İçimden dökülenler…

İçimden dökülenler…

255
0
PAYLAŞ

Sene 1995 üniversitenin kantininde masadayım, okulun ilk günleri, tanımıyorum kimseyi. Elimde Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabı, gürültüde okumaya çalışıyorum. Arka masadan bir ses, kulağıma eğilerek, o zaman çok severek okuduğum Leman dergisinden bir espri yapıyor, kahkahalarımız birbirine karışıyor, kantindeki gürültü bile birkaç saniyeliğine kesiliyor…

İşte böyle başlayan ve tüm üniversite hayatım boyunca hiç ayrılmadığım hep yan yana olduğum eski dostum ile uzun zaman sonra telefon ile konuşuyoruz. Uzun zaman diyorum çünkü okul bittikten sonra başka şehirlere savrulmuş hayatlar, araya giren mesafeler ve zaman hiçbir şeyi eskisi gibi bırakmadı. Geçenlerde diğer üniversite arkadaşları ile bir araya gelmişler, içlerinden biri duydunuz mu Buket, Yaşam Koçu olmuş, üstelik kişisel gelişim üzerine de yazılar yazıyor, demiş. Şaşırdın mı diye sormuş, eski dostum. Ben hiç şaşırmadım diye devam etmiş ve o yıllardaki Buket’i konuşmuşlar.

‘Hatırlasana, içimizdeki en pozitif sendin, hiçbirimizin umutsuzluğa girmesine izin vermezdin. Yıllar sonra özünü bulmuşsun’ dedi. En umutsuz anımızda söylediğimiz şarkıyı anımsattı sonra;

Eksilmesin dudağından gülüşün, eksilse yaşamından güneş.
Yüzün kararmasın gecede, gülümse düşlerinde yine.
Nereye uçar turnalar, nereye gider gökyüzü
Alıp kanatlarına umutlarını geçmişin?

Sen yıkıldın altında göğün, yandın küçük bir pervane gibi.
Ah, küçük bir pervane gibi.

Kim götürdü bakışından ışığı, kim aldı gözlerinden onu?
Kadehlerden yüreğine boşalan acı bir umutsuzluk, o mu?
Kime söyledin derdini, kimi sevdin gizli gizli?
Kimler uyandırdı içindeki kötü kırık türküleri?

Ölenlerin adını unutma; türkülerin, meydanların.
Ah, bırakmasın onlar seni.
Ne de çabuk yıktın kendini sarıldın yalanlara, boşluğa.
Hey! Bak işçi tulumu giymiş umut!

İsterse uçsun turnalar, isterse gitsin gökyüzü
Alıp kanatlarına bulutlarını rüzgarın.

Nasıl da tanıyordu beni, insanın içini bu kadar net bir görüş ile görebilen dostu olması çok güzel. Ve evet, önce kendim, sonra beni ben yapan değerlerim ile tanıştım ben. İlk başlarda çok sarsıcı ve etkileyici oldu bu tanışma, (Sola Unitas ve orada ki çok değerli hocalar eşlik ediyordu bu sürece, binlerce teşekkür ediyorum şimdi onlara), ama sonra yüreğimin hafiflediğini, ruhumun özgürleştiğini hissettim. Değerlerimi besledikçe nasıl da mutlu olduğumu keşfetmek inanılmazdı. İşte burasıydı, bir şey eksik deyip hep aradığım.

İyi ve kötü yanlarımı görmek, şefkatle sarılıp kabullenmek, beni engelleyen gereksiz inançlarımdan kurtulmak, içimdeki öze ulaşmak yolunda büyük adımlar attırdı bana. Daha önce bilinçsizce yaptığım, insanlara yardım çabam, bir anlama bürünmüştü şimdi.

Koç’luk mesleği böylelikle girdi hayatıma. Şimdi her görüşme sonrası yaşadığım mutluluğun tarifi yok. Görüşme sırasında birbirimize duyduğumuz saygı, duyguların özgürce ortaya dökülmesi, gizli kalmış cevapların kendiliğinden dökülüvermesi, karşımdaki kişinin birebir değişimine ilk tanığın benim olmam, hayatımın mucizesi oldu.

Son 7 senedir, şehirden şehire taşınma, sevdiklerinden, ailenden uzakta olma, her gittiğin yerde yeniden yeni bir düzen kurma, kolay değil elbet. Ancak bahanelerin arkasına saklanıp, kendine acıyan Buket yok artık. Duygularını tanıyan, gerektiğinde her duygunun yaşanmasına izin veren, hayal kuran ve onların peşinden yılmadan koşan bir Buket var.

Demem o ki;

İnsanların çoğu hayatları boyunca konfor alanlarına sıkı sıkıya bağlı yaşarlar. Bu bağlılık hayatlarından geri kalan her şeyi görmelerini engeller. Arada bir değişikliği isteseler de korku ile geri kaçmalarına sebep olur.

Hayal kuramazlar örneğin, risk alamazlar, hep bir bahaneleri vardır, olmayan şeyler için. ‘Ama’ lar vardır cümlelerinde, sonrada ‘Keşke’ler.

İşte koç tam bu evrede sana ayna olur ve hayatının görmediklerini görmeni sağlar ve aslında hayatının değişebileceğine dair farkındalığa kavuşursun.

Bir koç ile çalıştığında, duvarlarını yıkarsın ve hayatın içinde uyanık kalırsın.

Seni sorduğu sorular ile öyle bir sarsar ki, egonu sorgularken, engellerini ve bağımlılıklarını gördüğünü fark edersin.

Kalbinden içeri yepyeni bir ışık girebilsin diye daha önce hiç bakmadığın yöne baktırır ve sen bir bakarsın ki orada bir pencere var açmanı bekleyen!

İçindeki gücü ve potansiyeli keşfettikçe, yapabileceklerine olan inancın artar.

Sihirli ve büyülü bir andır, kendini tanımaya başladığın an ve emin ol bundan sonra artık hiçbir şey aynı olmayacak…

İşte bu yüzden bu yılbaşı kendinize alabileceğiniz en güzel hediye koç’luk almak olacaktır.

Sevgi, umut ve barış ile…

Buket Özbek
Yaşam ve Öğrenci Koçu
NLP Master