İnsanları daha fazla anlamak için öğrenmek gelişmek istiyorum

İnsanları daha fazla anlamak için öğrenmek gelişmek istiyorum

433
0
PAYLAŞ

Geçtiğimiz günlerde Işık Üniversitesi Psikoloji Kulübünün dergisi olan PsikoMedya, Umut Kısa ile bir röportaj gerçekleştirdi. E-koc ekibi olarak bu röportajın öne çıkan konularını sizler derledik.

Merhaba, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Elbette. Sola Unitas Academy’nin lideriyim. Aynı zamanda Paul Ekman International’ın Türkiye’deki temsilcisi olarak bulunuyorum. Genellikle yöneticilerle çalışıyorum. Bir yandan da Bilgi Üniversitesi’nde Bireylerarası İletişim alanında doktora çalışmalarım devam ediyor. “Yıllarca Sabancı, Koç gibi yapılarda Üst Yönetici olarak çalıştıktan sonra kendi işimi geliştirmek ve değer yaratabilmek için bir yolculuğa çıktım.” demeyi seviyorum

ESaC ve ETaC eğitimleri veriyorsunuz, bu eğitimlerden bahsedebilir misiniz? Bu eğitimlerin aşamalarında kaç kişilik bir ekiple çalışıyorsunuz?

ESaC eğitimleri daha çok duygusal zeka ve duyguları anlamaya ilişkindir. Asıl amacı kişilerin yetkinliklerini artırarak terapistin ve/veya iletişimde olan kişinin, insanların iletmek istedikleri ve altyazıları hakkında daha fazla fikir edinerek en karmaşık denklem olan insanı çözmeye yardımcı olmaktır. ETaC eğitimleri ise güvenilirliği anlamaya ilişkindir. Yalan okuma eğitimleri gibi lanse ediliyor ama bu tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Elbette yalanı çok daha iyi anlıyorsunuz ancak bence asıl önemli olan size söylenenin doğru olup olmadığını anlamaktır. İnsanların yalanlarını yakalamak yerine doğruları anlamak ve temeli bunların üzerine inşa etmekle ilgilidir. Kalabalık bir ekibimiz var, arkadaşlarım genellikle bu konularla ilgili şirketlerden gelen işlerde görev alıyorlar.

Bu mesleği seçmenizde en önemli etken veya etkenler ne oldu? Yaptığınız seanslar sonunda kendiniz nasıl hissediyorsunuz?

Bu bir süper kahramanlık oyunu gibi… İnsanları daha fazla anlamak için öğrenmek gelişmek istiyorsunuz. Düşünsenize siz neden psikolog olmak istediniz? Her birimiz anlayamadığımız kompleks zihnin sınırlarını anlamak ve hatta kontrol etmek istiyoruz. Ne kadar anlarsak aslında kendi acılarımızdan kaçabileceğimize ve daha mutlu olabileceğimize inanıyoruz. Bir an için düşünün, psikolojiye sizi ne çekti? Neden bu alana girmek istediniz? Büyük olasılıkla en çok kendinizi tatmin etmeyle ilgileniyorsunuz. Bunun için kısa yollar neler, “Diğerlerini anlamak bana ne sağlayacak?” görmek istiyorsunuz. Aslında seçimimden dolayı çok mutluyum. Hem başkalarına faydalı olabiliyorum hem de kendimi tatmin edebiliyorum. Çözdükçe ilerledikçe kendiniz de gelişiyorsunuz. Düşünsenize psikolog olarak mutluluğun yolunu en iyi sizin bilmeniz gerekiyor. Eğer böyleyse psikologların normal insanlara göre daha mutlu olmaları gerekiyor. Gözlemlerim bunu yeterince desteklemiyor. Asıl mesele başkaları üzerinde çalışmaya başlamadan önce insanın yeterince kendi üzerinde çalışmış olmasıdır. Paul Ekman’ın çalışmalarını aslında daha önemli yapan da bu kısmıdır. Dürüst olayım seans olarak adlandırmak doğru olmaz ama yaptığım işi, iş gibi bile göremiyorum. Sanki bir sitkom içerisinde eğlenen ve hobisini yaşayan bir insan gibi görüyorum. Özellikle yöneticilerle yaptığım çalışmalarda onların terfi ettiğini, istediklerini elde etmek için yeni araçlara kavuştuklarını görmek benim için yüksek tatmin duygusu sağlıyor.

