İnsanlar Sustuğunda Oyalar Konuşur

İnsanlar Sustuğunda Oyalar Konuşur

188
0
PAYLAŞ

Yeni tanımaya başladığım yıllarda başka yerlerde sanırdım hayatı; plazalarda, geniş meydanlarda, bir uçağın kanadında, içinde ciddi adamların olduğu önemli kararlar alınan büyük toplantı odalarında. 

Oysa her yerdeymiş. Bir yemeninin kenarına işlenen zarif bir pembe oyanın ucundaymış mesela ve o nakış insanlığa ait her çeşit duyguyu, egoyu, bilgeliği barındırırmış naif bünyesinde.

Ben küçük bir kızken annemin yatak odasında iki sandığı vardı. Bir tanesi büyük ve ahşaptı; çeyiz sandığı. İçinde örtüler, düğün gecesi giydiği robası dantelli beyaz gecelik, ilk doğumunda kullandığı pembe lizöz, artık sararmış gelin telleri, sonradan benim beşiğime cibinlik yaptığı duvağı vardı. İçi donansın diye en üstüne tek bir don konulurdu. Diğer sandık daha küçüktü ve camdandı. Sadece oyalar vardı; rengârenk, çeşit çeşit. Öyle ışıltılı ve renkli bir dünyaydı ki camlı küçük sandığın içi. Hele de meraklı küçük bir kız için. Öyle her zaman açılmazlardı da, sadece annemin bildiği özel zamanlarda anahtar gıcırdayarak dönerdi kilidin içinde. Bu sesi nerde olsam duyar, koşarak gelip tüm detayları görebileceğim stratejik bir yer seçerdim. Bakmak serbest ama dokunmak yasaktı. Anneciğim onları nerdeyse öpe koklaya çıkarır, her birinin hikâyesini anlatırdı, kimin işlediğini ya da hediye ettiğini. Kesif bir naftalin kokusu sarardı odayı. Naftalin kokusunu bu kadar sevmem, o masalsı anların bana kalan hatırası diye düşünüyorum.

Yakın zamanda yine oyaların masal tadındaki büyülü dünyasına gittim. Moda’da bir kafenin alt katında, hiç tanımadığım bir grup kadınla beraber. Her ay yapılan seminerin o günkü konusu “oyalarda meyve ve sebze” konseptiydi. En sık kullanılanlarla başladık. Biber mesela çok farklı bölgelerde, değişik renk ve cins olarak işleniyor. Sabahtan biber oyalı yemenisini başına örten kadına o gün kimse ilişmiyor. Anlamı çok açık; “Biber gibiyim, dokunanı yakarım.”. Aynı yazmayı kaynana takarsa mesajın direk geline olduğu düşünülüyor; “Ayağını denk al gelin, biber gibiyim.”. Çilekse tam tersine pozitif mesaj elçisi. Çilek desenli yazma hediye ettiğiniz kişiye “Aramız çilek gibi mis kokulu ve şekerli olsun.” mesajı veriyorsunuz. Gelin yeni girdiği ailede özellikle görümcesine hediye ediyor bu yemeniyi iletişimini sağlam tutmak için. Konya taraflarında filize denilen zor bir oya var. Örtünün sadece iki ucuna yapılıyor, her kızın çeyizinde mutlaka bulunuyor ve kayınvalideye hediye ediliyor düğünden önce. Sadece iki uca oya yapılmasının sebebi kayınvalideye “Kimse dört dörtlük değildir, lütfen bana anlayış gösterin.” mesajı vermek. Yeşilin açıklı koyulu değişik tonlarından oluşuyor, bir çeşit çimen gibi görünüyor. Örtüyü alan kayınvalide hiç bir yorum yapmıyor. Ta ki gelin düğünden sonra ilk defa yemeğe evine gelene kadar. Eğer oyayı beğenmediyse sofrada o bölgede mutlaka bulunan yoğurt çorbasının üzerine makasla acımadan doğruyor. Bu hırçın aktivite geline oyayı zevkli yapacak sabrın yokmuş, bir kez daha dene mesajı veriyor. Tabii ağır bir mesaj. Peki, hiç kayık şeklinde nazar oyası gördünüz mü? Tüm negatif enerjinin, kıskançlıkların bir kayığa binip uzaklaşması dileğiyle hediye ediliyor. Hercai menekşe oyalı örtü takıp kaynanasının evine giden bir gelinin “Oğlunun başka kadınlara gözü kayıyor, gönlü de kaymadan sen çek onu bir kenara konuş.” mesajı verebileceği hiç aklıma gelmezdi açıkçası.

Öyle özel ve gizemli bir dünya ki oyalar. İnsanlar sustuğunda onlar konuşmaya başlıyor. İnanılmaz bir emek, hayal gücü, gözlem ve derinlik var. Kültür var, Anadolu var, insan var bütün zaafı ve şiirselliğiyle. Sıcacık insanlar var tüm ego ve üst benlikleri ile. Alt tarafı bir örtü, babacığımın dediği gibi “çar çaput” bu kadar enerjiye ve çabaya yazık diye düşünebilirsiniz belki ama hatırlatmak isterim o eski İspanyol atasözündeki gibi “Tanrı ayrıntıda gizli.”.

Özlem Semiha Ayas

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK