Kader Dediğimiz Gerçekten de Kaderimiz midir?

Kader Dediğimiz Gerçekten de Kaderimiz midir?

84
0
PAYLAŞ

Doğduğumuz andan itibaren, belki de daha anne karnındayken, çevremizden gelen uyarılara, edindiğimiz deneyimlere, öğrendiğimiz bilgilere dayanarak kişisel veri tabanımızı oluşturmaya başlarız. Aile bireylerimizin davranışlarını, söylemlerini, gözlemlediğimiz mimiklerini kendimize referans edinerek ve kişisel filtremizden geçirerek kendimize özel bir bilgi ve deneyim havuzu oluştururuz. Okul çağına girmemizle birlikte kişisel havuzumuzun büyüklüğü de artar. Bizler büyüdükçe ve farklı sosyal ortamlara dâhil olmaya başladıkça hem filtremizin gözenek boyutu değişir hem de bu havuzda biriken bilgilerden ve deneyimlerden bazıları bizler için daha belirgin ve tercih edilir bir hale bürünür.

Aldığımız eğitim (burada, eğitim kavramını ailemizden öğrendiklerimizle sınırlıyorum), içinde yetiştiğimiz kültür, topluma mâl olmuş örfler ve âdetler, okuduklarımız, gözlemlediklerimiz kişiliğimizin oluşmasında önemli yer tutarken havuzumuzda bulundurduğumuz bilgilere ve deneyimlere de kişisel düzeyde anlamlar yüklememize vesile olur. Gerçekte var olan ve gerçekleşen her ne varsa ona ilişkin geliştirdiğimiz varsayımları da dâhil ettiğimizde zaman içerisinde bu anlamlar bütünü kişisel inanç sistemimize evrilir.

İnanç sisteminin yalnız farklı coğrafyalarda yaşayan farklı toplumlara göre değil, aynı toplum içerisinde yer alan farklı kesimlere göre de değişiklik sergilediği yadsınamaz bir gerçek. Bir insan için çok doğal gözükürken bir diğeri için kabul edilemez olan davranışlar işte bu farklı inanç sistemlerinden kaynaklanır.

Bizler hayat yolunu adımlarken bu yolun kaderimiz tarafından çizildiğine; hatta yolun kaderimizin ta kendisi olduğuna inanırız. Belki, yaşamımızın bize yüklediği sorumluluğu biraz olsun hafifletmek adına inanmak kolayımıza da gelir. Oysa adımlarımızı nasıl ve hangi yöne doğru attığımızı belirleyen, yılların tortusunu temelinde barındıran inanç sistemimizdir. İnançlarımız ayrılmaz birer parçamız olduğundan etkilerinin ayırdına da varamayız. Nasıl ki yürürken dizimizi hangi açıyla kırdığımızı, ayağımızı yerden ne kadar yükseğe kaldırdığımızı, yere ne kadar kuvvetle bastığımızı hesaplamıyorsak; diğer bir deyişle yürüme eylemini nasıl bedensel bir refleks hareketi olarak gerçekleştiriyorsak benzer şekilde inanç sistemimizin beraberinde getirdiği düşüncelerimizi, yargılarımızı, eylemlerimizi de içselleştirmiş olarak yaşantımıza yansıtıyoruz.

Tüm bunlara değiniyorken Gandhi’nin şu sözünü anmamak olmaz…

“İnançlarınız düşüncelerinize…

Düşünceleriniz sözlerinize…

Sözleriniz davranışlarınıza…

Davranışlarınız alışkanlıklarınıza…

Alışkanlıklarınız değerlerinize…

Değerleriniz kaderinize…

Dönüşür.”

O halde kaderimizi belirleyen sizce kimdir?

Ünal Elbeyli