HEYKELTIRAŞ

HEYKELTIRAŞ

121
0
PAYLAŞ

 İlham kapısını bir gece yarısı çalmıştı; hemen oturdu tezgâhının başına.

 Aklındaki heykeli üç yöntemle de yapabilirdi: Oyma, biçimlendirme, birleştirme.

Büyük hevesle ellerini ovuşturarak, yeni eseri üzerine hayaller kurmaya başladı.

Ortaya çıkacak sanat için OYMA yöntemini kullanabilirdi mesela:

Tek parça kili önüne alıp, önceden hazırladığı KALIBA göre şekillendirebilirdi.

Veya BİÇİMLENDİRME yöntemiyle; YOĞRULABİLİR parçaları seçip, bunları bir araya getirerek KENDİ HEYKELİNİ yaratabilirdi.

Son seçenek BİRLEŞTİRMEydi: Elindeki uyumlu-uyumsuz küçük parçalardan rastgele kullanarak bir BÜTÜN yaratabilirdi.

Bir yandan düşünüyor, bir yandan çalışıyordu artık heykeltıraş: Heyecanlıydı, keyifliydi, kelebek gibi titriyordu elleri; kalbi kuş gibiydi: KENDİNE AİT, KENDİ İSTEDİĞİ GİBİ bi’ şey çıkacaktı ortaya en sonunda. Eserini GURURLA gösterecekti herkese. Ne de olsa hamur ONUN ellerindeydi; bu şey ne kadar kötü olabilirdi ki?

Kaç ESER yaratmıştı böyle.. Neredeyse hepsi de, bulundukları yerlerin en güzel köşelerini süslemekteydi. Hızlandıkça karışıyordu kafası.. çünkü  ne yapsa olmuyordu bu kez. Bir yeri düzelttikçe, başka bir yer sırıtıyordu. Beğenmedikçe değiştiriyor, parçaları eline alıp ovuşturuyor, ait olduğu yere tekrar yapıştırmaya çalışıyordu ama istediği gibi durmuyordu karşıdan. Vazgeçmiyordu; oradan koparıyor, başka yere koyuyordu ısrarla. Oturmuyordu işte, olmuyordu!

Zaman aktıkça donmaya başlıyordu kil; DONUYORDU heykel. Heykeltıraş sinirleniyor, ellerine direnen parçaları artık KIRARAK ayırıyordu BÜTÜN’den.

Kopardığı parçalar katılaşıyordu; ne heykele yarıyordu ne de heykeltıraşa. Yama gibi görünen, sonradan monte edildiği belli, birbirine uymayan ama karşıdan bakıldığında bir insana (!) benzeyen bu heykel çıldırtmıştı heykeltıraşı. Yerinden söktüğü gibi, fırlattı beton zemine binbir küfürle. BU KEZ OLMAMIŞTI.

…………………

Bazı insanlar HEYKELdir, bazı insanlar ise HEYKELTIRAŞ.

Bazı insanlar kabul eder rollerini.. ama bazıları, hayır.. şiddetle karşı çıkar.

Aşka başka şeyler karışır; tazeyken anlamazsın, neye dönüştüğünün farkına varmazsın.. ama sonra..

Evet; sonra bazıları HEP hamur olur birilerinin ellerinde, kaderine boyun eğer.

Bazıları ise direnir, donar zaman içinde.. ama durmaz hırslı heykeltıraş.

Kulağına çalınsa da, çalınmasa da.. bazı ilişkiler böylesi hikâyelerle doludur.

Kendine verilen şekli almaya gönüllü olan YAMALI heykeller ve onları şekillendirmekte kararlı, ona KENDİ ESERİ muamelesi yapan heykeltıraşlar..

Eğer heykel, kendine biçilen nihaî şekli bilmeden, kendini korumaya çalışırsa çabuk zedelenir, çabuk çöker, çabuk donar: KIRILIR sonunda. Karşı koyan heykel, heykeltıraşın bütün planlarını bozar.

Hadi, o heykellerin gözlerinin içine bak şimdi.. Göreceksin nefes aldıklarını.

Paramparça da olsalar, canları da yansa, BİTMEMİŞ gibi görünseler de hattâ..

Çöptedirler belki, öfkeyle bodruma atılmışlardır – gözleri boşluğa dalmış halde – sere serpe yerdedirler ve hatta bazıları artık YOKTURLAR.

Her şeye rağmen direnenler ise – azdırlar ama – YARATICILARI (!) fark etmese bile hâlâ CANLIdırlar; az buçuk kendileri gibi kalabildikleri için mutludurlar. Onları KENDİLERİNİN YARATTIĞINI iddia eden heykeltıraşlara rağmen, sana uzaktan muzur bir gülümsemeyle göz kırparlar.

Hangi tarafa ait olduğunu sorguladın sanırım bir an için, ister istemez: Heykeltıraşsındır belki.. ya da yamalı heykel.

Umarım geç değildir.

Ve.. umarım kendine sessiz sedasız vereceğin yanıt, seni gülümsetir. 

 

 

BİR CEVAP BIRAK