İtişmeden iletişebilmenin formülü

İtişmeden iletişebilmenin formülü

28
0
PAYLAŞ

İletişimle ilgili yaşanan problemleri en aza indirmek için geliştirilmiş olan etkili iletişim stratejilerinin en bilineni, 1999 yılında Amerikan Psikolog Marshall B. Rosenberg tarafından geliştirilen Şiddetsiz İletişim Modeli. Rosenberg’in sunduğu bu model, insanlar arası iletişimi ve davranış ağını şefkat ve empati üzerine kurmalarını, bu iletişim süreci sayesinde de çatışmadan mümkün olabildiğince uzak ve barışçıl bir iletişim yaklaşımı geliştirilmesini hedefliyor.

Şiddetsiz iletişim prensipte gerçek ihtiyaçlarımızın neler olduğunu düşünmemize ve isteklerimizin farkında olmamıza dayanıyor. Örneğin, partnerinizle herhangi bir konu üzerine sohbet ederken size çok da hoşunuza gitmeyen, sizi rahatsız eden bir şey söyledi ya da yaptı. Onun bu davranışına ya da söylediğine karşılık kendinizi üzgün, kırgın, hayal kırıklığına uğramış ya da öfkeli hissettiniz.

Şiddetsiz İletişim Modeli, ağzımızdan çıkan kelimelerin bugüne kadarki tüm deneyimlerimizin ve yaşantılarımızın bir dışa vurumu olduğunu, karşı taraftan bize iletilen mesajlardaki ‘hoşumuza gitmeyen’ şeylerin ise bizim o mesajları nasıl algıladığımızla ilgili olduğunu söylüyor.

Şiddetsiz iletişim, bu farkındalıkla birlikte yüzeyde görünen probleme, davranışa ya da söylenene değil; buzdağının suyun altında kalan büyük kısmına, yani davranışları, sözleri ve tutumları belirleyen bilinç dışı öğelere odaklanmamız gerektiğine işaret ediyor. Şiddetsiz İletişim Modeli, karşı tarafı değiştirmeye çalışmanın direnç yaratmaktan başka bir işe yaramayacağını, değiştirmemiz gereken şeyin kendi algımız, yargılarımız, kalıplaşmış inançlarımız ve farkındalığımız olduğunu söylüyor.

Şiddetsiz İletişim Modelini uygularken izlemeniz gereken 4 adımı, basit bir örnek üzerinden açıklamaya çalışalım:

Partnerinizle akşam yemeği yemek üzere plan yaptınız ve tam 7’de rezervasyonunuzun olduğu restoranda buluşma kararı aldınız. Hazırlanıp hızlıca evden çıkarak, tam zamanında orada olmak için büyük bir çaba göstererek restorana vardınız. Partnerinizse 15 dakika, 20 dakika, yarım saat ve tam 45 dakikanın sonunda geldi. Böyle bir senaryoda muhtemelen kendinizi oldukça kızgın, öfkeli ve hayal kırıklığına uğramış hissedeceksiniz. Peki, şiddetsiz iletişim böyle durumlarda nasıl bir yol haritası izlememizi öneriyor?

1. Gözlem ≠ Yorumlama & Değerlendirme

Öncelikle gözlemlerinizi etiketlemeden ya da yorumlamadan aktarmaya çalışın. Partnerinizin randevunuza geç gelmesi durumunda, yapmanız gereken çıkarım sadece şu: Geç kaldı. Yargıya varmadan önce durumu olduğu gibi, mümkün olabilen en objektif şekilde karşı tarafa aktarın. Sizin yorumunuz, size önem vermediği, saygı göstermediği, sizi umursamadığı ya da bu buluşmanın onun için çok da önemli olmadığı şeklinde olabilir. Dolayısıyla, yorumunuzu aktarmak yerine, basitçe ‘Randevumuza geç kaldın.’ diyebilirsiniz. Bu, herhangi bir değerlendirme içermeyen, gerçeklere dayalı bir gözlemi, olduğu gibi aktarmak olacaktır.

2. Duygular ≠ Düşünceler

Gözleminizi yargıdan ve değerlendirmeden uzak şekilde karşı tarafa aktardıktan sonra ne hissettiğinizi de net ve anlaşılır şekilde karşı tarafa iletmeniz gerekiyor. Çoğu tartışma, çatışma ve kavga kaynağını genelde bastırılan ve gizlenen duygulardan alıyor. Duygularınızın farkında olduğunuzdan ve onları yargılayıcı olmayan bir tavırla ifade ettiğinizden emin olun. “Şu an kendimi çok sinirli hissediyorum.” ya da “Bu davranışın karşısında hayal kırıklığına uğradım çünkü benimle vakit geçirmeyi dört gözle beklediğini zannediyordum.” gibi ifadelerle duygularınızı karşı tarafa aktarabilirsiniz.

3. İhtiyaç ≠ Strateji

Duygularınızı karşı tarafa aktardıktan bir sonraki adımda, ihtiyaçlarınızı anlamanız ve uygun şekilde ifade etmeniz gerekiyor. Bunu yaptığınızda karşı tarafa da bu ihtiyaçlarınızı ne kadar karşılayıp karşılayamayacağıyla ilgili düşünme ve karar verme fırsatı tanımış olacaksınız. Örneğin, ‘Önemsenmeye, değer görmeye ve bana saygı duyduğunu görmeye ihtiyacım var.’ dediğinizde hem ortaya çıkan duygularınızın çok daha iyi anlaşılmasına hem de karşı tarafın ihtiyaçlarınızı karşılamak konusunda gönüllü olup olmadığını düşünmesine alan yaratacaksınız.

4. İstek ≠ Emir

Şiddetsiz iletişim modelinin dördüncü adımında, ilettiğiniz tüm mesajlardan sonra bir talepte ve istekte bulunmanız gerekiyor. İhtiyaçlarınızın karşılandığını hissetmeniz için karşınızdaki kişinin ne yapması gerekiyor? “Bu yüzden kararlaştırılan zamanda buluşacağımız yerde olmanı istiyorum” gibi bir cümleyle karşı tarafa talebinizi iletebilirsiniz. Bu talebi karşılayıp karşılamamanın karşı tarafın kendi tasarrufunda olduğunu ve bunun bir emir değil rica olduğunu aklınızda bulundurmanız gerekiyor. Sonuç olarak karşı tarafın vereceği karar ve bu kararın sorumluluğu tamamen kendisine ait olacak.

Rosenberg’in önerdiği bu dört aşamalı süreç basit gibi görünen ancak uygulaması görüldüğü kadar kolay olmayan bir model. İlk etapta bu modeli uygulamak sizi fazlasıyla rahatsız edebilir, haksızlığa uğradığınızı ve eşit bir zeminde olmadığınızı hissedebilirsiniz. Ancak biraz sabrederek bu tutumu alışkanlık haline dönüştürdüğünüzde, iletişiminizin eskisine göre çok daha iyi olduğunu fark edeceksiniz. İnsanı sadece kendisinin düşünceleri üzebilir, sevindirebilir ya da sinirlendirebilir. Bir başkasının söyledikleri ya da yaptıkları ancak kendi içinin yansımasıdır. İnsanlık olarak hepimizin en temel ihtiyaçları, öncelik sırası farklı olsa da, benzerdir. İletişim sırasında kullanılan tüm söylemler ve davranışlar karşı tarafın temel bir ihtiyacını karşılama girişimleridir.