Heyy, Ben de Güzelim

Heyy, Ben de Güzelim

199
0
PAYLAŞ

“Ben kendimi bildim bileli hep böyle azıcık tombiştim.” dedi kadın. Bir on dakika önce herkesin kendisini hani o esmer, hafif toplu, ay yüzlü, ünlü erkek türkücü var ya işte ona benzettiğini söylemişti bize. Tombiştim itirafından sonra gözlerimiz göbeğine takıldı “Ay, yok canım daha neler!” falan demedik. O da beklemiyormuş ki devam etti: “Hiç unutmam ilkokul 2. sınıfa gidiyordum. O zamanlar ront diye bir şey vardı; bir çeşit basit müzikli gösteri. Bizim sınıfın kızları okulun yılsonu müsameresi için ront oynayacaktı. Bir kız ortada mum olacak, gözlerini süze süze, titrek sesiyle

‘Ben kimsesiz bir mumum,

Böyle yanar dururum,

Etrafımda delice,

Ne dönersiniz kuzum.’

diye bir şarkı söyleyecekti. Hep bir örnek giymiş diğer 13 kız ise “Pervaneyiz döneriz, sen işine baksana…” diye başlayan gerisini artık hatırlamadığım bir şarkıyla yanıt verecekti muma. Bu arada mumun etrafında koşacaktık organize bir şekilde. Şarkıdan şimdi anladığım kadarıyla ateş ve ona koşan pervaneleri canlandırıyormuşuz. O zaman anlamamışım sembolik anlamını gösterinin. Ben de dâhil olmak üzere herkes, sınıftaki bütün kızlar ortadaki mum olmak istiyordu. Çünkü mumun solosu vardı, ortadaydı ve parlıyordu işte. Pervaneler bir gruptu ve açıkçası fazla mat ve sıradandılar. Çok fazla  mum gönüllüsü olunca öğretmen seçim yapmaya karar verdi. Ve içimizden en sarışın, en mavi gözlü, en narin ve en ince kızı seçti. Hayâl meyal adının Rengin olduğunu hatırlıyorum. Rengin tepede sıkı bir topuzla toplanmış sarı saçlarına çok yakışan limonküfü yeşilinde tüllü uzun elbisesi ile salınırken, biz pervaneler – özellikle benim de içinde bulunduğum esmer ve tombiş kız çocukları grubu – o zamanlar kirli beyaz dediğimiz, sonradan ekru gibi daha havalı bir adı olduğunu öğrendiğimiz renkteki 3 katlı eteği olan kostümlerimizin içinde keyifsizdik. Herkes değil belki, ama benim lideri olduğum bir grup öyleydi.

Ben çocukken çocuk psikolojisi diye bir şey henüz keşfedilmediği(!) için de açıkçası kimse ne kadar mutsuz olduğumuzu fark etmiyor, biz de duygularımızı anlatamıyorduk. Çünkü öyle bir gelenek de yoktu. O devirlerde duygumuzu deşifre edip anlatabilseydik eğer etraftaki yetişkinler şok olurlardı sanırım. Toplum buna hazır değildi. En fazla oflayıp poflardık, o da sıkı bir azardan ya da kaba etlerimize bir çimdikten sonra geçer giderdi.

Mutsuzdum seçilmemiştim. Genel geçer kıstaslara göre sınıfın en güzeli seçilmişti mum rolüne. En güzel de en sarışındı. Ama 14 kızın içerisindeki tek sarışın. Biz kumral ve esmerler çoğunluktaydık, çünkü bu toplumun genetiği buydu. Benim de içinde bulunduğum bu ırkın genetiğinde, o mucizevi DNA’lardaki şifreli bilgilerde benim esmer olmam, öyle selvi boylu falan olmamam, az biraz tombul olmam, biraz büyük popolu hattâ göbekli olmam yazıyordu. En eski siyah beyaz fotolarımda bile, minik bir kız çocuğuyken, kameradan korkup ağlarken sempatik göbüşümün çıktığını görüyorum. Ama seçilmem ve ortadaki mum olmam için olduğumdan farklı olmak zorundaydım. Ben ne isem dünyada kabul görmüş güzellik anlayışı tam tersiydi.

Bunun da bir çeşit estetik işgal olduğunu, güzellik normlarının Anglosakson ırkına göre ayarlandığını anlamam çok sonra oldu. Bugünlerde zenci barbi bile var raflarda, ama o devirdeki barbilerin hepsi sarışın ve mavi gözlüydü; küçük kadınlara işte ancak böyle olursanız sizi güzel kabul ederiz mesajını kafalarına vura vura veriyordu. Şimdilerde siyah saç dipleri uçlarındaki sarı saçlara savaş açmış, her ay bu savaşı kazanmak için kuaföre koşan pek çok orta yaşlı kadın o günlerin kız çocuğudur işte. Dev bir sektör besleniyor bu algıdan – sürekli daha ince, daha fit, daha sarışın, daha renkli gözlü, olduğumuzdan daha genç görünme gayretimizden. Yaşadığımız sürece hep akıntıya karşı kürek çekmemizi istiyorlar; dikkat etmeyi kestiğimizde hemen dolgunlaşan bedenimize, birkaç haftada diplerinden koyuları çıkan saçlarımıza, lensleri çıkardığımızda kahverengi olan gözlerimize, üst üste birkaç defa tatlı yediğimizde çıkan göbeğimize karşı…

Sağlık için bedenime ve kiloma dikkat etmeye sonuna kadar evet ama sadece estetik kaygılarla hiç tanımadığım birilerinin beni güzel diye onaylaması için kocaman bir HAYIR.

Ben kendi ırkımın özelliklerini taşıyorum ve böyle de çok güzelim.”

İşte böyle dedi ay yüzlü erkek türkücüye benzeyen kadın gittikçe heyecanlanan ve tizleşen sesiyle. Biz diğerleri hipnotize olmuş gibi dinledik onu. O bitirdiğinde garson soğuyan çaylarımızı tazeledi. Derken içimizden biri saate baktı “Eyvah,” dedi, “hemen kalkmam lazım, ‘pilates’e geç kalıyorum.”  Benim de kuaföre uğramam gerekiyordu, dip boyam gelmişti, toparlanmaya başladım sessizce.

Özlem Semiha Ayas