İnsanlar doğası gereği iyi mi kötü mü?

İnsanlar doğası gereği iyi mi kötü mü?

95
0
PAYLAŞ

Hadi bir test yapalım. Akrabalarınızdan ya da arkadaş çevrenizden birine şu soruyu sorun. “İnsanlar doğası gereği mi kötü ve iyiye doğru eğitilmesi gerekiyor, yoksa doğası gereği iyi de ve eğitilerek kötüden mi korunması gerekiyor?”

Farklı fikirler duyacaksınız. Özellikle de o kişinin nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğunu hemen anlayacaksınız. Bu çok genel olan temel varsayımların sonuçlarının aynı zaman-da toplumun nasıl göründüğüne dair, devletin bir insanı düzeltmesi gerekir mi, eğer öyleyse bu nasıl olmalıdır gibi soruları vardır. Örneğin; özgürlük insanlar için tehlikeli midir yoksa ulaşılması gereken midir?

Filozof Hobbes gibi insanın kendisinin kötü olduğunu varsayarsak, bir ‘eğitmene’ ihtiyacı yoktur. Güçlü bir devletin temsilcileri insanı ahlaksız olarak görür ve güçlü bir devletin kaçınılmaz olduğunu düşünür. Buna göre insan sadece kısmen öğrenmeye yetkindir. Bu düşünce nedeniyle güçlü bir devletten vazgeçilmesi mümkün değildir. Çünkü ‘Kötü insan’ kendine bile zarar verir. Bu düşüncede İnsan insanın kurdudur.

Birinci ilke bir insanın tüm dünya görüşünü etkiler. Böyle düşünen biri prensip olarak hiç kimseye güvenmez. İyi insan ona göre âdeta var olmayan bir istisna ya da bir zayıflık belirtisidir. İçindeki iyiliğin hayatta kalması mümkün değildir. Mantık da bu düşünce sisteminin içinde hareket eder. “İnsan kötüdür” cümlesine katılmayan buna göre mantıklı düşünmüyordur.

Her şey bu tarz temel cümlelere bağlıdır. Dünyanız başkalarının prensip olarak düşmanca tavırlı olduğu bir yer olabilir ve hayatta kalmanın tek yolu kendinizin de düşüncesiz olması ve ilerlemenizin yolu başkalarına güvenmemektir.

Böyle bir dünyada toplumu şekillendiren prensip rekabettir. Birlik olmak değil, birbirine karşı olmak. Daha güçlü olan kazanır. Devlet kendi vatandaşlarına gittikçe daha az güvenir.

Bir kontrol ve sansür eğilimi oluşur. Kararlara katılım kısıtlanır. İyilik cezalandırıcı devletten gelir. Savaşlar barışın bir ihracat parçası olur. Savaşı güvensizlikten oluşan bir virüs enfeksiyonuyla kıyaslayabilirsiniz. İnsanların birbirine güvenmediği yerde silahlar konuşur. Sürekli başkalarına karşı savaşan, onları ikna etmek yerine dize getirmek isteyen, bir sömürü ve entrika zihniyetini eker.

Televizyonu açtığınızda her gün ne görüyorsunuz diye soruyor musunuz kendinize? Orada size bilinçsizce aktarılan nasıl bir insan resmi var? Sizin diğer insanlara karşı duruşunuz nasıl? Dogmaları hemen fark etmeseniz de ve bunu tanımlayamasanız da: Onlar varlar ve hayatınızı belirliyorlar. Resimlerin, haberlerin ya da olayların kafanıza ekmeye çalıştığı ilk duygulara kapılmanıza müsaade etmeyin. Birkaç adım yürüyerek kendinize zaman tanıyın ve düşüncelerinize alan verin. Örneğin; yürüyüşe çıktığınızda, daha az önce sizi inanılmaz derecede sinirlendiren sarsıcı televizyon haberlerini sindirdiğinizi fark edeceksiniz. Bu resimlerin sizi etkilemesinin sebebi içinizde bir inanç dogmasına değiniyor olması, tıpkı içinizin derinlerinde bir kirişe basılması ve belirli bir frekansta sallanıyor olması gibi.

Christian Buder (Islanmadan Nasıl Yüzeriz)