İncinmeyi Göze Alacak Kadar Cesur Musunuz?

İncinmeyi Göze Alacak Kadar Cesur Musunuz?

152
0
PAYLAŞ

Siz, “… bir kez kaçar uçurtmam, sonra gökyüzüne küserim” diyenlerden misiniz? Yoksa “… biraz yağmur kimseyi incitmez” diyenlerden mi?

Ben, cevabımı, seyrettiğim bir filmde geçen derin bir sözde buldum: “…Bu yaşamda savaşçı olmak, mükemmellikle, zaferle veya incitilmez olmakla ilgili değildir… O, incinmeye açık olmakla ilgilidir. Gerçek cesaret budur…”

Film devam etti, ben bu sözde takıldım, kaldım. 

Gerçekten, niye incinmekten bu kadar korkuyor ve hep daha iyi olmayı, hatta mükemmeli arıyoruz?  

Neden tutunduğumuz şeyleri bırakamıyor, sahip olduğumuz tek şeyin “içinde olduğumuz an” olduğunu unutuyoruz?  

Ya da aslında belki bunların hiç farkında bile değiliz…  

Bi bakın çevrenize… İşine, eşine, arkadaşına, hayatındaki ona şuna buna veryansın etmeyen kaç kişi var? Şikayetler, pişmanlıklar, üzüntüler, mutsuzluklar, sıkıntılar, var da var.  

Veryansın ederken, bir yandan da içten içe o şikayet ettiklerimize tutunmuyor muyuz? Bazen, bırakın adım atmayı, üzerinde düşünmek bile istemiyoruz. İncinir, hayal kırıklığına uğrar ya da kötü olur diye korkuyoruz… Tekrar bir döngü, tekrar bir kıskaç, tekrar veryansın…  

Oysa, her zaman başarılı, her zaman iyi veya mükemmel olmamıza gerek yok yaşarken. Sadece bazen incinmeyi göze almamız yeter. Çünkü mutlu olmak için incinmeyi de göze almalı insan. İncinmenin, eksiklerin, hataların, acı ve zor tecrübelerin de daha çok öğrenme, daha çok yaşama sebebi olduğunu unutmadan…  

Beni derinlere götüren ve gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan o film, Dingin Savaşçı; ilk anda mucizevi bir olayı gerçekleştirmiş gibi görünse de, gerçekten istersek imkansızlıkların azalacağını gösteriyor bize.  

“O sadece bir film, gerçek hayatta böyle şeyler zor yaşanır” diyenler, çok uzaklara gitmeyin, yakınlarınıza bakın… Okumayı çok istemesine rağmen, 10 kardeş oldukları için okuyamayan ama yılmadan hayallerine doğru ilerleyen, bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazıp, 500 kez sahneye çıkan, ulusal ve uluslararası pek çok ödül alan azimli kadın da o mucizeye adım atanlardan…  

20li yaşlarında ALS hastası olup, yaklaşık 25 yıldır bu hastalıkla savaşan, boyundan aşağısı hareket edemediği halde evde yatıp günlerin geçmesini beklemeyip, kendi gibi pek çok insana yardım eden, yurtdışı seminerlere katılan, alnındaki özel bir çiple mailleşip, yazılar yazarak sosyal projeler üreten müthiş adam da o mucizeye adım atanlardan…  

Muş’un köylerinden birinde, kız çocuklarını okutmayan aileleri ikna etmek için, araç girmeyen köy yollarını bir at sırtında kateden, bu vesileyle pek çok kız çocuğunun okumasına katkı sağlayan o inançlı kadın öğretmen de onlardan…  

Ve daha yüzlerce fark yaratan insan… Onların yaptıkları birer mucize mi? Bence öyle, ama gerçeğin de ta kendisi… Başarmaları kolay mı oldu, hiç incinmediler mi? Hiç kolay olmadı, eminim çok da incindiler… Ama istediler, hayal ettiler, adım attılar, yaptılar… Sadece hayatın sunduklarını değil kendi seçimlerini hayata geçirmeyi tercih ettiler.  

Siz de kendi mucizenize doğru, küçük de olsa bir adım atmaya ne dersiniz?  

O zaman tekrar soruyorum: Siz, “… bir kez kaçar uçurtmam, sonra gökyüzüne küserim” diyenlerden misiniz? Yoksa “… biraz yağmur kimseyi incitmez” diyenlerden mi? 

BİR CEVAP BIRAK