İlaçlar konusu ne kadar iyileşme ne kadar pazarlama?

İlaçlar konusu ne kadar iyileşme ne kadar pazarlama?

379
0
PAYLAŞ

Kırklı yaşlarda bir kadınla tanışmıştım. Oğlu ile muhteşem bir ilişkileri vardı. Her şey harika giderken okulundan oğlunun aşırı hareketli oluşuna gelen itiraz nedeniyle onu bir doktora götürmüştü. Konan teşhis “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” idi. Hani eskilerde “Bu çocuk çok hareketli.” dedikleri durum var ya şimdiki adı DEHB ya da ADHD (Atention Deficit Hiperactivity Disorder)

Tanı ile ilgili ilaçlar verdiler. Bir süre çocuğuna bu ilaçları kullandırdı ama devam etmeye yüreği elvermiyordu.  Çocuk ilaçları alınca sakinleşiyordu ancak her zamanki gibi canlı ve hareketli gözükmüyordu. Okulu değiştirmek istedi ama oğlu bir türlü arkadaşlarından vazgeçmek istemedi. Okul idaresi eğer anne çocuğuna ilaç kullandırmazsa çocuğun okuldan atılabileceğini söyledi. Çaresiz kalmıştı. Sonunda gizli bir plan yaptı ve çocuğa ilaçları vermeden okula gönderdi. Ancak okula, ilaçları kullandırdığını söyledi. Okuldaki şikayetler yok olmuştu.

Anne bu süreçte yaşadığı olaylardan oldukça etkilenmişti, bana bu yaşadıklarını ağlayarak anlatmıştı. Sonuçta ilaç vermediği halde her şey düzelmişti.

Çok da inandırıcı gelmiyor değil mi?

Bence ortada bir yanlış olduğu kesin. Birincil payı okullara vermek istiyorum. Doğarken tableti olan, 5 yaşında Google’la dalga geçen çocuk ders kitabıyla sıkılmasın da ne yapsın. Ancak eğitim sistemine vurmaktan hepimiz yorulduk tabi.

Bir de işin diğer tarafına bakalım. Bu konu ile ilgili ailelerin kafasında oldukça fazla soru işareti olduğu için konuyu daha detaylı inceledim.

Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite birbirlerinden ayrı durumlardır. Her iki teşhisin birlikte var olabilmesi için çocukların ara sıra ya da belli koşullarda hareketli olmaları yeterli değildir.

“DEHB teşhisi konulabilmesi için birkaç ortamda kendini gösteren çok az sayıda bulgu yerine, birçok ortamda kendini gösteren birçok bulguya ihtiyaç var.” Yani “Kitap okurken ve ders anlatılırken odaklanamıyorum.” demek DEHB teşhisi için yeterli değildir.

DEHB’i bir hastalık olarak görmeyen bilim adamları da var. Ancak Psikiyatri’nin kutsal kitabı DSM 5’e göre…

Dikkat eksikliği durumunda; detaylara dikkat etmez, sürekli hata yapar, dikkatini korumada sıkıntı yaşar, dinlemez görünür, verilen komutları izlemede güçlük çeker, organizasyon sorunu yaşar, yoğun düşünme gerektiren işlerden kaçınır ya da bu işleri yapmaktan hoşlanmaz, eşyalarını kaybeder, dikkati kolayca dağılır, günlük işlerini unutur.

Hiparaktif-dürtüsel durumda; durduğu yerde duramaz; elleri, ayakları kıpır kıpırdır, uzun süre oturmada sıkıntı yaşar, çocukken koşar ya da tırmanır, yetişkinken yerinde duramaz, sessizce bir şeyle meşgul olmada sıkıntı yaşar, motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketlidir, çok konuşur, karşıdaki kişi sorusunu bitirmeden cevabı yapıştırır, bekleme gerektiren ya da sırayla yapılan işlerde sıkıntı yaşar, başkalarının sözünü keser

Şimdi bu belirtilerin sizde de olup olmadığını söyleyebilir misiniz? Açık söyleyeyim, bende var. Yani “Aynı Ben.” Asla ilaç da kullanmayacağım. Böyle mutluyum. İlaç kullanılması yanlış demiyorum çünkü bu konuda pek bir cahilim. Ancak DEHB tanısı konan birçok kişinin tanıya ya da ilaca ihtiyaç duymadığını düşünüyorum. Sadece siz de biraz bilgilenmeye çalışın, araştırın ve okuyun. Kafa karışıklığı için değil ama alternatif yöntemler için… Okumak isterseniz http://slnts.co/2jdz2I5

Elbette buna ilişkin belirtiler üzerinde çalışmanın ve hafifletmenin de birçok yolu var. Psikiyatristler eminim işlerini harika yapıyorlardır ama ilaçlarla ilgili bir fazlalık var gibi görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Elbette DEHB tanısı başka bir şey, ilaç kullanmak başka bir şey.

Hadi gelin ilaç konusuna biraz daha derin bakalım. Ancak bu noktadan sonrasını biraz daha uzmansanız okumanızı tavsiye ederim. Sonuçta sıkılmanızı istemem. Psikoterapi’nin dünyadaki önemli üstatlarından biri olan John Arden’in Brain2Brain adlı kitabından aynen alıntı olarak aktaracağım. İlaçlar konusuna bilimsel bir bakış olsun. Bakalım kararınız ne olacak? İlaçlar konusu ne kadar iyileşme ne kadar pazarlama?

