Her şeyi yapmak mümkün!

Her şeyi yapmak mümkün!

147
0
PAYLAŞ

Uzun bir tatil sonrası, yaz sonu ikindisinde çıkan rüzgârda saçları gibi kafasındaki tüm düşünceler savrulurken, öylece duruyordu. Çalıştığı binanın terasında, aşağıda deli gibi akıp giden araç ve insan kalabalığına bakıyordu. Birazdan güneş, o her gün saklandığı dağların arkasında bir yerlere çekilecekti yine. Çılgın kalabalık, sokakları boşaltacak, gece siyah bir Fransız danteli asilliğinde örtünüverecekti gökyüzüne.

Galiba en çok o vakitler kendi adımıza karar veremediğimiz, nerede ve ne yapıyor olacağımıza bir şekilde adını bilmediğimiz ama varlığını çok net hissettiğimiz topluluğun karar verdiği, çaresiz bedenlerimiz, yılgınlığa, yorgunluğa, umutsuzluğa, mutsuzluğa teslim oluyor. Başlıyoruz zamanın acımasızlığından, hayatın zorluğundan dem vurmaya. Gelmeyen sevgiliye, gidilemeyen yollara, iş yerindeki hiç bitmeyen haksızlıklara yeter artık diyememeye…

Oysa içimizdeki sonsuz kutsal gücün orda bir yerlerde bizim onu fark etmemizi beklediğini bilseydik böyle olur muydu?

İnsanın zamanını “Nerede” geçirdiği bedeni ile ilgiliyken, “Nasıl” geçirdiği kutsal bir güce, sınırsızlığa, yaratıcılığa sahip zihni ve hayal gücü ile ilgilidir.

Hayal gücünüzün gücü ve kudretini fark ettiğinizde, sonsuzluğun ve özgürlüğün anahtarının elinizde olduğunu göreceksiniz.

Hadi hiç beklemeden, hemen şimdi hayal dünyanızın bereketli topraklarında dolaşmaya başlayın. Tanrı Zeus ya da Tanrıça Hera’nın yapıp da sizin yapamayacağınız ne var?

Hiçbir şey…
Her şeyi yapmanız mümkün!

Bunun için süper güçlere sahip olmanıza gerek yok, insanlığın bütün parlak zihinlerinin, yaratıcı hayal gücü, sizin hizmetinizde. Tek yapmanız gereken uzanıp almak. İstediğiniz yere gidebilir, istediğiniz maceranın kahramanı olabilir, istediğiniz en tutkulu aşkları yaşayabilirsiniz.

Şimdi içinizden bazıları bedenin bizzat katılıp yaşamadığı olayların “Gerçek” olmadığını savunacaklar. “Gerçeklik” onların düşündüğü gibi mi sahiden?

Burada yapmaya çalıştığım şey, Antik Yunan’dan beri insanlığın aradığı gerçek nedir sorusuna yanıt aramak değil elbet. Ben sadece bedenin yetersiz kaldığı zamanlarda, hayal gücünün yaratıcılığının çok daha gerçek duygular yaşattığı olgusunu dile getirmek istedim. İnancım o dur ki, ona güvenip ona sığınırsak ayakta daha sağlam kalacağız.

Gerçeklik için bedenimize o kadar muhtaç olsaydık sanat olabilir miydi? O kadar roman, o kadar filim yapılabilir miydi? Şimdi bir düşünün, filim seyrederken ya da kitap okurken hiç ağlamadınız mı? Öfkelenip yumruklarınızı sıkmadınız mı? Bütün bu duygular gerçek ama bu duyguları yaratan olay gerçek değil. Sizin bedeniniz seyrettiğiniz ya da okuduğunuza bizzat katılmadı. Gerçeklik sadece bedenin yaşadıkları ile ilgili olsaydı hiçbir duygu hissetmiyor olurduk değil mi? Ama hissediyoruz, hem de tüm gerçekliği ile…

Öyleyse hangisi hangisine hükmediyor?
Beden mi?
Duygular mı?
Gerçekliği hangisi belirliyor?

NLP( Nöro Linguistik Programlama) tekniğinde 16 maddelik varsayımlarında der ki;
“Beyin kurgu ile gerçeği ayırt edemez”
Ve bu savı desteklemek için bir uygulama yaptırılır:
Kişi rahat bir ortama alınıp rahatlaması istenir. Birlikte hayal kurmaya başlanır. Hayalde kişiden, eve gidip buzdolabını açıp limon yemesi istenir. Uygulamanın sonunda, çalışmaya katılanların tamamı ağızlarında limon ekşiliği, burunlarında limon kokusu aldıklarını anlatır.

Şimdi bir daha sormak istiyorum size, gerçek nedir? Kime göre ve neye göre belirlenir?

Yeryüzünde, insanların sayısı kadar gerçek vardır. Siz kendi gerçeğinizi yaratın, hayallerinize sahip çıkın, hedeflerinizi belirleyin, plan yapın, vazgeçmeyin, göreceksiniz ki bedeninizde zaman gelmiş size eşlik ediyor…

“Hayallerinin peşine düştüğünde hiçbir ruh acı çekmemiştir.”
Paulo Coelho

Sevgi, umut ve barış ile…

Buket Özbek
Yaşam & Öğrenci Koçu
NLP Master

BİR CEVAP BIRAK