Hepimiz Katiliz?

Hepimiz Katiliz?

132
0
PAYLAŞ

Ruanda iç savaşını işleyen bir film izliyorum, dehşet içinde. Ayrımcılık yapılmasa savaşan taraflardan Hutu’lar ile Tutsi’ler arasında bir fark göremiyorsunuz.

Yani üç bacaklı, dört kollu falan değil hiçbiri. Dahası aynı kültürün içine doğmuşlar, evliliklerle kaynaşmışlar, zaman zaman en katı ayrımcı bile ötekileştirecek ayrıntı bulmakta zorlanıyor. Kararsız kalınınca baskın güçlerden yana oluyor tavır. Hutu-Tutsi melezi biri, iç savaş döneminin güçsüzü hangisiyse o kabileden sayılıyor ve katlediliyor, sanki bulaşıcı bir hastalıkmış, yok edilmesi gerekiyormuş gibi… Güç el değiştirince kıyım tersine dönüyor.

O iç savaş sürerken İnsan Hakları havarisi süper güçlerin başkanları “O ülkede bir soykırım yaşanması pek de önemli değil.” Diye açıklamalarda bulunmuşlar… İşte o soykırımın tarihteki izleri:

Ruanda Soykırımı, Ruanda‘da 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu‘nun, aşırı uç Hutular (Interahamwe) tarafından öldürülmesi olayıdır. Katliam, Tutsi destekli isyancı Ruanda Vatansever Cephesi lideri Paul Kegame’ye bağlı güçlerce, Hutu ağırlıklı hükümetin düşürülmesi ile son buldu. Ardından yönetimden güç alan Tutsilerin öç bahanesiyle saldırması sonucu yüzbinlerce Hutu, komşu Zaire‘ye (Kongo Cumhuriyetine) sığındı. Fransa, soykırımı gerçekleştiren Hutu hükümetinin o dönem içerisinde en yakın dostu ve destekçisi olması sebebiyle Ruanda Soykırımı’ndan en fazla sorumlu tutulan ülkedir…

Filmi izlerken bile durduğu yerde duramayan beynim, J.P. Sartre’ın “HEPİMİZ KATİLİZ” adındaki, Cezayir iç savaşlarını anlatan kitabına akıyor. Bir anda kendimi, işkenceci Cezayirlileri, işkence ettikleri Cezayirlinin başucunda oturmuş sohbet ederek bir şeyler atıştırmalarını izlerken buluyorum. Vicdanları yok, ruhsuz birer kukla gibiler. İpler kimin elinde mi? Yine o sözünü ettiğimiz “İnsan Hakları Havarisi” güçlerden birinin, Fransa’nın…

İşte o kandırmaca galeyana getirmiş Sartre’ı, “Hepimiz Katiliz”i yazmış. Defalarca evi bombalandığında bile yılmamış; sömürgeciliğin nasıl bir sistem olduğunu açıklamayı sürdürmüş. Hepimiz biliriz “düşünür”ün Nobel Ödülü’nü reddettiğini.

Birikimlerim arasındaki bu yolculuğu, Umut KISA’IN “AHUNA”SI yaptırdı bana. Daha naif, daha sıcak bir yaklaşımla. Sistematik nedenlerle silah kuşanan genç adamın çıkmazları ve o çıkmazların yol açtığı kafa karışıklığı… Kişi fiziksel açıdan mı, duygusal yönden mi, aklıyla mı daha ön planda olmayı hak eder? Öteki taraf kendi seçimiyle silah kuşandığı için daha mı suçlu? Peki ya sistemin silâhaltına aldığı genç, öbür cephede kendi karındaşını görürse nasıl davranır?

Olayların peşine takılmadan, neden sonuç ilişkisini göz önünde bulundurarak bir kez düşünmek bile yeterli, bu kirli oyunların kimlerin kurgusu olduğunu anlamamıza… Ya kendi içimizde çözüm üretecek, kukla olmadığımız gerçeğini haykıracağız, ya da bu günlerimizi aratacak yoğun acılara gebedir zaman. Gelecekteki yıllarda bu gerçeği görmemizi sağladığı için belki de bu günden teşekkür borçluyuz Umut Kısa’ya…

BİR CEVAP BIRAK