Hoşgeldiniz, Motivasyonunuz Nasıl Olsun?

Hoşgeldiniz, Motivasyonunuz Nasıl Olsun?

1252
0
PAYLAŞ

Hepimizin gündelik hayatta cümle içinde birkaç kez kullandığı bir kelime ‘Motivasyon‘.

Peki nedir bu motivasyon?

Fransızca ‘motivation’ sözcüğünden ’harekete geçiren’ ve Latince’de ‘movere’ ‘hareket’ anlamına gelen kelimelerden dilimize girmiştir. Konusunda uzmanlar tarafından çeşitli araştırmalar ve yorumlar yapılmıştır. En çok dikkatimi çeken Maslow’un

“Motivasyon sürekli devam eden ve bitmeyen bir dürtüdür. Her insan üzerinde etkisi kalıcı ve evrenseldir.” yorumu olmuştur.

İhtiyaçlara göre şiddeti, eksikliği veya fazlalığı değişkenlik gösterebilir. Motivasyon olumlu bir algı yaratsa da geniş zamanda  olumsuz sonuçlarda doğurabilir.

İç ve dış motivasyon olarak kendimce iki başlıkta kategori yapıyorum.

En önemlisi içimizde filizlenen ve yeşermeye her an hazır durumda bekleyen ‘İç Motivasyon’ tohumudur.

Özünde bu tohuma sahip olanlar otomatik olarak harekete geçme ve sorumluluk alma potansiyelini taşımaktadır. Ve istikrarlı başarı çizgisi oluştururlar. Bu motivasyona sahip olanlar başarı ve kazanca ruhunu beslemek ve kendini iyi hissetmek için ihtiyaç duyar.

Dış motivasyonda ödül, ceza, pirimin oluşturduğu klasik üçgen yönetim çatısı altında çalışanlar, belli bir süre sonra işe karşı etkinliğini kaybeder ve harekete geçmek için ödül mekanizmasını beklemeye başlar. Bu kapsamda sadece maddi ödüller ile motivasyon sağlamak isteyen yönetici ve işletmeler elde edecekleri başarı ve kazanç duygusu ile uygulamanın işe yaradığı düşüncesinde ısrar ederler. Beklenen sonuçlar elde edilemediğinde ise motivasyon adına herşeyin yapılmış olduğu düşüncesinin gücü ile denetim zamanlarında işletme organizasyonunda çatışmalar başlar.

İyi bir kariyere, dolgun CV ‘ lere sahip yöneticiler ve şirketler uzman oldukları alanlarda başarılı olsalarda personel yönetimi konusunda yetersiz kalabiliyorlar. Doğru yönetilemeyen motivasyon süreci de isteksizlik, performans düşüklüğü, aidiyet sorunu vb. sonuçlar ile işletme gündemine oturuyor.

Oysa yapılacak küçük esneklikler ile çalışanlar yönetim bacağında katılıma dahil edilebilir ve aktarılacak  sorumluluk duygusu ile maddi kaynaklı motivasyondan daha etkili ve sürekli olarak artan sonuçlar elde edilmesi beslenebilir.

Doğru planlanmış motivasyon çalışması en başında huzurlu, mutlu bir ortamın yanında inançlı, adil ve güvenli çalışma alanı gibi katma değerleri önce çalışanlar arasında sonra da bu çalışanlardan yayılan enerji ile işletmeye katkı sağlayacaktır.

“Motivasyon yakıt olarak amaç depolar vizyonla yola çıkar ve eylemle kendini gerçekleştirir.”
Pat Mesiti
Bu kadar önemlimi ki bu motivasyon?

İşinin kıymetini bilen, paraya ihtiyacı olan işine dört elle sarılıp, gözünü kırpmadan çalışır,

Geleceğini düşünen öğrenci kitap başından kalkmaz, ders çalışır.

Bu jenerasyon zaten hep böyle, hemen kendilerini bırakıyorlar.

Çok sık duyuyoruz bu sözleri değil mi? Sizce de böyle mi yürümeli işler?

