İnsanın Anlam Arayışı

İnsanın Anlam Arayışı

229
0
PAYLAŞ

Son bir aydır tüm dünyanın gündemi nerdeyse eşitlendi.

İnsanlık, savaş, ticaret, spor, medya, etkinlik, alışveriş, sosyal hayat yolculuğunda hızla ilerlerken bir anda dinlenme tesisine yanaştı.  Bu tesiste güçlü-zayıf, zengin-fakir, batı-doğu demeden herkese adaletli davranan bir virüs salgını ile egemen olmuştu.

Bilim ve tıp dünyası, uzmanlıkları gereği mücadelede en önde yer aldılar. Bununla beraber ülke yöneticileri tedbir ve destek çalışmaları ile mücadeleye katıldılar. Sonra kurumsal şirketler, krize hazırlıklı firmalar, çalışan ve işletmelerinin ayakta kalabilmesi için esnek çalışma ve homeoffice modellerine geçerek, mücadeleye katıldılar. En büyük zorluklara rağmen ‘’evde kal’’ çağrısına kulak verip kişisel mücadelesini başlatanlarla da süreç devam etti.

Bu süreçte konusunda uzman kişiler de birçok makale, sunum ve canlı yayın ile çözüm ve sürece destek oldular. Hepsi eminim iyi niyetli çalışmalardı ancak zamanla birbirini tekrar etmekten ve yine gündemden uzaklaşmaktan kendilerini alamadılar. Ve öyle ki sosyolojik ve psikolojik açıdan yeni konular ortaya çıktı.

Çoğumuz sıkıntı, stres, zorluklar gibi kavramlar ile birleştik öyle değil mi?

Aslında hepimiz haklıyız, hepimiz kendi penceremizden dünyayı izliyoruz.

Nasıl mı?

“Bir insan yiyecek olmadan yaklaşık 40 gün, su olmadan 3 gün, hava olmadan yaklaşık 8 dakika yaşayabilir. Ancak umut olmadan sadece 1 saniye yaşayabilir.” -Hal Lindsey

Geçmiş zamanda da zor dönemlerde de kendi penceresinden bakanlar olmuştu elbet.

1877 yılında, Ruslar ile devam eden mücadelede, Ruslar Aziziye Tabyası’nı ele geçirmişlerdi. 20 yaşlarında olan bir kadın 3 aylık bebeğini bırakarak bulabildiği ne varsa, taşla, sopayla mücadeleye destek olmak için harekete geçmişti. Bu kadın ”Nene Hatun”du. Zor zamanda kendi penceresinden dünyaya böyle bakmıştı.

1943 yılında Ürgüp’e kütüphane memuru olarak tayini çıkmıştı. Memur olmuş hayatını kurtarmıştı. Şimi O’nu kütüphaneye gelecek okurların heyecanı sarmıştı. Günler günleri kovalıyor olmasına rağmen gelen giden olmuyordu. Amirlerine bu durumdan söz etti ancak beklediği çözümü onlardan da bulamadı. ”Maaşın yatıyor, otur oturduğun yerde” diye aldı cevabını. Ama oturamadı tabi ki… Yaptırdığı iki sandığın üstüne ‘Kitap İare Sandığı’ yazdı ve kitapları içine doldurup, köy köy gezerek beklediği okuyuculara bizzat kendi ulaştı. Bu başlangıcın fitilini ateşledi, artık insanlar kütüphaneye gelmeye başladılar. Gelmeye başladılar gelmesine ancak bu bile O’na yetmedi; çünkü gelenler arasında maalesef hiç kadın yoktu. Kadınlarını buraya çekmenin bir yolu olmalıydı; düşündü… Dikiş makinesi üreten iki firmaya sponsor olmaları için mektup yazdı. Firmalardan beklediği desteği aldı. Kadınlar, dikiş dikmek için kütüphaneye gelmeye başladılar. Tabi kütüphaneye geldiklerinde, dikiş makinası yeterli sayıda olmadığı için diğerlerinin işlerinin bitmelerini bekledileri bu zamanı kitap okuyarak geçirdiler. Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz’ün penceresinde de manzara böyleydi.

“En karanlık gece bile sona erer ve güneş tekrar doğar.” – Victor Hugo

Yaşadığımız yılların kurtuluş savaşı belki de artık bugün yaşadıklarımız gibidir. Ve bu savaşta kimimiz ekonomik, kimimiz psikolojik, kimilerimiz her ikisinin bir arada olduğu mücadeleler içinde kalabiliyoruz. Bazen yoruluyor, umutsuzluğa düşebiliyor, kendimizi çaresiz hissedebiliyoruz. Bu zorlu zamanların kalıcı olmadığını, aslında bazıları için zorluk çekmenin rutin olduğunu ve bizden daha dar bir pencereden bakanların da olabileceğini düşünmek ve anlamak birazda olsa rahatlatabilir diye düşünüyorum.

Bu zorlu zamanları, sizi yaşamda anlamlı kılan, sabah yataktan çıkmanıza neden olan şeyi bulmak ya da anımsamak için geçirebilirsiniz.

Daha güzel yarınları görebilmek ve kucaklamak için haydi gelin pencere camlarımızı temizleyelim.

“Dünya kötü bir durumda ve her birimiz elinden geleni yapmadığı sürece her şey daha da kötüye gidecek.” – Viktor E. Frankl

Sevgiler,

Ender ERMİŞ

Yönetici Koçu