olan ise fakirlerdir. Ancak hepimizin bildiği üzere her servet, -paranın sonsuzluğu karşısında- o kadar küçük kalır ki, en fakirle en zengin olan, kategorik olarak aynı oranda fakir kabul edilebilir. Dolayısıyla, kapitalizmin hükümdarı olan para, kendisine ulaşmaya çalışan düşmanını yani fakiri yöneten bir metafordur. Tebaası ona tapar, o tebaasından nefret eder.

Aslında felsefeci olacakmış ama hayatına yön verdiği gün küçük bir tereddüt yaşadığı için kaportacı olmuş bir adamla tanışmıştım. “Hocam, dünyada en zor şey paraya ulaşmaktır, çünkü herkes onun peşinde” demişti. Bunu o kadar inanarak söylemişti ki, “ben onun peşinde değilim” desem, dilimi aracın kaportasına kaynatabilirdi.

Bu saçma gündemin, Batlamyus Alfabesi’nin takıntıları olan fıtrat, yaradılış, evrimsel psikoloji, zaman gibi soyut kavramlardan birisine ne tür bir hokkabazlıkla bağlanacağını merak etmek çok normal. Endişeye mahal yok. İstersek, şemsiyeyi şemse, şemsi Güneş Tanrısına, Güneş Tanrısını da Tanrı Sanrısına bağlayabiliriz. Yeter ki isteyelim.

Güç istencinin, türlerin devamı prensibinin yapıtaşı olduğunu biliyorsak, son birkaç yüz bin yıldır sadece güç tanımının değiştiğini de kolaylıkla anlarız. Mağaralarda en güçlünün en çok üreme fırsatı bulması prensibinin günümüze nakledilmiş kirli bir formunu yaşıyoruz. Tek farkla… Güç denilen şey, pazudan cüzdana kaydı.

Kadın hala çocuğunu doğuracak adamın çok güçlü, mümkünse en güçlü olmasını istiyor ki, o çocuk dünyanın çetin koşulları karşısında arık kalmasın. Babası tarafından korunup kollansın. Mağaradaki en kalın pazulu adam, -bütün toplayıcıların toplayabildiği en iyi köstebek leşlerini zor alım yöntemiyle ele geçirip- o çocuğu besleme becerisine sahipken, apartmanlardaki en kalın cüzdanlı adam da o çocuğu en kolej okula gönderebilmektedir.

Yani, medeniyet denilen büyük değişimin değiştiremediği tek olgu; kadının üreme aşamasındaki seçiciliğinde birincil etkenin güç faktörü olmasıdır. Erkeğin üreme aşamasındaki seçiciliğinde birincil faktör ise hala kadının nefes almasıdır.

Hal böyleyse, kapitalizmden ve onu sembolize eden patronlardan nefret etmemiz çok cahilce bir tavırdır. Bin yıllar içinde değişmeyen, popülerliğe bulaşmayan ve hala o mağaradaki sadelik kokan temel prensipleri başarıyla uygulayan masum insanlardan bahsediyoruz. Gücün erdemi ve sunduğu yüksek üreme potansiyeli karşısında aynı çizgide durmayı başaran, oyunu ilk ve en ilkel kurallara göre başarıyla oynayabilen bir yaşam formudur Patron. Taktir etmeyi başaramıyorsak bile imrenmeyi başarabiliriz.

Tuncer Aktaş

BİR CEVAP BIRAK