Hangi pencereden baktığımıza bağlı olarak değişir gökyüzünde ki bulutların şekli ve rengi. Önemli olan ne görmek istediğimiz değil, ne görmemiz gerektiğidir. Tabi ki verilen her emek karşılığında hak edilen kazançlar vardır. Ama tutsaklık metodolojisine girmiş çalışma ortamı uzun vadede başarısızlık, zarar vb. kavramlar ile işletmenin üstünde dolaşan kara bulut haline gelecektir.

Şimdi biraz düşünelim.

  • Motivasyon insan ve çalışma üzerinde ne kadar önemlidir?
  • Ödül vermek mi zor, teşekkür etmek mi?
  • Motivasyon ve verimlilik denk olabilir mi?

X kuşağının son dönemleri ve Y kuşağının tamamı artık yaptığı işler için yöneticisinin, patronunun takdirini bekler psikolojidedir. Yüksek maaşların, sosyal olanakların yanında insancıl çalışma ortamları tercihler arasına girmiştir. Ama maalesef hala bu konuda büyük boşluklar içinde bulunan gerek kurumsal gerek küçük işletmeler bulunmaktadır. Ücret politikası mutlaka olmalı ve ekonomiye göre şekil almalıdır. Ancak bunun dışında yaptığı işi takdir ve teşekkür etmek ve bazen ödül ile destekleyip kendini özel hissettirmesini de sağlamak gerekiyor.

İlk yazımda bahsettiğim gibi miras aldığımız geleneksel yönetim biçiminde, halk arasında ki Tutumlu Olmak deyiminin gücü ile yaşanacak krizlere hazırlıklı olunduğu düşüncesi zihinlere işlenmiştir. Yetersiz ve verimsiz çalışmalara motivasyon, eğitim, ARGE ve planlama gibi etkenler doğru zaman da kullanılmadığı için, küçülme-büyüme politikasında kısa dönemli karlılık sonrasında ise kalıcı zararlara imza atılmaktadır.

Hepimizin dilinde, hafızasında yer etmiş Kazan-Kazan sloganı başarı zamanında takımlara söylenen destek marşı gibi olmakta, ilk başarısızlıkta ise marş yerini neden içerikli sorulara bırakmaktadır.

Motivasyon faktörünü yukarıda belirttiğim gibi sadece maddi kaynaklı değerlendirmek doğru değildir. Google gibi büyük bir global yazılım şirketinin gerek çalışma ortamının, gerek ücretlerin, gerek sosyal olanakların üst düzeyde olması bile çalışma sürelerini ortalama 1 seneden az hale getirmiştir. Rahat çalışma ortamı ve dolgun ücretlerin işe yaramadığı daha doğrusu üretime yaygın katkı sağlamadığı tespitini çıkarabiliriz.

Anlattığım bu süreçte motivasyon kavramını her zaman yanımızda ki bir çalışan gibi görmeliyiz. Çalışma ofislerimizin uygun hale getirilmesi, konforunun sağlanması, teknolojik ürünlerin en üst seviyede olması için yaptığımız yenilikler gibi motivasyon sürecini de sürekli yenilemeliyiz.

“Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Lao Tzu.
Buraya kadar olan bölümde fizyolojik ve sosyal etkenler ile yaratılan motivasyon sürecinin her iki kutuba verdiği örgütsel ve zamansal süreçleri anlatmaya çalıştım.
Peki  motivasyon ihtiyacımızı nerden temin ediyoruz? Hep çevresel etkenler mi? Güneş batıp görevini aya teslim ederken, bizler iş yerlerimizin, okul ve arkadaş ortamlarımızın, ailemizin dışında kaldığımız da demotive moduna mı geçiyoruz?
Asıl farkındalığın olması gereken ve kırılması gereken duvar burasıdır.  Mesnevi’de Mevlana’nın ‘’Senin gönlün değişirse, dünya değişir‘’ sözü yaşam alanımı yeniden yapılandırdı. Geçen zaman ile de içsel dünyamızda oluşturduğumuz olumsuz ve sabote edici sesleri duymamaya başladığımda, mutluluğumun ve yaşam kalitemin değişen seyri ile can suyunu alan filiz gibi coşkusunu yaşadım.