Sizin için; Türkiye’nin en iyisi, bir saatlik seansı ‘mucize’ olan adam, ‘İmkansız varsa Umut’u tanımadan ölmeyin!’ deniyor. Bu kadar güzel geri dönüşten sonra Us’ta Yol kitabınız ‘bilgi kuramı’ derslerinde tavsiye edilen kitap haline geldi. Bu sizde nasıl bir motivasyona etken?

Elbette bunlar abartılı cümleler. Sanırım ekşi sözlükten aldınız. Ben de gördüm ama dediğim gibi birileri sizi çok sevdiğinde bu tür abartılara kaçabiliyor. Elbette teşekkür ediyorum ama böyle bir durum bence realist değil. Çalıştığım insanların mutlu olduğunu biliyorum ama sanırım “İşini iyi yaptı.” ya da “Başarılı bir adam.” deselerdi daha sağlıklı olurdu. Kimlerin üzerinde yükseldiğiniz çok önemli. Ara sıra sosyal medyadan “Ben sizin hayranınızım.” gibi mesajlar da geliyor ama cevap olarak “Ben hayran olunacak biri değilim, tavsiyem öncelikli olarak kendi hayranınız olmanız.” dediğimde çok bozuluyorlar. Çabuk alkışlıyor, çabuk hayran oluyoruz. Bu durumları normal kabul etmekte zorlanıyorum. Ama elbette hepsini çok seviyorum. “Us’ta Yol” konusuna gelince, evet böyle bir gelişme olduğu için çok sevindim. Bu kitap kendim için yazdığım bir kitap. Çok anlaşılır gibi görünüyor ama öyle bölümler var ki onu yazandan başka birinin anlaması mümkün değil. Çok beğenen de var, nefret eden de… Tam olması gerektiği gibi…

Şehir yaşantısında birbirini takip eden günler yaşayan insanlar ‘Denge’ kavramını yitirip veya yönetemeyip bir anda her şeyden kopup  meditasyona kendini vermesi,  Hindistan’a gitmesi, inzivaya çekilmesi, iç benliğini dinlemeye başlaması ve beraberinde geliştirdiği davranışları ne kadar sağlıklı buluyorsunuz ?

Meditasyonu her zaman faydalı bir uygulama olarak gördüm. Özellikle takip ettiğim ve uygulamalarını beğendiğim biri var. Kendisi Massachusetts Tıp Fakültesi’nde Stres Azaltma konusunda çalışan bir profesör. John Kabat Zinn. Meditasyon uygulamasını hiçbir zaman spiritüel bir uygulama olarak görmedim. İnsanın dinlenmesini ve rahatlamasını sağlayarak huzurunu ve performansını artırıyor. Bir yerlere gitme konusuna gelince ise, eğer seyahatten hoşlanıyorsanız bence keyifli olabilir. Bazen de olduğunuz yerden uzaklaşmak ve sizin düşüncenize sahip olan insanlarla gruplaşmak ve sosyalleşmek isteyebilirsiniz. Bu da değerli. Ancak eğer yolculuk içe doğru yapılacaksa bence olduğun yer en iyi yerdir. Meditasyonu dinsel bir araç değil zihinsel bir dinlenme ve gelişim aracı olarak görmek daha doğru.

İyi bir okuyucu olmak yazmanın elbette ki temel şartıdır. Küçük Prens’i çok sevdiğinizi öğrendik… Kaç yaşında tanıştınız? Sizi Küçük Prens’e çeken ne oldu?

