Kadına Yönelik Şiddet Bir Edebiyatçı Tarafından Nasıl Tasvir Edilir?

Kadına Yönelik Şiddet Bir Edebiyatçı Tarafından Nasıl Tasvir Edilir?

164
0
PAYLAŞ

Kadına yönelik şiddet ne yazık ki tüm dünyada din, dil, coğrafya, kültür, ekonomik ve sosyal koşullar ayırt etmeksizin sürüyor. Hemen her gün gazeteler, televizyon kanalları şiddete maruz kalarak sakatlanan, yaşamını yitiren kadınlara ilişkin haberler veriyor. Örneğin son on yılda, sadece bakanlığın evlerine sığınmak zorunda kalan kadın sayısı kırk altı bin olarak açıklandı. Sivil Toplum Kuruluşlarının ve belediyelerin evlerine sığınmak zorunda kalanlar ise verilen rakama dâhil değil. Buna kayıtlara geçmeyen şiddet olaylarını eklersek durumun ciddiyeti daha da net görülebilir.     

Ülkemizde pek çok üniversite, kadın kuruluşları ve devlet bu konuda önemli çalışmalar yapıyor olmasına karşın toplumun bir kısmı da dine, geleneklere, örf ve adetlere sığınarak erkek tarafından uygulanan şiddeti meşrulaştırma çabasında.

Suna Güler, ilk romanı “Günah Kadına Yaraşır”da bu önemli toplumsal sorunun pek çok detayına değinmiş. Evrensel bir sorunu konu ediyor olması bakımından ülke ve dönemden bağımsız işlenebilecek romanı yazar dönemle ilişkilendirmeyi tercih etmiş. Çocuk gelin, kadın ticareti, babanın kendi kızını tacizine kadar pek çok sömürü ve şiddet çeşidinin konu edildiği kitapta acılar,  olumsuzluklar Rıza Bey ve ailesi üzerinden anlatılmakta. Hassas bir kavrama değinen kitap, dokunulmazlığı olan aile kurumuna dokunmuş, kapalı kapılar ardında yaşananları gözler önüne sererek aile kurumunun ahlaksal çöküşlere engel olamadığının altını çizmiş. 

Yerel ağızların başarıyla kullanıldığı “Günah Kadına Yaraşır”ın dili akıcı, betimlemeleri canlı. İşlediği konunun okura yüklediği acıya rağmen yazarın ustaca eklediği merak unsurları okumayı kolaylaştırıyor. Romandaki hemen tüm kadınlar insan değil de birer eşya gibidirler. Sofrada yerlerinin olabilmesi, erkek çocuk doğurmalarına ya da cinselliğin edilgen nesnesi olmayı kabullenmelerine bağlıdır. İki karısından da çocuk sahibi olamayan istasyon şefi zaman zaman “Niye besliyorum ki bunları?” diye söylenir. Kadınların pek çoğunun kendi yaşamları üzerinde söz hakkı yoktur. Kaderleri erkeklerin vereceği kararlara ya da eylemlere bağlıdır. Romanda bu durumun istisna karakterlerinden biri Rıza Bey’in annesi Müyesser Hanım diğeri Şükrü Hoca’nın kızlarından Edibe’dir. Gelininin çektiği eziyetlere katlanamayan ve oğluna da engel olamayan anne “Erkek milleti çocuğa benzer gelinim. Sen her şeye razı olursan yanlış yaptığını nereden anlayacak?” dese de gelini Elmas’ın yanıtı “Ben eksik etek, nereden bilirim hangisi doğrudur anam?” olur. Edibe ise kısacık rolüne rağmen, erkek egemenliğine boyun eğmeyişiyle romanda yıldız gibi parlar. Bu yönüyle romanın okura umut veren karakterlerinden biridir. Polis Muhsin’le evlenmeyi kafasına koymuştur, gerekirse intihar edecektir. Dediğini de yapar. Kendisine göz koymuş olan Rıza Bey’in tüm engelleme çabalarına karşın sevdiği adamla evlenmeyi başarır.

Romanın kadın kahramanı Elmas’ın evlenmeye ilişkin büyük hayalleri yoktur. Hayatta kendisini nelerin beklediğini hiç bilmediğinden sadece iki korkusu vardır. Kendinden çok yaşlı bir adamla evlenmek ya da eş diye alınıp ilk geceden sonra unutulmak. Oysa nüfus kâğıdı bile olmayan Elmas’ın roman boyunca başına gelecekler insana dudak ısırtacak cinstendir. Nikâhının kıyıldığı gün babası yanına çağırır, kızına okkalı bir tokat atar ve şöyle der: “Bu çınlama kulağından hiç çıkmasın… Kocan öl dese niye diye sormayacaksın. Ocakta süt kaynarken senden kadınlık görevi isterse acık dur demeyeceksin… Haydi, şimdi düş kocanın peşine…”  Evlilik kurumuna böyle adım atan Elmas’ın bu ne ilk acısıdır ne de son. Evliliği boyunca sık sık kocası tarafından sille tokat dövülür. Duruma dayanamayan kayınvalidesi bile onu itiraz etmeye ikna edemez. Elmas, “Ne diyorsun sen ana? Erkeğe laf söylendiği duyulmuş mudur?” diyerek kaderine razı olur.