Hepimiz zaman zaman her şeyi ister ve düşünür hale geliriz. Ama çoğu zaman bu isteklerimiz eyleme dönüşmez. ‘İstemek başarmanın yarısıdır‘ yorumuda koruyucu meleğimiz olunca, yıllarca çok düşünen insanlar olarak gelip geçeriz. Gitmek istediğimiz şehirler, satın almak istediklerimiz, yaz tatilleri, sosyal etkinlikler gibi istekler ile listemiz her zaman doludur.

Peki isteklerimiz ve hayallerimiz için ne yapıyoruz?

Oyuncağa sahip olmak için usta bir tiyatro oyuncusu gibi oyununu sergileyen içimizde ki o çocuk nerede? İsteklerimizi bir solukta sayarken, ajandalarımız sayfa sayfa doluyor. Planlar yapıyor, bütçeler ayarlanıyor, yazıyoruz, çiziyoruz, konuşup paylaşıyoruz ve sonra ..

Sonra ne mi oluyor?

Bahaneler, engeller, yönlendirmeler ve olumsuz düşünceler ..

İyi işimiz olsun, unvanımız olsun, arabamız olsun, denize bakan bir ev ve tabi ki olmazsa olmaz yazlığımız bahçeli, havuzlu. Her ay yüksek maaşımız, sene de iki kere tatil..

Ama sandalye de oturup, elimdem bu kadar geliyor düşüncesi ile çalışıp, kalan zamanda da eleştiri yapıp şartlar ile kavga ederiz. Bunlar bana gelsin, benim olsun, bu benim hakkım, bende insanım.

Hepimizin doygunluk istediği o kadar çok noktası var ki, yaşamda bize sunulan sahne süresince oyunun sonunu getiremeyiz. Mutlu olmak için her şeyi düşünmeden yapabilir yada büyük kurgular ile hareket edebiliriz. Ama zamanla doğru bildiğimiz davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve bilgilerimiz bizi yolumuzda zorlar. Ya çok hafif ya da çok yüklü halde oluruz ve her iki durumda da raydan çıkar düşeriz.
Hayat kavramının özünü anlayabilmekte aslında şifreler. Özgür bir yaşam isteriz, konuşuruz, düşünürüz ve birşeyler yapmak gerektiğini anlarız. Ama ayağı iple sandalyeye bağlı ‘Fil‘ gibi sabit kalırız ki oysa tek bir hamle oyunu bize döndürüp, galibiyet getirecekken..

Yaşam iniş ve çıkışlarla çevrelenmiş bir dairedir. Başlangıç noktamızdan bitişe kadar mücadele, üzüntü, neşe, hastalıklar, başarı, kayıplar, kazanç, zorluklar vb. gündemlerle çevrilidir. Bu yolda herşey olması gerektiği için koşullanmış ve görevlidir. Hepsi ayrı bir değer ve olgunlaşma ile katma değer verir ruhumuza .

İyi ve kötü kavram kavgalarını zihnimizde tartışır ve sorunlara dönüştürürüz. Oysa insan olarak yaratılış gayesi diğer canlılar ile kıyaslandığında anlam arayışında olmalıyız. Kimliklerimizden, unvanlarımızdan, arabamızdan, bankada ki vadeli paralarımızdan , ebeveyn kimliklerimizden sıyrılıp kim olduğumuzu anlamalıyız? Ben kimim?

İşte gerçek motivasyon değeri bu sorunun cevabında başlayacaktır.

Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz?

Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.

Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin.

Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Sadece kendiniz için yaşayın ve,

– Konuşmadan önce dinleyin,

– Yazmadan önce düşünün,

– Harcamadan önce kazanın,

– Dua etmeden önce bağışlayın,

– İncitmeden önce hissedin, –

Nefret etmeden önce sevin, –

Vazgeçmeden önce çabalayın, –

Ölmeden önce yaşayın.

Hayat budur. Onu hissedin, Onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.

William Shakespeare

 

Ender ERMİŞ

Yönetici Koçu

BİR CEVAP BIRAK