Bana “Küçük Prens’i sevmeyen yoktur!” gibi geliyor ama benim yine de gerçek favorim Edwin A. Abbott’un Düzdünya’sıdır. Beni en çok etkileyen kısmı ise dördüncü bir boyut arayışıdır. Üstelik insanların bilinç aşamalarını anlatıyor bence… Kaç boyutlu görebildiğiniz sizin bilinç seviyenizi gösteriyor. Bir de bu kitap 1800lerde yazılmış ve yazan da bir rahip ve matematikçi. Okumayan herkese tavsiye ederim.

Piyasada özellikle çok satanlarda ‘kişisel gelişim kitapları’ çok fazla ilgi görüyor. Fayda gören bir kesim elbette ki olabilir. Fakat büyük bir çoğunluk bu kitaplarda mevcut olan ‘olumlama’ hastalığına maruz kalıyor. Sürekli çiçekli pencereden baktıran, emir cümleleri ile insanların hayatına müdahale eden kitaplar sizce ne kadar sağlıklı ?

Bir uygulamadan faydalananlar ve zarar görenler olabilir ancak bence bunun cevabını piyasa vermelidir. İnsanlara yetişkin gibi bakmayı ve tercihlerine saygı duymayı tercih ediyorum. Asıl soru şudur ki, rahatsız olanlar neden rahatsız oluyor? Çıkarları mı buna uygun değil? Çok kaliteli olduğunu düşünen bir sürü yazar gördüm, her biri kalitesiz eserlerin çok satıldığını ifade ediyorlar. Haklı da olabilirler ancak okuyucuya ulaşamıyorsan yapman gereken başka şeyler var demektir. Eleştirerek değil ilerleyerek yükselmeye inanıyorum. Psikologlar da böyle düşünmeli. “Halk cahil.” diye düşündüğünde kendini düzeltmeye çalışmıyorsun ve hatta halktan nefret etmeye başlıyorsun. Aslında iki yol var ya “Halkı geliştireceksin.” ya da kendini. Başka yol yok. Ben, Atatürk’ü seven biri olarak “Türk halkı zekidir, Türk Halkı çalışkandır.” sözünün boşuna söylenmediğini düşünüyorum. Eğer böyle bir söz söylendiyse harika bir sosyolog olan Atatürk’ün yanıldığını mı iddia edeceğiz? Elbette hayır. O, halkının kendisine güvenmesini istiyordu. Zaten aklın bir ölçüsü mü var? Ben kişisel olarak olumlamalara ihtiyaç duymuyorum. Ama duyanlar varsa kullanmalarında da bir mahsur görmüyorum. Sadece olumsuz duygulara kendilerini kapatmak yerine onları da işlemelerini, yaşamalarını ve anlamalarını isterim. Ancak her yetişkin kendi kararını verecek ve kendisi için en etkili yöntemi belirleyecektir.

Us’ta Yol bizlere çok şey anlatmak isteyen dolu dolu bir kitap… Örneğin Us’ta Yol’u okumadan bir birey ‘Hegel Diyalektiğini’ sindiremezmiş gibi geliyor. Sanki okuyucuya ideolojiyi, dengeyi, materyalizmi idrak ettirici bir olgu bu kitap. Demek istediğim halka aracı olmak, insanların basamakları hızlı tırmanmalarına etken olmak hep temel hedefiniz miydi ?

Kısmen katılıyorum ama Us’ta Yol örgüsünde özellikle özgür irade bağlamında bir tez, antitez ve sentez durumu yok. Hatta özgür irade hep aynı kısır tartışmalarıyla binlerce yıldır sürüyor. Dinsel ağırlığın arttığı dönemlerde kadercilikle beraber tezat bir özgür irade kavramı ortaya çıkıyor, tersi dönemlerde ise determinizm güç kazanıyor. Dinsel görüşlerin gölgesinde bir konuyu tartışmak çok zor. Ama sizin kitaptan aldıklarınızın belki aklınıza bunu getirmiş olabileceğini düşünüyorum. Dediğim gibi Us’ta Yol benim hayat eserim, Ahuna ise insanlara mesajım. Son kitabım “Kendini İşten Fethet” ise hayatta tatmin olmak isteyenlerin ne yapmaları gerektiğine ilişkindir.

BİR CEVAP BIRAK