Hubris Sendromu “Güç Zehirlenmesi”

Hubris Sendromu “Güç Zehirlenmesi”

131
0
PAYLAŞ

Hubris sendromu ya da diğer bir deyişle kibir sendromu, lider ya da yönetici pozisyonuna geldiklerinde kişilik değişimi yaşayan insanların yaşadıkları durumdur. Bu sendrom, iş dünyasında, politikada ya da diğer herhangi bir alanda görülebilir.

Konuya nörobilimsel açıdan bakıldığında bu tür insanlarda psikolojik bir değişimin olduğunu söylemek için herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak hem psikiyatri hem de psikoloji bu konuya eğilmektedir. Bu sendromun kendi başına bir rahatsızlık olduğunu söylemek ya da Narsist Kişilik Bozukluğunun bir alt türü olduğunu ileri sürmek doğru olmaz. Bu durum aşırı güçten kaynaklanır ve herhangi bir kişilik bozukluğuna benzer bir gelişim göstermez.

Bu konuyla ilgili ciddi ve akademik anlamdaki araştırmalar Birleşik Krallık’ta James Callaghan hükümetinin bakanlarından biri olan David Owen ve psikiyatr Jonathan Davidson tarafından yapılmıştır

Owen’a göre Hubris sendromu genellikle normal bir durum olarak görülmekte ya da en azından beklenmedik bir durum olarak algılanmamaktadır. Çünkü genellikle insanlar ileri düzeyde kendine güven ve hırslı olmanın güç isteyen herkesin ihtiyaç duyduğu özellikler olduğunu düşünürler. Ukalalığın, pek çokları tarafından liderlerin talihsiz özelliklerinden biri olarak kabul edilmesine rağmen böyle düşünen insanların büyük bir kısmı bu tür bir özelliğin bir dereceye kadar büyük  liderlerde bulunması gereken bir bedel olduğuna inanırlar.

Güç zehirli bir ilaç gibidir. Bu ilaca karşı koymak için gereken karakteristik özellikler her liderde bulunmaz. Bunu başarmak için sağduyu, espri anlayışı, ılımlılık, şüphecilik ve hatta alaycılığın bir karışımının bulunması gerekir. Bu özellikleri bir arada bulunduran liderlerde insanları etkileme ve kimi zaman da olayların gidişatını değiştirme kabiliyeti bulunur.

Owen, Hubris sendromunu başka bir benzeri olmayan ve sonradan edinilen bir kişilik bozukluğu olarak tanımlamıştır. Bu özellik yalnızca bir liderin belirli bir süre boyunca gücü elinde bulundurmasının ardından ortaya çıkar. Ayrıca bu sendromun oluşması için kişinin herhangi bir psikiyatrik hastalık geçmişinin bulunmaması gerekir.

Hubris sendromunun David Owen tarafından tanımlanmış olan 14 semptomundan öne çıkanları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kendini yüceltmek için güç kullanmak.
  • Kişisel imge konusunda takıntılı olmak.
  • Aşırı derecede kendine güven sahibi olmak ve bununla birlikte diğer insanlara aşağılayarak tavsiyeler vermek ya da onları eleştirmek.
  • Gerçeklerden uzaklaşarak bağlantıyı koparmak.
  • Adeta bir kurtarıcı gibi, ortaya koydukları şeylerin mutlak doğruları işaret ettiğini düşünmek.
  • Umursamaz bir biçimde ve düşünmeden hareket etmek.
  • Aşırı güven nedeniyle açık bir biçimde yetersizlikler sergilemek ve detaylara gereken önemi vermemek.

Bu semptomlar üzerinde araştırmalar yapan Owen ve Davidson, diğer kişilik bozuklukları ile çakışan özelliklerin bulunduğunu işaret etmişlerdir. Bu bağlamda, özellikle narsist kişilik bozukluğu ile örtüşen özellikler ön plana çıkmaktadır.

Hubris sendromunun 14 semptomundan yedi tanesi aynı zamanda Narsist Kişilik Bozukluğunun, iki tanesi de Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Histrionik Kişilik Bozukluğunun semptomlarıdır.

Owen ve Davidson yüz yıldan daha uzun bir süre içinde Birleşik Krallık’ta başbakanlık yapmış olan politikacılar ve ABD başkanlarını inceleyerek bu kişilerin hubristik özelliklerini masaya yatırmışlardır.

Son derece geniş biyografik bilgilere ulaşmak mümkün olduğu için başbakanlar ya da devlet başkanlarının bu tür çalışmalara konu olması doğal bir durumdur. Ancak Hubris sendromu güçle ilgili bir konu olduğu için şirketlerin CEO’ları gibi güç gerektiren mevkilerde bulunan diğer kişilerin de bu sendroma yakalanma olasılıklarının bulunduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Bertrand Russell bu fenomeni güç sahibi bir kişinin mental dengesinde ortaya çıkan problemler olarak görmüş ve işlemiştir. Güç kavramı ile normal dışı davranışlar arasındaki doğal bağlantıyı tanımlayan felsefeci, bu durumu “güç zehirlenmesi” olarak tanımlamıştır.

Bu durum, normalde son derece dürüst ve samimi olan insanların yıllar içinde biriktirdikleri güç nedeniyle zamanla davranışlarında bozulmalar görüldüğünü düşünmemize yol açmaktadır. İşte bu nedenle gelişmiş her toplumda gücün toplandığı odakların sosyal anlamda kontrol altına alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.