Kapı çalıyor… 

Kapı çalıyor… 

211
0
PAYLAŞ

Kapı çalıyor… Seziyorsun kimin geldiğini, sana neler yapacağını, neler yaptıracağını, yapmazsan neler olacağını, seni rahatsız edeceğini…ve açmıyorsun kapıyı.

Burnunu yakıp gözüne yolculuk yapan, özgürlüğe koşmak için ölümü göze alan bir tek damlacık gözyaşı eşlik eder bazen bir farkındalığın doğumuna. Acı ama umut dolu bir doğum gibi düşünmek. Annesinin karnını yırtıp fışkıran bir bebek gibi beynini parçalayıp bağırır sessizce. Dışardan görünen yalnızca sensindir lakin asıl olan güneş patlamasıdır.

Yıllar önce niyet ettiklerimizin sonuçlarını yaşıyorsak kozmik zamanın bu gününde, yıllar sonrasının niyetini de bugün, şu an baktığım denize salıyorum martı kanadıyla. Ve istiyorum. Ektiğim tohumların meyvasını koklamak, çekirdeklerini yeniden toprağa ekmek… İyi niyetle, sadelikle, sükunetle…

Ben severim dağları denizleri, soğuktan titremeyi. Bahşedebileceklerine engel olarak yaşamak, çıktığım yola hıyanet olmasın diye sıkı sıkı giyinirim. Yola devam etmek için bazen bir mağarada beklerim. Boş durmam lakin. Duvarlara resimler çizerim. Sonra biri okusun diye. Çamurdan adamlar yaparım alıştığım dostlarımın yüzünü hatırlatsın diye.

Kendimi bir halt sanırım kimse benden haberdar bile olmasa. Güçlük yaşadığımı belli etmem dışarı çıktığımda, tılsımım kaçmasın diye. Beni ben yapan şeyleri işte…
Kapı halen çalıyor. Sence gelen kim? Bir süredir yumruklanmaya başladı, zile basmak açman için yeterli olmayınca.

Kapını açtığında oradaki kişi, çağırdığın suratın sahibidir. O yüzden sadece bir ayna ile karşılaşırsın kapıda. Sensin, açmazsan kapıyı kıracak olan.
Bunca zamandır o bir deniz dibine mi dalmış, bedenindeki karbonun hangi yıldızdan geldiğine bakmaya mı gitmiş, kendini toprağa mı gömmüş, yanardağın lavıyla yüzünü mü yıkamış ne bileyim… İyi ki gelmiş.

Duvarları yıkıp açsan kapıyı ne güzel olur.
Görkem Atakay