Romandaki ilişkiler yumağında kadının ikinci sınıflığı, cinsel nesne oluşu öylesine üst düzeydedir ki erkek kahraman Rıza Bey, lohusa karısının da yattığı odada kayınpederinin karılarından birine, Medine’ye tecavüz etmekten çekinmez. Çünkü ne karısının ne de Medine’nin durumu açık edemeyeceklerinden emindir. Acımasız saldırı karşısında iki kadının dayanışmaktan, birbirlerinin yaralarını sarmaktan başka çıkar yolları yoktur. Tecavüze uğradığı halde günahkâr olmaktan korkup (ki her durumda ve koşulda günah kadına yaraşırdı) kendini abdest almak zorunda hisseden Medine’ye, Elmas banyo bitiminde üşütmesin diye sarındığı mitili götürür. Mitilin altında biri on beş, öteki on üç yaşında iki kadın birlikte ağlaşırlar. Medine hamile kalıp Rıza Bey gibi sarışın bir kız bebek doğurduğunda, sarışın bebekle durumun farkına varan kayınpeder Şükrü Hoca, itibarını düşünerek olayı örtbas eder ve teselliyi doğan çocuğun kız olmasında bulur. “Ya erkek olsaydı ne yapardı? Bilmezden gelemezdi. Adını koyması, kulağına ezan okuması gerekecekti. Kız doğunca anaları hallediyordu o işleri.”

Ciddi boyutta kişilik bozukluklarının yanı sıra ereksiyon sorunu da yaşayan kahramanın sıradışı davranışları toplumun erkeğe giydirdiği dokunulmazlık zırhıyla giderek çoğalır.  Rıza Bey, roman boyunca kendini erekte edecek yeni deneyimler yaratma peşinde koşar. Bu uğurda karısını başka bir erkeğe, Osman’a sunmaktan çekinmez. Osman her seferinde evlerine elleri kolları dolu gelir. Onun konukluğundan herkes kendince mutludur. Çocuklar sofrada et var diye sevinir. Rıza Bey yaşayacağı fantezilerin heyecanı içindedir. Hayatı boyunca insan yerine konmamış Elmas da ilk kez bir erkekten yumuşak, güzel sözler duyduğu, kendisine iyi davrandığı için mutludur hatta Osman’la aralarında trajik bir gizli sevda da başlar.

Hayatın içinden yazılmış “Günah Kadına Yaraşır”da anlatılan olaylara ne yazık ki hemen her gün yenileri eklenmekte. Kadının ezilmesini, eril gücü, sistemi ve kurumları sorgulayan edebiyat eserlerinin çoğalması, özellikle yeni nesillerin farkındalığını artıracak, konuyu edebiyat düzleminde hep canlı tutacaktır. 

Suna Güler insanı, onun acılarını, duygusal açmazlarını, geçim çabalarını kendine sorun edinmiş bir yazar. “Ödünç Zamanlar” ve “Özgürlük Çıkmazı” öykü kitaplarının ardından yazdığı “Günah Kadına Yaraşır”da kadının var olma çabasını öne çıkartarak, sistem tarafından desteklenen “kontrolsüz güç”ü sorgularken, erkeğin dokunulmazlığını da keskin dille anlatmış. “Hiç kimse günahın kimde olduğuyla ilgili değildi. Bunu soruşturmaya gerek yoktu ki zaten erkeğin elinin kiriydi, günah yüklendiği nerede görülmüş duyulmuştu.” Yazar eserde “günah” kavramına önemle değinmiş, dinin kadın erkek ekseninde nasıl şekillendirildiğine dikkat çekmiş ve kavramı kitabın adına taşıyarak daha da görünür kılınmasını sağlamış. Datça’da yaşayan doğa aşığı yazarın son kitabı ise “Doğadan Tarihe Datça Serüveni” adını taşıyor. Tarih ve doğaseverlerin keyifle okuyacakları kitapta ilçenin tarihinden, kültürel değerlerine, doğal güzelliklerine kadar birçok konuya yer verilmekte.

Nalan Yılmaz

(Makale Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’nde Yayınlanmıştır. 

Suna Gülerîn “Günah Kadına Yaraşır” adlı eserini bir an önce okumak isterseniz. 

D&R için buraya

İdefix için buraya

Kitapyurdu için buraya tıklayabilirsiniz. 

 

BİR CEVAP BIRAK