İntihar-sızlık

İntihar-sızlık

264
0
PAYLAŞ

Ölmeyi ve öldürülmeyi tasarılarımda bile beceremeyen bir adam olarak daha fazla yazmaya çalışıyordum. Ne yazıyorum diye sorarsanız genelde “Saçmalamalar!” diye cevap verebilirdim. Artık hayatımda kahve, alkol ve yazıdan başka intihar girişimleri de mevcuttu; fakat yeni olmalıydı. Klasik bir şey istemiyordum!

                                                                                         İntihar-sızlık

Uzun zamandır bu kadar akıcı, güldüren güldürürken düşüncelere sevk eden bir kitap okumamıştım. Evet, İntihar-sızlıktan bahsediyorum. Bu yüzden kitabın yazarını daha yakından tanımak istedim ve sohbete davet ettim. Sevgili Görkem Kızıldağ sağolsun beni kırmadı…..

Fügen: İntihar-sızlık ilk kitabın, öncelikle hayırlı ve okuyanı bol olsun. Kitap yazma fikri ilk nasıl oluştu?

Görkem: Teşekkür ederim; ama güleni bol olsun demeyi tercih ediyorum. Her ne kadar insanlar yüzyıllardır kitap yazıyorlarsa da benim hiçbir zaman bir kitap yazma fikrim olmadı. İntiharsızlık’ta bir masaya oturulup yazılmış bir kitap değil; otobüste, kahvehanede, barda, havalimanında, sokakta (şimdiye kadar hatırladıklarım bunlar) yazılmış bir dolu şeyin toparlanmış hali. Yani sonunda bir baktım ki hepsinin ortak bir noktası var: beceriksiz ana karakterimiz. Ha kitabın okunması için Sola’ya göndermem ise tamamen tesadüf (burası bana kalsın).

Fügen: Kitabın ana karakteri hayli ilginç bir tip. Ama kitabın başından sonuna ismini öğrenemiyoruz. Eğer bir ad vermek zorunda olsan (değilsin ama öyle farz et) bu ne olurdu?

Görkem: Wafked olabilirdi; ama nedenini söylemeyeceğim.

Mitolojiyi -masal halinde kaldıkları sürece- seviyorum.

Fügen: Gelelim kahramanın üst kat komşusu Zeus’a. İnan okurken en çok güldüğüm bu bölüm oldu. Nerden ve nasıl bir çağrışımla Zeus’u komşu yaptın  çok merak ettim.

Görkem: Karısı tarafından Olimpos’tan kovulan Zeus olsa olsa -kendisinde bu “şans” varken- ana karakterimizin üst katına taşınabilirdi diye düşündüm o kadar. Ve tabi ki Olimpos’u yönettiği gibi elbette apartmanı da o yönetecekti. Mitolojiyi -masal halinde kaldıkları sürece- seviyorum.

Fügen: Peki, senin kahve ile aran nasıl? Sever misin?

Görkem: Günde 2 litre filtre kahve, espresso ya da americano diyeyim siz anlayın. Doktor ve annem kalbimi eskittiğimi düşünüyor biraz ama kahve astıma iyi geliyor (astım hastasıyım da). Yavaş yavaş 1 litreye düşürmeye çalışacağım.

Fügen: Hakkında araştırma yaparken Woody Allen ve Kemal Sunal hayranı olduğunu öğrendim. İnce esprileri, seviyorsun diye düşündüm. Ne dersin?

Görkem: Aslında Kemal Sunal bir, iki filmi dışında -onlarda da tek başına değil- senaryo yazmamıştır (Bu arada Türk sinemasının görünmez kahramanı İhsan Yüce’yi anmadan geçmemem lazım diye düşünüyorum; çünkü çok güldüğümüz birçok Kemal Sunal ve diğer türk filmlerinin altında hem imzası hem de oyunculuğu vardır.); fakat onun oyunculuğu bana hep hem ilham kaynağı hem de bir nevi terapi olmuştur. Moralim mi bozuk, yorgun muyum ya da buna benzer şeylerde herhangi bir filmini açmam yeterli oluyor, kendime geliyorum. Woody Allen ise benim için bambaşka bir dünyadır, ölecek diye ödüm kopuyor diyeyim siz anlayın. Ben hayatı, kadın-erkek ilişkilerini, tabusuz olmayı ve tabi ki absürdü neredeyse ondan öğrendim diyebilirim (Absürd ve mizah konusunda burada iki isimden daha bahsetmezsem asla içim rahat etmez: büyük ustalar Aziz Nesin ve Ferhan Şensoy). İntiharsızlık’ın akıcı ve güldüren bir kitap olduğunu söyledin ya, bu beni çok mutlu ediyor; çünkü Allen’ın da her filmi (kitabı) böyledir. Filmlerini izlerken, diyalogları ya da monologları takip ederken ekrandan asla kopmanıza izin vermez; ama kendisine gülmek istiyorsanız kesinlikle tabusuz ve açık bir mizah anlayışınız olmak zorunda!

Fügen: Tiyatronun hayatındaki yerini merak ediyorum bir de…

Görkem: 13 senedir (bunun son 3 senesi biraz uzak kalmış olsam da) profesyonel anlamda hem oyuncu hem de yazar olarak tiyatro yapıyorum. Aslında mesleğimi sorduklarında felsefe öğretmeni yerine tiyatrocu demeyi yeğliyorum diyebilirim. Diğer taraftan iyi bir izleyici de sayılırım yani her hafta 1 oyuna kesin gidiyorum ve Ankara DT’de bu sezon izlemediğim oyun kalmayınca, özel tiyatrolara yöneldim.

“Her gün en az 3-4 saatimi okumaya ayırabileceğim bir hayat” hayal ediyorum.

Fügen: Peki, Görkem Kızıldağ ne tür kitaplar okur? En son ne okudun?

Görkem: İşte benim dramım. Bilim Tarihi yüksek lisansı yapıyorum ve tezimi bitirmek üzereyim diğer taraftan yoğun iş tempom yüzünden, felsefe/bilim tarihi kitaplarından başka bir şeyler okumaya pek zamanım kalmıyor. Yani en son Fransız matematikçi ve filozof Poincare’nin Bilim ve Metot adlı kitabını okudum; ama edebiyat kitapları arasından romanda dahil olmak üzere daha çok (belki de kısalığından ve cesaretinden dolayı) öyküyü tercih ediyorum. Ve bir gün gerçekleşmek üzere “her gün en az 3-4 saatimi okumaya ayırabileceğim bir hayat” hayal ediyorum.

Fügen: Bize yeni projelerinden bahsetmek ister misin? Yolda yeni bir kitap var mı mesela?

Görkem: Olmaz olur mu! Kafamda sürekli bir şeyler dönüp duruyor ve her an bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Zihnim yettiğince kendimi sınırlamadan absürdle uğraşmaya devam etmek istiyorum, yani ikinci kitapta intiharsızlık gibi olacak; ama belki bu sefer tanrıları rahat bırakırım.

Fügen: Bu söyleşiye katıldığın için çok teşekkür ederim ve tekrar kalemine sağlık yeni çalışmalarını dört gözle bekliyor olacağım.

Görkem: Böyle bir fırsatı bana verdiğin için ben teşekkür ederim, o bahsettiğin 4 gözün insanı nasıl heyecanlandırdığını ise anlatmam mümkün değil!

BİR CEVAP BIRAK