İNANÇ PRANGALARI

İNANÇ PRANGALARI

50
0
PAYLAŞ

Psikolojik alanlara, spiritüel konulara ilgisi olanların oldukça aşina olduğu bazı ibarelerden bahsedeceğim bugün… Blokaj, filtre, inanç kalıbı, düşünsel engel, negatif bloklama, olumsuz çapa… Tanıdık geliyor değil mi sizlere. İşin ilginç tarafı hangi yaklaşım olursa olsun, her birinde ortak olarak var olan olgulardan bir tanesi bunlar. Yani kendinizi, kendinizle ilgili sorununuzu, hayatınızla ilgili memnuniyetsizliğinizi nereden ele alırsanız alın, yol sizi belli bir zaman sonra getiriyor benim tabirimle inanç kalıplarına.

Benim de psikoloji denildiğinde en sevdiğim ilk 3’e girebilecek konulardan biri inanç kalıpları. Kendimde, karşıma çıkan herkeste, filmlerdeki karakterlerden, okuduğum kitaplardaki kahramanlara, aklımızda yarattığımız hayali figürlerden, iç sesimize kadar istisnasız her düşünen varlıkta tanık olduğum bir ortak nokta adeta. Bu denli yaygın olmasına rağmen özellikle kişinin  içinde sinsice gizlenen, kolay kolay iyice rahatsız edilmeden ortaya çıkıp ben buyum demeyen, o yüzden kişiye derinlemesine nüfuz etmiş önemli başlıklardan.

Ne menem bir şeydir bu inanç kalıpları diyecek olursanız biraz açıklamaya çalışayım. Şimdi sıralayacağım cümleleri şöyle bir gözden geçirmenizi istiyorum zihninizde, tanık olmuşluğunuz var mı kendinizde yada maruz bırakılmışlığınız başkası tarafından? “Şişman kadınlar çirkindir, erkekler aldatır, kaçan kovalanır, başarısızlar sevilmez, ne kadar ekmek o kadar köfte, para parayı çeker, düşenin dostu olmaz, kadınlar güçlü erkek sever, hayat adil değil” Daha sayayım mı? Sanırım gerek kalmadı, anladınız mevzuyu…

Bunların hepsi yalan, çizin üstünü diyemem; elbette doğru oldukları durumlar var hayatta, sonuçta binlerce saniye içinde akreple yelkovan da 22 kere üst üste denk geliyor ama ya sorgusuz kabul? İşte bu görüşleri birer inanç kalıbına hatta bizim için prangalara döndüren nokta burada başlıyor. Biz hayattaki deneyimlerimizden ve başkalarının bize aksettirdiklerinden sonuçlar çıkarıp kendimizce doğru ve yanlışları oluşturuyoruz. Bu oluşumlar bir sonraki olay için bize daha erken analize, daha istikrarlı kararlara, daha yerinde davranmaya zemin hazırlıyor. Bir sonraki olayla bazı tespitler daha eklenerek oluşumumuz gün geçtikçe olgunlaşıyor, değişim ve gelişim geçirerek tabiri caizse “güncellenmiş yeni versiyonu” oluşuyor.  Eğer biz bir olaydan sonra veya belli sayıda olaydan sonra bir noktada yeni gelen olayı analiz etmeyi bırakıp stoktan yemeye başlarsak işte bu inanç kalıbına dönüşümü başlatıyor ve o kalıbın yerini de iyice sabitleyip güçlendiriyor.

Bu ne anlama geliyor bizler için? Ne var bunda yani, işte kişiliğimiz kararlarımız oturmuş olmuyor mu böylelikle veya herkes söylüyorsa vardır bir bildikleri? Hayır, ne yazık ki öyle olamıyor. Hayat sürekli, an be an değişen bir döngü içindeyken biz yerimizde saydığımız için gerçeklikle aramız açılmaya başlıyor. Olayları olduğu gibi algılamada zorlanıyor, tam da bu nedenle alternatifleri fark edemiyor, fırsatları kaçırıyor hale geliyoruz. Bir olayı bir diğeriyle birebir aynı kabul ediyor ve bir öncekindeki değişkenleri sabit kabul edip yeni durumdaki farkları hesaba katmaya zahmet göstermeden karar verip harekete geçiyoruz. Bu da genelde ya durumla örtüşmeyen bir karar, ya yerinde olmayan bir davranış yada hatta hiç hareket edememe ve durum karşısında felç olma halini yaratıyor.

Şu cümlelere bir daha göz atmanızı rica edeceğim.

Fazla kilolarınız yüzünden kaç kişiyle konuşmaktan vazgeçtiniz?

Bütün erkekler aldatır düşüncesiyle ilişkinizde kaç kere şüphe yaşayıp karşı tarafa yansıttınız ve tartıştınız?

Çok para için çok çalışmak lazım diye düşünüp kaç kere maaşınıza zam istemeden size verilene razı geldiniz?

Para parayı çeker diyerek hayalinizdeki girişimi gerçekleştirmek yerine kaç gündür/aydır/yıldır sevmediğiniz işi yapıyorsunuz?

Şimdi daha net mi inanç kalıplarının sizin kendi ayağınıza geçirdiğiniz prangalar olduğu gerçeği? Atmak ister misiniz onları bir kenara?

S. CEREN YILMAZ, PCC

Kişisel Gelişim Eğitmeni