İsviçre Çakısı Teorisi: Aklın Modüleritesi

İsviçre Çakısı Teorisi: Aklın Modüleritesi

51
0
PAYLAŞ

İsviçre çakısı teorisi, aklın belirli faaliyetlerde uzmanlaşmış modüllere bölündüğünü ve beynin belirlenen alanlarda problemleri çözmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedir. Yani zihnimiz, İsviçre Çakısı gibi belirli alanların ya da araçların bir birleşimidir.

Bu fikir başlangıçta 1992 senesinde antropolog John Tooby ve psikolog Leda Cosmides tarafından ortaya atılmıştır. Bu bakış açısının yanı sıra algısal ve bilişsel süreçleri açıklamak için başvurulan modülerlik kavramının, nörobilim uzmanları tarafından çok eleştirildiğini belirtmek gerekir.

Filozof Jerry A. Fodor tüm hayatını insanın bilişsel yapısını inceleyerek geçirdi. Dilbilim, mantık, semiyotikler, psikoloji, bilgisayar bilimi ve yapay zeka konusunda uzmanlaştı. En uygulanabilir eserlerinden bir tanesiyse 1983’te yayınlanan “Zihnin Modüleritesi”ydi.

“Yapacak çok işimiz var. Aslında, bilişsel bilimimizin şimdiye kadar yaptığı şey karanlığın üzerine bir avuç ışık atmak oldu.”– Jerry A. Fodor

Felsefe ve psikoloji arasında orta yolu bulan bu teori, bilişsel süreçlerimizi tanımlamanın ve açıklamanın spesifik bir yoludur.

Zihinsel modüller

1950 senesinde, dilbilimci ve filozof Noam Chomsky, en ünlü teorilerinden bir tanesini savunmaya başladı: dil öğrenilmiş bir davranış değil, işlevsel ve doğuştan gelen bir kabiliyettir. Bu öncül bilim insanı daha sonraları Dr. Fodor’a ilham vermiştir.

Fodor, aynı zamanda, Turing’in matematiksel bilgisayar modelleri çalışmasından da esinlendi. Böylelikle, azar azar, zihnin özel modüllere ayrıldığını belirten yaklaşımının temelini oluşturdu. Ve bunlara “psikolojik fakülteler” adını verdi. Böylece, zihne ait her süreç, bir bilgisayardaki benzersiz programlar gibi farklı spesifik modüllere ayrılmıştır. Bu nedenle, duyum ve algı için bir modül, irade için bir modül, bellek için bir başka modül ve dil için ayrı bir modül bulunmaktadır.

Yüz Körlüğü

Dr. Kanwisher’ın MRI aracılığıyla gözlemlediği bir şey de beyindeki birçok bölgenin birbirleriyle iletişim kurmuyor oluşudur. Yani bunlar, birbirlerinden izole bir şekilde çalışırlar.

Bu konuda bir örnek de, mağdur olan kimsenin mükemmel bir şekilde görebilmesine rağmen insanları tanımasının mümkün olmadığı yüz körlüğü vakalarıdır. Basit bir şekilde belirtmek gerekirse, hastalar çocuklarını okuldan almaya gittiklerinde kalabalık içinde onları görebilirler, ancak onları tanıyamazlar.

Bu teori, beyindeki çok sayıda spesifik alanın renkleri, şekilleri, hareketi, ve konuşmayı işleyen modüller olarak çalıştığını ileri sürer.

Modüler zihin teorisinin eleştirisi

Çoğu kişi, bunu, doğal seçilimin göz ardı edilmediği basit bir yaklaşım olarak görüyor. Bu bakış açısı, bir davranışımızın zaman geçtikçe kazandığımız bir program gibi olduğunu belirtmektedir. Böylece, her işlem veya işlev diğerlerinden bağımsız olarak gelişir ve özelleşir.

PLOS Biology Dergisi’nde yayınlanan bir çalışma, beyin parçalanmış bir varlık olmadığı için modüler teoriyi kabul etmenin riskine dikkatleri çekiyor. Bundan çok daha karmaşık bir yapı söz konusu.

Beynin belirli alanları birbirleriyle iletişim kurmuyor olsa da beyin, farklı spesifik ve ayrı bölümler halinde çalışmaz. Beyin bilgiyi paylaşmak ve tek bir varlık olarak çalışmak için tasarlanmıştır.

Farklı kavramlar, çıkarımlar, süreçler ve atamalar kullanıyoruz. Bu nedenle, bizler çok daha karmaşık büyüleyici ve öngörülemeyen varlıklarız.