1980’de Smith, Glass ve Miller, psikoterapinin faydasına dair yapılmış pek çok çalışmanın meta analiz sonuçlarını yayımlamışlardı. O dönemde, çalışmanın sonuçlarından çıkarılabilecek anlayışı örtbas edecek birçok faktör mevcuttu. Çıkardıkları The Benefiths of Psychotherapy (Psikoterapinin Faydaları) adlı kitap, genel hâliyle psikoterapinin aslında psikolojik sorunları olan insanların rahatlamasına yardım ettiğini göstermiştir. Fakat biraz geç kalınmıştı. 1980 civarı, pek çok akıl sağlığı uzmanı farklı etkenlerle bir araya geldi ve birleştirici bir modeli benimseme konusunda kısmen de olsa hemfikir oldular. Örneğin; travmanın daha kolay anlaşılır bir kavramla ifadesi vardı ki sonrasında ‘post-travmatik stres bozukluğu’ terimi ortaya çıktı.

Bundan sonra Pax Medica dönemi başlamıştır. Pax Medica aslında, ekonomik güçlerin psikoterapiden ziyade ilaç tedavisine vurgu yapmasını sağlayan tek boyutlu bir tıbbi modeldi. Akıl sağlığı uzmanları bu modele hemen uyum sağladılar ve hatta ‘klinik dilinde’ konuşmaya başladılar. Bizler de kendimize ‘klinisyen’ demeye başladık. “Tedavileri planladığımız toplantılarda,” bir araya geldiğimiz zamanlarda, birimiz “Evet, teşhis nedir?” diye sorar, bir başka klinisyen buna cevap olarak “Aslında, klinik olarak konuşmak gerekirse…” derdi. Bir diğeri, “Peki, tıbbi olarak gerekli olan şey ne?” diye sorardı. Herkes orada ne hakkında konuştuğunu bilirmişçesine kendinden memnun bir hâlde otururdu.

Pax Medica’nın eksik beyin kimyasalları kavramına uygun olarak, biyolojik psikiyatri, psikolojik bozuklukların genetik bir etiyolojisi olduğunu düşünür. Oysa, çevrenin genetik ifadede değişikliklere sebep olabileceği ve beynin nöroplastisite sayesinde deneyimlerle değişebileceği gerçekleri entelektüel çevrede bilinmiyordu.

Birçok hasta ve ne yazık ki pek çok akıl sağlığı uzmanı, Pax Medica döneminde ortaya çıkan genetik determinizm fikrini hiç sorgulamadan kabullendiler. Böyle olunca da bazı insanların, ne yaparlarsa yapsınlar, genetik olarak eninde sonunda ‘majör depresyon hastalığı’na yakalanacağı ve bunun tek çaresinin de ‘doğru ilaç’ olduğu gibi bir inanca sahiptiler. Bu eski inanç, hastaların ruh hâllerini iyileştirmek için herhangi bir şey yapmadıklarını gösterir. Depresyonun kaderleri olduğuna inanarak “O hâlde niçin uğraşayım?” diye düşünürler. Çaresiz ve umutsuz hissederler ve bu da sadece depresyonlarını artırmaktan başka işe yaramaz.

2000 yılına kadar, bütün akıl sağlığı uzmanları Pax Medica’nın arkasında sıraya girmişlerdi. Daha sonraları, New England Journal of Medicine ve Journal of the Medical Association gibi oldukça saygın dergilerde yayımlanan psikofarmakoloji etkinlik araştırmalarıyla birlikte bu ittifakta çatlaklar oluşmaya başladı, Pax Medica modelinin temelleri çatırdıyordu. Aslında XXl. yüzyılın ilk yirmi yılı boyunca iyi yapılmış araştırmaların ayrıntılı bir şekilde yer aldığı makalelerde antidepresan tedavisinin etkinliğinin büyük oranda abartıldığı ve anti-anksiyete ilaçlarının uzun süreli kullanımının da tedavi edici olmadığından bahsediliyordu.

Bilgi Özgürlüğü Yasası’ndan derlenen bilgileri içeren bir araştırma, son 30 yıldır, antidepresan ilaçların pozitif etkilerini gösteren araştırmaların, göstermeyenlere kıyasla yayımlanma olasılığının 12 kat fazla olduğunu göstermektedir. (Turner, Matthews, Linardatos, Tell ve Rosenthal, 2008) Bu eşitsizliğin sadece büyük ilaç şirketlerinin emsalsiz güçleriyle alakalı olduğunu varsaymak basitlik olur.

Scientific American dergisinde “Antidepresanlar: ‘İyi İlaç’ mı ‘İyi Pazarlama’ mı?” şeklinde isabetli bir başlıkla yayımlanmış bir makalede, depresyona sebep olan şeyin basit bir şeymiş gibi gösterilmesinden ötürü, geçtiğimiz yüzyıldaki tüm ilaç denemelerinin sadece %50’sinin yayımlanmış veya rapor edilmiş olduğu öne sürülmüştür. (Dobbs, 2006)”

Kararı siz verin! Kitaplar hakkında çok kısa bir özet geçtim ama ilgilenenler için kesin okunmalı! Bu arada umarım İlaç Sektörü bana fazla kızmaz, sonuçta bilimsel verilere göre bu yazının paylaşılma olasılığı, ilacı destekleyen yazılara göre çok daha düşük değil mi?

Brain2Brain – Nörobilimin Psikoterapi Üzerindeki Dönüştürücü Etkisi http://slnts.co/2gSF10t

Dönüşüm – DEHB Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu http://slnts.co/2xlMZdt

 

BİR CEVAP BIRAK