İnsanın Ham Maddesi Nedir?

  İnsanın Ham Maddesi Nedir?

246
0
PAYLAŞ

3 boyutlu dünyamızda insan etten kemikten yapılmış. Ama bir de bizi başka dünyalara ve başka hayallere taşıyan, bedenden ayrıldığında hayatın son bulduğu 4. boyutta bir varlığa daha sahibiz.

Öyleyse insan, sadece etten ve kemikten yapılmış olamaz.

Bu varlığın ne olduğuna dair her dinde, düşünce akımında bir fikir var: Ruh, tanrıdan bir parça, nefes, öz…

Mevlana der ki; “Kardeşim, Sen düşünceden ibaretsin…”

1600’lü yıllarda Descartes de önce düşünen insanı kendi varlığından bile şüphe ettirdi. Böylece onu düşünmeye zorladı. Sonunda “Düşünüyorum öyleyse varım!” dediğinde, insana kendi gerçekliğini, akıl yoluyla ispat etmenin ötesinde, insan düşüncesinin çağlar boyu süren esaretine de son verdi.

İnsanın ham maddesinin düşünce olduğuna dair bir görüş de varoluşçu akımdan geliyor. Varoluşçu düşüncenin kurucusu J. P. Sartre’a göre; varoluş özden önce gelir ve insan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur. İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin elverdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur.

Çoğu zaman kimseyle paylaşmadığımız, kendimizin bile farkında olmadığımız düşüncelerimiz bizi biz yaparken zihnimiz hangi yollardan geçer?

Debbie Ford’a göre; bebeklikten itibaren etrafımızda kabul görebilmek için düşüncelerimizi şekillendirmeye ve saklamaya başlarız. Anne babamızdan, öğretmenimizden, etrafımızdan aldığımız tepkilerle kafamızda “mükemmel/olması gereken bir insan” oluştururuz. Bu oluşum sırasında bizi biz yapan kötü diye nitelendirdiğimiz bir çok özelliğimizi de saklamaya ve üstünü örtmeye çalışırız.

Bu noktada Don Miguel Ruiz ise hiçbirimizin o mükemmel insan olmadığını ve etrafımızdakilerden bunu saklamak için elimizden geleni yapmamıza rağmen bu özelliklerin hep içimizde olduğunu  savunuyor. Hatta  “ben mükemmel değilsem başkası da olmamalı” diyerek etrafımızı eleştiriyor, yargılıyor, maskeler takıyoruz. Aslında hepsinin altında “o mükemmel insan” olmadığımız için durmadan kendimizi yargılıyoruz.

Ne zaman kendimizi olduğumuz gibi kabul edersek o zaman başkalarını da yargılamaktan ve eleştirmekten kurtuluyor, etrafımızdaki her şeyi sevmeye başlıyoruz. Herkesi sevmek zorunda mıyız? Hayır, ama kendimiz mükemmel olamıyorsak başkalarını mükemmel olmadığı için yargılamaya hakkımız oluyor mu? Bu hakkı nereden buluyoruz?

Ancak kendimizden hoşnut olursak yarattığımız hayattan memnun oluruz, mutlu ve huzurlu oluruz.

Söylemesi çok kolay değil mi? Peki nasıl?

“Dört Anlaşma” kitabında Don Miguel Ruiz, söylemesi kolay bu yöntem için bize başlangıç noktaları veriyor ve yola sözcüklerimizden başlayarak çıkabileceğimizi söylüyor. Beni en çok etkileyen cümle şu oldu:

“Sözcükler insanın yaratıcı gücüdür…”

Gerçekten de sözler yokluktan varlık, varlıktan yokluk üretebilecek kadar güçlü ve önemlidir hayatımızda…

Confucius’a sormuşlar; “Eğer bir ülkede yönetici olsaydınız ilk olarak ne yapmak isterdiniz?”

Confuciu: “Şüphesiz önce dili düzeltirdim. Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsın.” demiştir.

Hangi dili konuşursak konuşalım sözcüklerimiz hayatımıza şekil veriyor.

Don Miguel’in önerisi şu: sözcüklerimiz kusursuz(*) olmalıdır. Hem kendi zihnimize hem de başkalarının zihnine kötü tohumlar ekmemelidir.

Yöntemin devamı ve diğer 3 anlaşmanın detaylarını anlamak için çok sevdiğim “Dört Anlaşma” kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Çünkü düşünceler sözlere sözler de eyleme dönüşür.

Mevlana’nın sözünü yarım bırakmak istemem:

“Kardeşim. Sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün, gülistan olursun. Diken düşünürsün, dikenlik olursun.”

Beste Tınaz
Profesyonel Koç

*Kusursuzun tanımını “Dört Anlaşma” kitabında bulacaksınız.

BİR CEVAP BIRAK