İnanmak ya da İnanmamak İşte Bütün Mesele Bu !

İnanmak ya da İnanmamak İşte Bütün Mesele Bu !

575
0
PAYLAŞ

Hayat seçimlerle dolu ve her gün her saniye büyüklü küçüklü seçimler yapıyoruz. Hiç düşündünüz mü bu seçimleri neye göre yapıyoruz?
İnançlarımıza göre. Evet, öğrenmelerimizin sonucunda oluşturduğumuz inançlarımıza göre seçimlerimizi yapıyoruz. İnançlarımız hayat duruşumuzda, karar verme aşamasında bize katkı sağlıyor. İşimizi kolaylaştırıp hatta bize hız kazandırıyor.

Bir inancı sahiplenmeden önce öğrenmenin gerçekleşmesi gerekiyor. Öğrenme de basitçe beyinde iki nöron arasında bir sanps bağlantısı olmasıyla başlıyor ve sonrasında bu bağlantı kalınlaştıkça -tekrarlar, test etmeler, sorgulamalar- öğrenme gerçekleşmiş oluyor.

Beynin hafızadan sorumlu olan bölümü hipokampüs 3 yaşından sonra devreye giriyor ve 21 yaşına kadar gelişimi devam ediyor. Bu 3 yaşında devreye giren hipokampüs sayesinde 8-10 yaşlarına kadar da inançlarımızın büyük bir çoğunluğunu ediniyoruz. Bu da demek oluyor ki bu yaş aralığını nasıl bir ortamda (aile-çevre) geçirdiğimiz inançlarımızın oluşmasında, şekillenmesinde bir o kadar etkili.

Richard Bandler, inançlar için şöyle der: “inançlar gerçek hakkında değildir, neye inandığımız ile ilgilidir. Onlar bizim davranışlarımızın rehberidir.”

Mesela bir sarışın olarak “Sarışınlar aptaldır” diyemem, böyle bir inancım yok çünkü:) Ama bunu söyleyen ve inan bir çok kişi tanıyorum.

İnançların hayatımızda hem bir büyüsü hem de bir gizemi var. İnanç olmadığı takdirde zorluklarla başa çıkmamız mümkün olmuyor. Alınan her bir karar için harekete geçmeyi tetikleyen, teşvik eden bir gücü var. Bu yüzden inançlar kötüdür demiyorum. Ancak bu inançları nasıl öğrendiğimiz ve onları koşulsuz sahiplenmemizi sağlayan gerçek ne? işte bunu biliyor olmak çok değerli! Sahiplenilen bu inançlar kişiye, bana ne sağlıyor?

Geçtiğimiz günlerde Hiroo Onoda’nın hayat hikayesine denk geldim ve bu hikaye sayesinde inançları sorgulamanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım.

Hiroo Onoda, ll. Dünya Savaşı sırasında Japon İmparatorluk Ordusu’nda teğmen olarak görevliymiş. 1944 yılında Amerikalı askerlerin ilerlemesini durdurmak, her ne pahasına olursa olsun savaşmak ve asla teslim olmamak için Filipinler’in Lubang Adası’na gitmiş. 1945 yılında Amerikalı askerler adayı ele geçirdikten sonra Japon askerlerinin çoğu ya ölmüş ya da esir alınmış. Onoda ve 3 adamı ormanın derinliklerine kaçıp kurtulmuşlar.

Asıl ilgimi çeken şey bu noktada başlıyor: Onoda bu 3 adamıyla beraber Amerikalılarla savaşa devam ediyor! Fakat 6 ay sonra hepimizin bildiği Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atıldıktan sonra Japonya teslim olur. Tüm bu olanlardan haberi olmayan Onoda ormandan savaşmaya devam etmiş. Amerikan Ordusu ve Japon Hükümeti bölgeye savaşın bittiğini ve herkesin evine döndüğünü yazan ilanlar dağıtmasına rağmen Onoda bunun bir tuzak olduğuna karar vererek ilanları yırtıp adamlarıyla beraber gizlenmeye ve savaşmaya devam etmiş.

Aradan 5 yıl geçtikten sonra Lubang halkı normal yaşamlarına geri dönmüş ancak Onoda ve adamları (bu sefer halkla) savaşa devam etmişler. Bunu üzerine Filipin Hükümeti tekrar ilanlar bastırarak havadan ormana atmışlar. Ama Onoda yine oralı olmamış.

1952 yılında Japon Hükümeti farklı bir yöntem olarak bu sefer ilanlara Onoda ve adamlarının, ailelerinin fotoğraflarını ve İmparator’un kişisel notunu eklemiş. Ne olmuş dersiniz? Evet, Onoda ve adamları bunun yine bir tuzak olduğunu düşünmüşler!

1972 yılına kadar ormanda yaşamaya devam eden Onoda maceraperest bir Japon (Suzuki) tarafından bulunduktan sonra 1974 yılında ülkesine geri dönmüş. Ancak büyük bir hayal kırıklığı yaşamış. Uğruna savaştığı Japonya onun için artık yokmuş. (Tüketici, kapitalist, bir önceki nesillerin tüm onur ve fedakarlık geleneğini kaybetmiş yüzeysel bir kültür)

30 yılını bir hiç uğruna ormanın içinde geçirebilen Hiroo Onoda dayanamayıp 1980 yılında Brezilya’ya göç etmiş ölene kadar da orada yaşamış.

İşte inanca çok güzel bir örnek bence. 30 yıl boyunca Onoda’nın iptidai şartlarda yaşamasını ve savaşmaya devam etmesini sağlayan tek bir şey vardı, İNANCI !

Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru:
Doğru diye bildiğim şeyi nereden, nasıl öğrendim?
İnançları nasıl kazandığınızı ve bu inançların size ne sağladığını bulmanız hayatınızdaki neden-sonuç ilişkilendirmesini yapabilmeniz için önemli.

Eğer, ‘Yapmazsak ne olur?’ derseniz:
Hep böyle tipler beni buluyor,
Asla şarkı söyleyemem,
Hiç bir zaman terfi alamayacağım,
Erkekler aldatır,
Sarışınlar aptaldır,
Düdüklü tencere canlı bombadır,
diye diye 30 yıl değil ömrünüzü boşa geçirmiş olmaz mısınız?

Fügen ALBAYRAK

BİR CEVAP BIRAK